Kazım Koyuncu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kazım Koyuncu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Haziran 2012

Ölüm Sadece Bedenlere Gelir, Unutmadık Kazım Abi...


7 yıl önce bedenin toprak altına girdi ama ruhun hep bizimle Kazım Abi. Hala düşüncelerin aklımızda, şarkıların dilimizde... 26 Nisan 1986'nın bize yaşattığı acıların, bizden aldıklarının hesabını kimler verecek bilmiyorum ama senin ile aynı kaderi paylaşan Güven Abi'yi de unutmadık Kazım Abi. Dün de onun yanındaydık... Bu topraklarda sizlerin kaderini yaşayan nice kardeşimizi, annemizi, babamızı, amcamızı, dedemizi de unutmadık...

Evet, ölüm sade ve sadece bedenlere gelir. Ama çernobil çok erken aldı be abi sizleri bizden. Çok erken... Oysa yaşayabilirdiniz. Hayatı doyasıya yaşayabilirdiniz. Ama izin vermediler. İnsan hayatını sermayeye tercih ettiler...

26 Nisan 1986'dan bu yana yüzlerce eve ateş düşmüşken, Karadeniz karalar bağlamışken, Çernobil çocukları dün gibi aklımızdayken hala nükleer enerji için bu topraklar üzerinde planlar yapılmasına sessiz kalıyoruz.

Artık bazı şeylerin farkına varalım. Güven Abiyi, Kazım Abiyi zaten unutamayız. Karadenizin artık kaderi olan çernobil ölümlerini aklımızdan zaten çıkaramayız ama Kazım Abiyi, sevdiklerimizi anarken bizim yüreklerimizi dağlayan ve o felakete yol açan unsurları yok saymayalım.

Çernobili, kaybettiklerini unutma! Bu topraklar üzerinde nükleere izin verme!

Nurlar içinde yatasın Kazım Abi...

7 Kasım 2011

Ölüm Sadece Bedenlere Gelir, Doğum Günün Kutlu Olsun Kazım Abi...

''Doğumdan kana bulasan saatli bi bomba Çernobil.. Bi zaman patlayan.. Kaç kanda vardı bilinmeyen.. Kaç kanda olacak bilinmeyen.. Çoğu kader der ölümlere.. Karadenizimin kaderi,, hep aynı kader.. 6 sene önce bugün Kazım Abimize uğrayan kader'' demişti Bilsay, Güven Abi'nin vefatından sonra.

Böyle bir günde, Kazım abinin doğum gününde bunları dile getirmek istemesek de 26 Nisan 1986'dan bu yana o kadar ocağa ateş düşürdü, o kadar sevdiğimizi elimizden aldıki bu felaket... Dile getirmek istemesek de lanet okuyoruz işte...

Herşey bir yana,
Unuttuk sanmayasın abi, doğum günün kutlu olsun.
İyiki doğmuşsun, o şarkıları bizim içimize sindirmişsin.

Lanet olsun çernobil.

Nurlar içinde yatasın Kazım Abi. Unutmayacağız, unutturmayacağız... Doğum günün kutlu olsun...

26 Haziran 2011

Çernobil, Kazım, Güven...

Doğumdan kana bulasan saatli bi bomba Çernobil.. Bi zaman patlayan.. Kaç kanda vardı bilinmeyen.. Kaç kanda olacak bilinmeyen.. Çoğu kader der ölümlere.. Karadenizimin kaderi,, hep aynı kader.. 6 sene önce bugün Kazım Abimize uğrayan kader(!), dün Güven Abimize de uğradı.. Acımız da büyük, öfkemizde.. Boşuna Karadeniz isyanda değildir..

Tarih 26 Nisan 1986..Çernobil nükleer santralinde meydana gelen patlama sonucu atmosfere bol miktarda radyasyon salınır.. Çayımıza, suyumuza, toprağımıza, fındığımıza karışır.. Yabancı olduğumuz nükleer felakete karşı çaresizizdir.. Daha da acısı, tarafından korunmayı beklediğimiz devlet de çaresizdir.. Dönemin sanayi bakanı Cahit Aral, ekranların karşısına geçer ve “bakın ben içiyorum, siz de için.” diyerek çay içer.. İçtiği çayın hasadı Çerbobil’den önce yapılmıştır..

