30 Kasım 2011

Gerçekleşmeyen Transfer | Joseph Akpala






















Neredeyse her yazımızda dillendirdiğimiz, az kaldı gelmesine dediğimiz fakat isim vermediğimiz Akpala artık Ordusporlu. 1 aylık uğraşın sonunda mutlu sona ulaştık ve Belçika'nın Club Brugge takımında forma giyen 1986 doğumlu Nijeryalı milli futbolcu Akpala ile anlaştık. Herşeyden önce zorlu bir transfer süreci yaşandı ve yaklaşık 3 haftadır devam eden görüşmeler bizim lehimize sonuçlandı. Nijerya Milli Takımının da formasını giyen Akpala uzun zamandır Belçika 1. liginde forma giyiyor. Akpala uzun süredir gündememizde olduğu için kendisi hakkında uzun süredir araştırma yapıyorduk.

İlk paragrafı okuyup ne oluyoruz demeyin sakın : ) Paragraf aylar öncesine ait. Bu yazı taslaklarda bekledi uzun bir süre. Akpala transferi gerçekleşir gerçekleşmez çoğu transferi olduğu gibi Akpala'yı da duyuracaktık ama olmadı. Evet Akpala Orduspor'un kapısına kadar geldi ama bu transfer maalesef gerçekleşmedi. İsimi uzun bir süre sır gibi sakladık. Transfer gerçekleşsin diye en yakınlarımıza bile söylemedik ama sonra isim basına sızdı. Uzun uğraşlar, gelgitler sonrası Akpala ve Club Brugge şartları kabul etti ama artık çok geçti. Akpala'yı uzun süre bekleyen yönetim bir yol ayrımına geldi ve Stancu kiralandı Galatasaray'dan. Sonrasında da Akpala konusu gündeme geldi ama ekonomiyi daha zorlanmamak adına bu transferin defteri kapandı.

Uzun uzadıya bu transferin bize etkilerini yazıp çizmişim. Yazıya fazla dokunmuyorum. Olduğu gibi kalsın. Uzun zamandır bu yazıyı sandıktan çıkarıp yayınlamayı düşünüyordum ama bu geceye nasipmiş. Bu gece yayınlamamım sebebi Akpala'nın bu akşam yine gol atması ve Club Brugge'un 75. dakika 3-0 geride olduğu maçı deplasmanda 4-3 kazanması. Tarihe geçecek bir geri dönüşe imza attılar. 15 dakikada 4 gol atıp maçı kazandılar. Diğer bir istisna ise Brugge'un hocası. Geçtiğimiz günlerde Daum geçti takımın başına. Böyle zaferler her zaman güzeldir. Onun adınada güzel bir başlangıç olsa gerek.

Sezon başında vazgeçtiğimiz Akpala'nın bu sezonki istatistiklerine gelince ; 7 Avrupa Ligi maçında 7 gol attı Akpala. Ligde oynadığı 12 maçta ise 2 golü var. Bu sezon toplamda 20 maçta forma giyip 8 gole imza atmış.

Yazının devamı yazdan kalma : )


24 Ağustos 1986 doğumlu Akpala 1.85 boyunda hızlı ve bitirici bir forvet. Futbola Nijerya Lagos'da Coca Cola futbol akademisinde başlayan Akpala ilk profesyonel sözleşmesini Nijerya Premier Ligi takımlarından Bendel United ile yaptı ve 2005-2006 ilk profesyonel sezonunda Nijerya Liginde 19 maçta görev aldı ve 13 gol attı. Attığı 13 gol ile gol kralı olan Akpala Bendel Unitedtaki performansı sayesinde Belçika 1. liginin köklü takımlarından Charleroi'ye 264 bin Euro bonservis bedeliyle transfer olan Akpala, Charleoi formasıyla mücadele ettiği Belçike liginde 2 sezonda 60'ın üzerinde maça çıkıp 25 gol attı. Belçika liginde oynadığı 2 sezonda adından söz ettiren Akpala, 2007-2008 sezonunda 31 maçta forma giyip 18 gol atınca Belçika'nın en iyi takımlarından biri olan Club Brugge'e 3 milyon Euro Euro bonservis bedeliyle transfer oldu. Brıgge'deki ilk sezonunda 32 maçta 15 gol atan Akpala Belçika ligindeki üstün performansını Brugge forması ile de devam ettiriyordu. Totalde ise Club Brugge forması altında Belçika liginde ve Avrupa kupalarında 113 maçta forma giyip 35 gollük bir istatistiğe ulaşan Akpala aynı zamanda Nijerya Milli takımındada görev aldı. Nijerya Milli Takımında ise 7 maçta forma giyen Akpala 2 kez fileleri havalandırdı.


2006'dan beri forma giydiği Belçika liginde toplamda 56 gol atan Akpala aynı zamanda Brugge formasıyla 19 Avrupa Kupası maçında forma giydi ve 5 gol attı. Belçika liginde Charleoi'de forma giymeye başladığında henüz 20 yaşında olmasına rağmen genç yaşıyla önemli işler yapıp oynadığı ligin en iyi takımlarından birine yüksek bir bonservis bedeliyle transfer olup orda da iyi performansını devam ettiren Akpala artık Orduspor'umuz için ter dökecek.

Genel olarak istatiklerine bakacak olursak ;

2005-2006 Bendel United 19 maç 13 gol
2006-2008 Charleoi 60 maç 25 gol
2008-2011 Brugge 113 maç 35 gol
Nijerya Milli Takımı 7 maç 2 gol

Belçika cephesinden Akpala'nın transfer olayına bakacak olursak, Belçika sitelerinde ve Club Brugge taraftar forumlarında Akpala hakkında son zamanlarda çok fazla haber alıyordu. Çoğu haber sitesi Akpala için Brugge ile bir Türk takımının uzun süredir görüşme halinde olduğundan ve transferinin yakın zamanda gerçekleşebilme ihtimalinden bahsediyordu. Taraftar forumlarının genel görüşü ise Akpala'nın kesinlikle takımda kalması gerektiğinden yanaydı. Belçika basını ise bu transferi şaşkınlık verici olarak nitelendiriyor.



Şuandaki şartlarda bence alınabilecek en iyi futbolculardan birini aldık. Henüz 24 yaşında olmasına rağmen profesyonel kariyerinde önemli takımlarda forma giyen Akpala'nın 170'in üzerinde maça çıkıp, 70'e yakın gol atması ise onun nasıl bir golcü olduğunun ufak bir kanıtıdır. Nijerya'da kariyerine başladıktan sonra ilk defa ülkesinin dışına çıkmasına rağmen Belçika'da gösterdiği performans da uyum sorunu açısından sıkıntı çekmediğinin bir göstergesi. Dalmat, Garcia, Gosso gibi kaliteli isimlerin transferini ardından Akpala'nın da gelişiyle kadro kalitesi olarak tavan yaptığımızı söyleyebilirim.

Bu güzel haberi Akpala'nın gollerinin yer aldığı videoyu paylaşarak sonlandıralım. Yabancı bir stoper ve yabancı bir sol kanat transferinden sonra transferi %90 tamamlamış olacağız.

Takipte kalın... : )


1 Kötü Son, 2 Yeni Başlangıç

Bundan 4 sene once dunyadaki en iyi 10 hocayi say deseniz bana Guus Hiddink`i kesinlikle icine koyardim. Sadece bireysel olarak da degil, dunya capinda Maurinho, Ferguson, Guardiola, Scolari gibi bir kac isimle beraber kendi adini markalastirmis ender isimlerden Guus Hiddink. Ozellikle milli takim kariyeriyle zirvede olan Hiddink, 2. Turkiye macerasinda da basarisiz oldu. Ve kariyerinin ender kovulmalarina bir yenisini ekledi...

Peki neden tutmamisti asi. Yine yukselen bir diger takim Rusya`yi, daha oncesinde Guney Kore` yi basaridan basariya kostururken herkesin Turkiye`nin yuklelisini kabul ettigi bir donemde neden bizi Avrupa Kupalarina bile goturememisti. Evet gercekci herkes Almanya`nin oldugu bir grupta 1. olmayi beklemiyordu ama zar zor gelen bir 2.lik, bu surecte milli takimin asama kaydedemesi ve de Hirvatistan karsisinda gosterilen o korkunc oyun Hiddink`le olmayacaginin son kanitlari oldu artik. Turk medyasinin da en cok ustunde durdugu gibi Hiddink`in Turkiye ziyaretlerinin yetersizligi, takim ruhunun kaybolmasi, milli koltuga yapisan Oguz Cetin sorunsali ciddi buyuk sorunlardi. Fakat bana kalirsa, basari ve basarisizliklarimizdaki en buyuk sebep kisisel moral-motivasyon olarak cok etkilenen bir irk olmamiz ve Hiddink`in bunu gormezden gelmesi oldu.Tabi bu da, kendisinin Turkiye`de neden bir kez daha kaybettiginin gostergesi oldu diyebliriz.