Bakan, geçtiğimiz günlerde verdiği bir demeçte o anları şöyle anlatır..

“Para çıkarıp çay aldırdım. Masanın üzerine torba torba koyduk, aleti getirdim hiçbirinde alarm vermedi. Bir televizyon getirttim. Açtırdım televizyonu ve ona doğru yürümeye başladım. Cihaz ötmeye başladı. Televizyonun yaydığı radyasyon daha fazlaydı.”

Demecinin devamında Türkiye’ye 3 değil 10 tane nükleer santral kurulması gerektiğini belirtir ve son noktayı da kendisine yakışacak bir biçimde koyar. “Karşı olan kutupta yaşasın.

25 sene öncenin bakanından, bugünün başbakanına geldiğimizde içimiz daha da yanar.
Japonya’da yaşanan radyasyon tehdidi ile gündeme gelen bazı ülkelerin nükleer enerji projelerini askıya alması konusunda Başbakan’ın yorumu;
”Nükleer enerji konusunda takvim işliyor, askıya alma gibi bir durum söz konusu değil. Riski olmayan hiçbir yatırım yoktur. Yani evinize Aygaz tüpü de koymamak gerekir. Veya bir doğalgaz hattı çektirmemek gerekir. Ülkeden ham petrol hattının geçmemesi gerekir. Çünkü bunlar hangisi olursa olsun herhangi bir tehditle veya saldırıyla karşı karşıya kaldığı zaman bunların az veya çok bir bedeli olur”

Radyasyonlu çay içmeye teşvik eden bir bakanın yerini, nükleeri Aygaz tüpüyle aynı kefeye koyan bir başbakan alır.. Hiç bir şey olmamışcılık 25 sene boyunca oynanmaya devam etmiştir.. Öyle ya, Hopa’da her üç ölümden biri kanserden değildir.. Çernobil çocukları hiç olmamışlardır.. Daha çocuk bile değilken, tiroid kanserinden, kan kanserinden ölmemişlerdir.. Kazım abi ölmemiştir mesela.. Güven abi ölmemiştir………………………………..

Oysa….Yaşayabilirlerdi……..

Güven abi dün Altınyurt Köyünde son yolculuğuna uğurlandı.. Orduspor bayrağı örtüldü üstüne, atkısı sarıldı boynuna.. Bu acı Orduspor tribünleri için bir dönüm noktası..
Toplumsal duyarlılığı olmayan tribün, futbolu halk üzerinde uyuşturucu gibi kullanan sistemin kirli oyununun parçası olmaya mahkumdur.. Her tribün, kendi yerel coğrafyasının aynasıdır.. Şehrin ayrı ayrı, aynı aynı bütün acıları, sorunları tribündeki yerini almıştır.. Hal böyleyken tribünün önce yerel halkına, sonra topluma duyarsız kalması hayatın doğasına terstir..
Güven Abiyi tribünde ne şekilde yaşatacağımız, kendimizi bu toplumsal, insanlığa dair mücadelenin neresine koyduğumuzu da belirleyecek.. Ya “Güven Abi ölmedi, kalbimizde yaşıyor!” diye birkaç tekrar yapıp, maçımıza döneceğiz,, ya da onu öldüren şeye, Çernobil’e, nükleere, sermayeyi insan hayatına tercih eden sisteme, onun küstah yöneticilerine, farkında olduğumuzu haykıracağız.. Ölümlerin kader olmadığını haykıracağız.. Avaz avaz bağıracağız,, gün gelecek yazacağız,, gözlerinin içine sokacağız,, hesap soracağız.. “Güven Abi ölmedi!” pankartının yanına “Çernobili unutma, Nükleere bulaşma!” pankartını koyacağız..

İşte o zaman, “uyuşturucu” değil, “UYARICI” olacağız..







............................
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...