Aslinda Turk futbolu olarak en buyuk eksikligimizin sistemsizlik ve yine her konuda oldugu gibi egitimsizlik oldugunu savunan birisi olarak Mahmut Ozgener`le beraber gelen Hiddink ve hatta alt-yapidaki Ersun Yenal yapilanmasini cok begenmistim. Turk futbolunun kaos futbol gucunun sistemle birlestigi anda Avrupa`nin Brezilya`si olabilecek bir potansiyele sahip oldugunu herkes konusurken. Hiddink gibi sistematigin kralini yazmis bir isimle bu ikiliyi birlestirebilecegimize inaniyordum. Fakat Hiddink inanmamis olacak ki, bildiklerini yansit(a)madigi gibi elimizdeki tek guce, duygusal yanimiza da fazlasiyla darbe vurdu. 3-0 lik Hirvatistan maglubiyeti sonrasi bile bize hala cok duygulsasiniz diyen bir Hiddink, zaten cok da ilgilen(e)medigi Milli Takimimizin basinda cok da durmayi hak etmiyordu. Ve beklenen oldu...

Hiddink sonrasi icin, Turk insaninin da en yuzde 90`in destek cikacagi bir karar verildi ve Turk antrenorda karar kilindi. Bazi beyni ag tutmus spor yazarlarinin `Terim veya Denizli` sesleri arasinda, gorevine cok yanlis baslamis TFF, dogru karari vererek gunumuz futboluna daha yakin, 4 buyuk(!) Takim ve taraftarlarindan uzak bir isme yoneldi ve Abdullah Avci`yi Milli Takimin basina getirdi.

Abdullah Avci`dan biraz bahsetmek gerekirse,


2005-2006 senesinde (bugunun milli yildizlari) genc takimla kendini fazlasiyla kanitlayan fakat gerekli lobisi olmadigindan sicrayisini yapamamis ve sonrasinda Turkiye`nin ilk projelendirilmis takiminin olusumunun basinda bulunmus ve o takimi 6 senedir sinirli butce ve taraftar destegiyle ligin kalburustu takimlarindan biri haline getirmis, konusmasiyla, durusuyla ciddi bir durus sergilemis bir isimden bahsediyoruz. Futbolun yeniliklerini takip eden, istatistikleri kullanmaya ve pas futboluna onem veren, 5 sene oncesinde devralmasi gereken gorevi bugun verilen bir isim Abdullah Avci. Ayni zamanda, boyle ust bir gorevi 5 senedir beklemesine ragmen onune gelen bir kac firsati (Galatasaray) takimini yari yolda birakmamak adina da durus gosterebilmis sayginlikta bir isim. Bu mevki icin dusunulebilecek diger iki isim Ertugrul Saglam`in Bursa`daki islerinin bitmemis olmasi ve Tolunay (Alt Yapi`nin basinda olacak) Hoca`nin son zamanlardaki dususunu de dusunursek, basari kriteri olarak da en uygun isim.

Eksik yani yok mu peki Abdullah Avci`nin? Var tabi ki, yabanci transferi ve butceleme konusunda cok yetersizdir mesela. 5 senedir yabanci transferinde israrla verim alamayan, yerli oyuncu olarak ise daha cok Istanbul kapisindan geri donmus isimleri ve gurbetci pazarina yonlenmis ve bunlardan da zaman zaman verim alabilmis bir isim. Dogru transfer konusunda yanlis yapsa da eldeki kadrodan maximum derecede yararlanmayi iyi bilen bir isim. Yani bir diger anlamda bu eksiklik milli takim anlaminda bir eksiklik degil. Bir diger eksik yonu ise medyanin cok uzerinde durdugu, bu zamana kadar yasamadigi olasi seyirci baskisina kaldirip kaldiramayacagi sorunsali ki ben bu konuda Abdullah Avci`ya herkesten daha cok guveniyorum. Bos zamanlarinda bile Maurinho kitaplari okuyan, oz-elestirisini yapabilen ve kendini hizla gelistirebilen bir isim oldugu icin medyamizin da `destek` olmasi durumunda bu baskiyi cok cabuk atacagina inanmaktayim. Zaten onunde bir sonraki turnuvaya kadar uzun bir donem oldugunu dusunursek, kendi oyunculariyla beraber dogru bir yapilanmaya gidebiliriz. Ayrica medyada kendisiyle ilgili bir PR calismasi oldugunu dusunmekteyim ki, milli takimin basina gectigi andan itibaren kendisini ciddi derecede televizyonlarda gormeye basladik.

Hirvatistan`in basinda gordugumuz Bilic`e, Almanya`nin basinda gordugumuz Low`e ozenecegimize kendi degerlerimizi yaratmanin zamani geldi. Ulke olarak en buyuk basarilarimizi Terim, Denizli ve Senol Gunes zamaninda ve bu isimlerin genclik yillarinda yasamis olmamiz bile Avci isminin ne kadar dogru oldugunu gostermekte. Bundan 5 sene sonra Turk milli takimini nerede goruyoruz dersek. Cekirdek kadrosunu kendisinin kurdugu, kaos fubolunun degerini bilen ve Turk futbolcusuna o destegi saglayabilecek, bu goreve (Hiddink`in tersine) fazlasiyla ac bir Abdullah Avci`yla (yillardir olusturamadigimiz) bir sistemimiz olabilir, Avci`yla beraber turnuvalara ara ara katilip suprizler yapacagimiza, o listeye Almanya, Ispanya, Ingiltere, Italya`yla birlikte ilk sirada yazilmaliyiz. Bu yuzden Turk halkina Abdullah Avci gibi icten yetisen bir degere tum anlamiyla guvenmesi ve destek cikmasi gerekte.


Gelelim zincirin son halkasina,

Hiddink`in kovulmasi ve Abdullah Hoca`nin milli takimin basina gecmesiyle hayirli bir degisim de Istanbul B. B. Spor`da yasandi ve 6 senedir Avci`nin yan koltugunda oturan Arif Erdem bosalan koltugu devraldi. Diger meslektaslari gibi futbolu birakir birakmaz kolay para (medyayi) ya da onu gorev basina getirebilecek herhangi bir klubu tercih etmek yerine, Turkiye`deki en iyi egitici hocalardan birinin yaninda kalmayi tercih etti. Yillarca attigi gollerle, asistleriyle, gol sevincleri ve adiyla ozlesen penalti atlayislariyla unlenen Erdem, simdilerde bu basariyi sahanin disinda gostermek amacinda. Saha icinde ve disinda cok sevilen Arif, eger ki bu sevginin otorite sikintisini yasamazsa Turk Ligi icin Arif Erdem gibi bir hoca cok buyuk bir lutuftur.



Benim de kisisel olarak cok sevdigim bir isim Arif Erdem. Galatasaray`in en sasali donemlerinde bile herkes Hagi, Hakan Sukur hayraniyken ben en cok onu severdim. Hakan Sukur`un yaninda barinabilen tek forvet olmasi, yaratici oyunu, asirtma golleri, siyah bogazli kazagi ve en onemlisi zekasiyla her zaman fark yaratan bir isim olmustu. Her ne kadar Arif`i dusuncesini her zaman topa yansitamayip sikca `Arif iyi dusundu ama olmadi` gibi yorumlarla hatirlasam da saha disindaki konusmalari ve eglenceli durusuyla sevdigim isimlerden olmustur. Futbolculugunun yani sira Hasan Sas`in unlu ucak hikayesinde `Speak Lan Kaptan` diyerek bizi gulme krizlerine sokan, Henry`e `Sen rahatsiz misin olm` diyen ve Turk Ligine farkli gol sevincleriyle eglence katan bir isim oldu Arif Erdem. Hocalik kariyerine de dogru adimlarla baslayan Arif Erdem her ne kadar rakibimiz de olsa, basarilar dilemek bize yakisir. Umarim Turk ligine deger katan basarili bir hoca olarak kazinir.


Arif`le ilgili video`yu da izleminizi oneririm. Kendisiyle ilgili en cok guldugum video diyebilirim. 25 dakika biraz uzun olsa da ozellikle 6.40. dakikadaki hikayeyi dinlerseniz hosunuza gidecegine eminim.

29 Kasım 2011

Gurbette Orduspor..!

Gurbette başkadır bu sevda. Ordu toprakları dışında heryer bize gurbet aslında ama kalabalık olmadığımız yerlerde daha bir başkadır daha bir zordur... Üniversitedeyken 3-4 arkadaş bir araya gelip Orduspor'un maçını izlemek için kafe kafe dolanırdık. O zamanlar D-Smart yayınlıyordu Bank Asya 1. Lig maçlarını. Sayı az olunca sıkıntı yaşardık. Çoğu zaman izleyebilmek için tartışırdık mekan sahipleriyle.

Diyeceğim o ki zordur ama güzeldir. Daha bir onur duyar insan. Belki bir elin parmaklarını geçmeyecek kadardırsın ama bu sevdayı yaşadığın yerdeki insanlar bile alışırlar artık senin heyecanına. Mersin İdman Yurdu maç yazısının yorumlarına bir takipçimiz şu cümleyi yazmış;

''Memleketin en doğusunda Iğdır'da küçük bir ilçede Orduspor merakını uyandırdık insanlarda. Bizi MorBeyaz diye çağırır oldular. Uzun lafın kısası bu takımı gerçekten çok seven her zaman yanında olan taraftarlarının üzülmemesi için herkesin görevini layıkıyla yapmasını bekliyoruz. Ordu'ya ve Orduspor'a selamlar...''

Yorumun altına ismini yazmadığı için kim olduğunu bilemiyoruz ama belki bu yazının altına tekrardan yazıp kendini tanıtır renktaşımız.

***

Türkiye'nin her şehrinde, her ilçesinde mutlaka Orduspor için atan bir kalp var. Çoğu üniversitede arkadaşlarımız örgütleniyorlar ve güzel şeyler yapıyorlar. Bulunduğumuz şehirde Orduspor maçının olduğu gün sokağa forma ile çıkmak bile aslında yapılabilecek en güzel şeylerden biri.

***

Üniversitelerden bahsetmişken, Erzurum Atatürk Üniversitesi'nde okuyan arkadaşlarımızı bu konuda ayrı bir yere koymak gerekir. Erzurum'dan toplanıp deplasmana gitmek dahil çok güzel organizasyonlarda bulunuyorlar. Hatrı sayılır bir sayıya da ulaşmış durumdalar. Onların Erzurum'da yaşayan diğer Ordululara, Ordusporlulara ulaşmasını sağlamak adına burdan bir bilgilendirme yapacağız. Gidemedikleri maçları zaten her hafta toplu olarak izliyorlar ama Beşiktaş maçında yine güzel bir organizasyon yapıyorlar.

5 Aralık Pazartesi günü Beşiktaş maçı için,
saat 18:30'da Merkez Kampüste, KYK önünde buluşuyor Fidangör AtaÜni.
Burdan maçın izleneceği yere toplu olarak geçiyorlar.

Erzurum'da yaşayıp, Erzurum'da okuyup bu topluluktan haberdar olmayan arkadaşlarımızı bu güzel gruba katılmaya davet ediyoruz.

Grubun organizasyonlarından BURADAN haberdar olabilirsiniz. Ayrıca birebir irtibata geçmek isteyenler 0554 448 23 54 nolu telefondan Selim İlker Özyurt'u arayarak daha ayrıntılı bilgi sahibi olabilirler.

27 Kasım 2011

Güzeller İçinden Bir Seni Seçtim | Dişi Menekşeler


Sabah evden çıkarken tereddüt ettim aslında,bünyem bir mağlubiyet daha kaldıramazdı. Futbol takımının dünkü mağlubiyeti sonrasında bugün de kadın basketbol takımımızın mağlup olması halinde haftasonum zehir olacaktı.

Formanın olduğu yerde olmak yakışırdı bize dedim ve fazla düşünmeden salona gittim. Orduspor mücadele edecekti sonuçta. Yense de yenilse de orda olmalıydım.

Rakip, lig ikincisi İzmir Konak Belediyesi. İki hafta önce ligin lideri Çankaya Üniversitesi'ni sallamış ama yıkamamıştık hatırlarsanız. Takıma yeni oyuncular gelmiş,daha da güçlenmişiz açıkçası.

Salon ise iki hafta önceki gibi. Tamamen dolu.
İşin enteresan tarafı 5 yaşındaki çocuk bile annesiyle sonuna kadar tezahürat ediyordu maçta. Yani seyirci yoktu salonda,herkes taraftardı.

Maça, Nilay,İpek,Simay,Canan ve Moniquee beşiyle başladık. Taraftarın da desteğiyle çok iyi iki periyod geçirdik ama ikinci periyodun sonuna doğru farkı kapattı İzmir Konak Bld. İlk yarı sonucu 29-28 lehimize sonuçlandı.

3.periyoda o kadar tutuk başladık ki,maç gidiyor diye geçti içimden. farkı 8 sayıya kadar çıkardı rakibimiz. Değinmeden geçemiyeceğim, hakemlerin saçma sapan düdükleri de farkın açılmasında büyük rol oynadı. İşte tam da bu saçma sapan düdklerin gelmesiyle taraftar sazı eline aldı diyebilirim.

Sahaya,hakemlere,rakip oyunculara ve benchine müthiş bi baskı kuran taraftarımıza, kızlar da eşlik edince 4. periyodda farkı eritip,öne geçtik. Bu hakemlere ve güçlü rakibimize rağmen tabiri caizse söke söke galip geldik. 53-49


Öyle müthiş bir atmosfer oluştu ki maçın son dakikalarında ne yapacağımı şaşırdım. Hem müthiş bir hırs vardı hepimizde hem de müthiş duygusallık. Gözlerim doldu bu galibiyet sonrası.

Bu galibiyetin alınmasında rol oynayan,emeğe geçen,Pazar günümüzü güzel yapan güzel kızlarımıza,müthiş taraftarımıza,teknik ve yönetim ekibine teşekkür ederim.

Simay 15 s 3 Rb. 1 As.
Tuğçe E. 9 s 3 Rb. 2 As.
Canan 6 s 4 Rb.
Tuğçe B. 4 s 1 As.
Derya 3 Rb.
Nilay 8 s 12 Rb.
İpek 12 s 6 Rb. 4 As.
Moniquee 3 s 10 Rb. 4 As.


26 Kasım 2011

Görünen Köy... | Orduspor 0 - 1 M. İdman Yurdu


Ligin başından beri her yazıda bize göre eksikleri yanlışları belirtiyoruz. Geçtiğimiz sezonda belkide en iyi zamanlarda burda eleştirimizi yaptık.

Bize kimsenin takım iyiyken iyisiniz hoşsunuz ama mağlup olunca eleştiri yapıyorsunuz demeye hakkı yok çünkü her zaman dile getirdik bize göre yanlış olan şeyleri.

Bu maçın hakemi belkide Türkiye'nin en kötü hakemlerinden biri bu bir gerçek. Bugünkü sonuçta etkisi de vardı. Yediğimiz gol, son dakikadaki penaltı pozisyonunu es geçmesi, yardımcıların gözünün önünde gerçekleşen müdahalelerde tepkisiz kalmaları vs vs. Ama bugünkü mağlubiyeti, kötü futbolu, çaresizliği sadece hakeme bağlarsak ancak ve ancak kendimizi kandırırız.

Bu maçta da bazı şeyler en üst noktaya tırmandı artık. Sinirlerimiz gergin. Takım mağlup olabilir, maç kaybedebilir. Hakem hataları bunda etkili de olabilir ama önce kendimize bakmamız lazım bence. Kayserispor maçında puan almak için ne yaptık ? Bu maçı kazanmak, lehimize çevirmek adına ne yaptık ? Sistem artık işlemiyor, tıkanıp kalıyoruz ama hala aynı sistemde ısrar ediyoruz. Sistemde ısrar etmeyi de bir yerde anlarım ama sistemin kötü gitmesine sebep olan futbolcular, sistem içinde yapması gerekeni yapmayan futbolcular da hala 90 dakika sahada kalmaya devam ediyorsa sorun asıl orda başlıyor bence.

Konuşulacak, yazılacak birçok şey var ama artık herkesin söylediği, dilden dile konuşulan fakat iyi gittiğimiz için önemsenmeyen bazı şeyleri ortaya dökme vakti geldi bence. Biz bunları satır aralarında her zaman dile getirdik ama sesimizin duyulması için daha fazla çaba harcamalıyız sanırım...
  • İlk olarak Tobias Nickenig. Gaziantepspor maçında dört dörtlük oynadı ama bir sonraki maçta kesik yedi. Üstüne üstlük 5 yabancıyla sahaya çıkarken Tobias'ı oynatmamanın mantığını çözemiyorum ben. Bir futbolcu iyi oynadığı bir maçtan sonra yedek kulübesine gidiyorsa, bir sonraki maçta ilk 18'de bile yoksa o takımdaki forma dağıtımının çok fazla adaletli olduğu söyleyemezsiniz. Nitekim Tobias bugün kulübede bile yoktu. Sakatlığı falan olduğunu sanmıyorum, öyle bir haber almadık. 5 yabancıyla sahaya çıkıp Tobias'ın 18 dışında bırakıyosun. İlk 18'de kim var Caner Osmanpaşa. ( Tobias maçtan birgün önce antrenmanda sakatlandığı için kadroya alınmamış... )
  • İlk haftalarda Fatih Tekke'yi çok konuştuk. Topsuz alandaki mücadelesi, yaşına rağmen çalışkanlığı vs tamamdı ama hep dedikki Fatih'e çok fazla yüklenmeyelim. Bugün Fatih iyi ama 34 yaşındaki bir futbolcunun 11 hafta sahada 90 dakika kalıp her hafta aynı performansı sergilemesini beklemek mantıklı birşey değil aksine hayalcilik olur. Fatih 4 haftadır kayıp. Sahada yok. Bu maçta olumlu kullandığı kaç pas var bilmiyorum. Şuandaki fizik durumuyla belki sahada en fazla 45 dakika kalması gerekiyorken 90 dakika sahada kaldı ( ! ) Aklım mantığım almıyor, anlam veremiyorum. Haftalardır yokları oynuyor, bu ısrar neden ? Biz Fatih'i silelim demiyoruz ama performansındaki düşüşü, saha içindeki ruhsuzluğunu görmek için Futbol dehası olmaya gerek yok. O kötü oynarken hala sahaya sürerek bir nevi Fatih'in taraftar gözünde tepki almasına da neden oluyor Metin Hoca.
  • Stancu konusuna da değinmek lazım. Stancu bugün kötüydü. 12 haftadır Fatih ilk 11'de takımın santraforu olarak sahaya çıkıyor. Stancu ilk transfer edildiğinde biz, basın, medya, Galatasaray taraftarı, hatta Staeau Bükreş taraftarı dediki Stancu ileri uçta oynadığı sürece elinden geleni yapar. Galatasaray'daki yarım devrelik macerasında Stancu'nun sürekli kanatta oynamasından dolayı gerçek kimliğini ortaya koyamadığından bahsettik. Bunu biz söyledik, Romanyalılar söyledi, Galatasaraylılar söyledi. Herkes söyledi. Biz ne yaptık ? Stancu'dan maksimum verim almak yerine onu orta sahanın her yerinde oynatarak oyunun içinde kaybolmasını sağladık. Stancu'nun mevkisini kestirebilen var mı ? Stancu'yu aldık diye Akpala'dan vazgeçtik. Stancu'yu orta sahada kaleden uzak oynasın diye mi aldık ? Allah aşkıma bir maç Fatih kulübede otursa bir kerede Stancu ileri uçta başlasa kötü mü olurdu ? 12 haftadır Fatih Tekke'nin o formayı giymesinin anlamı nedir yani ? Bu adam santrafor, kanat futbolcusu değil. Herkes söylüyor. Romanya istatistikleri, Galatasaray istatistikleri ortada, hala neyin peşindeyiz Allah aşkına ya ? Bu ısrar neden ?
  • Rotasyon dedik hiç ummadığımız birşey çıktı bugün karşımıza. Abdurrahman sahada Dalmat kenarda. Garcia'dan devşirme kanat oyuncusu yaratma amacındayız. Sol tarafta kim var ? Bekte Murat Kalkan. Peki ya önünde ? Kimse yok. 12 haftadır sol kanatımız yok. Deyim yerindeyse o mevkinin içini dolduracak bir isim yok sahada. Riberio'dan gram faydalanmadık. Elimizdeki tek kanat oyuncusu belkide ama kullanmadık işte... İki kanatı felç edip geriden top şişirerek mi gol bulacak bu takım ? Dalmat'ın maç içinde düşüşleri olsa da bu takımın topu ileriye götürmesini sağlayan 2-3 futbolcumuzdan biri. Rotasyon demişken bahsettiğimiz şey bu değildi maalesef. Abdurrahman Dereli'ye gelince, mecburiyetler dışında forma giyebilecek düzeyde değil kimse kusura bakmasın.
  • Banahane dedik sürekli. Neden yok, neden oynamıyor, neden ilk 18 de yok. En azından kadroya alalım son 10 dakika 15 dakika sahaya atalım göstersin kendini. Yetersiz falan filan demeyeceğim kimse kusura bakmasın. Benim Trabzonspor maçında sahada izlediğim Banahane'nin üzerine düşülseydi Fatih'in 4 haftadır sergilediği performansdan çok çok daha iyi bir performans sergilerdi. Taraftar baskılarından sonra Banahane ilk 18'de. 63. dakika gol yiyorsun. Biraz daha top yapabilmek adına Hakan Özmert giriyor. Tamam bir itirazımız yok. Eeee, sonrası ? Fatih kayıp, Stancu kayıp. Culio yerden kalkmıyor. 82. dakika Banahane Osei'yi ısınmaya gönderiyosun 86'da oyuna alıyorsun. 10 dakika önce oyuna girse kafamda hiçbirşey oluşmayacak. Kötü birşey düşünmeyeceğim. Tamam diyeceğim ama kimse kusura bakmasın. Maçın bitmesine 5 dakika kala bir futbolcuyu 3 dakika ısındırıp sahaya sürerken düşüncesinin ne olduğunu Metin Hocaya biri sorsun lütfen. Hatta biz soralım, amaç ney ?
  • Yediğimiz gole gelelim. Tam belli olmuyor ama Culio'ya belki dokunmuş olabilir rakip futbolcu. Yalnız Culio'nun yarım metre havaya sıçrayarak yere düşmesini gerektirecek bir müdahele yok pozisyonda. Koşuyor, mücadele ediyor, topu kaybettiği zaman rakibini kovalıyor tamam ama Culio faul almak için deyim yerindeyse kendini yere bırakmak için bahane arıyor. Ciddi söylüyorum, Orduspor'un maçını daha önce izlemiş olan bir hakemin aklında Culio'nun her düşüşünde soru işaretleri oluşur. Yine öyle bir pozisyon oldu. Hakem iyi bir maç yönetmedi. Yan hakemler berbat ötesiydi. Orta hakem beterin beteriydi ama o pozisyon için kızamıyorum. Culio'ya birisi bu huyunu değiştirmesi hakkında ricada bulunsa artık ? Çünkü inandırıcılığı kalmadı artık hakemlerin gözünde bu bir gerçek. Hakem demişken Sedat'ın son dakikada yediği tekmenin sesi tribüne kadar gitmiş ama penaltı yerine faülü Sedat'ın yaptığına karar verdi. Kendisi hakkında güzel şeyler konuşmadık.(!) Fatih kötü oynamaya devam ettiği halde forma giyiyor dedik ya, Culio'dan da haftalardır istediğimiz verimi aldığımız söylenemez. Kulübede İrfan var mesela. Kötü oynuyorsa keseceksin bu kadar basit. Kimsenin sahada çakılı kazığı olmamalı...
  • Birde şu var. Herkes yazdı, konuştu, eleştirdi, fikir beyan etti. Konu Metin Hocanın Trabzonlu takıntısı. Ben bu konu hakkında hiç fikir beyan etmedim. Çünkü profesyonel bir teknik adamın böyle bir ayrımcılık yapma ihtimali benim mantığıma ters geldi. Ama artık bazen acaba demeye başladım. Abdurrahman'ın durup dururken ilk 11'de başlaması, Fatih Tekke'nin 4 haftadır sahada varlığı bile hissedilmezken ilk 11 çıkmaya devam etmesi, 90 dakika sahada kalması, Nickenig Sedat arasındaki tercihleri, Caner'in ilk 18'de yer alması...
  • Ordu'da oynasakda, deplasmanda oynasakda sahaya önce mağlup olmayalım anlayışı ile çıkıyoruz. Hep söylediğimiz bişey vardı. Deplasmanda Onur, içerdeki maçlarda ise Hakan veya Ali oynamalı. Onur koşuyor, mücadele ediyor ama topla oynama kısmına gelince yetersiz kalıyor. Deplasmanlarda Onur'un oynaması gayet normal ama içerdeki maçlara artık kazanmak için çıksak ? Kazanmak için oynadığımız zaman nasıl oynadığımızı biliyoruz. Bursaspor maçının 2. yarısını hepimiz izledik. Antalyaspor maçının ilk yarısı ile ikinci yarısı arasındaki farkı hepimiz gördük. Hücumda hiçbir sıkıntımız yokmuş gibi sanki herşey defansta bitiyormuş gibi oynamanın artık bir şeye yaramadığını anlamışızdır umarım. Metin Hoca Kayseri maçında poziyon vermedik dedi ama yenildik. Biz kaç pozisyona girmiştik ? Bugünkü maçtan sonra içerdeki en pozitif futbollarımızdan birini oynadık, pozisyon vermedik dedi. Golü nasıl yedik ? Fornezzi'nin çıkardığı toplar neydi ? Bunları geçtim Yalçın ve Sedat ile geriden top şişirmek dışında hücumda gol bulmak adına ne yaptık ?
  • Oyuncu değişiklikleri ? Madde madde 12 maçta yaptığımız değişiklileri yazsam, öne geçtiğimizde, gol sıkıntısı çektiğimizde, geriye düştüğümüzde sayfalarca şey yazarız burda. Yedek kulübesinden oyuna yapılan etki kimse kusura bakmasın ama çok düşük. Bu konuda söyleyecek çok şeyim var aslında ama dahada fazla uzatmak istemiyorum.

Kafa şişirdik yine ama,

Çokda farklı şeyler, daha önce yazmadığımız şeyler yazmadık. Bir gerçek var irtifa kaybediyoruz. İyi gittiğimiz zaman söylediğim birşey vardı. Bu şekilde oynadığımız sürece bir sorun yok ama yere düştüğümüz zaman kalkmasını becerebilirsek işte o zaman takım olduk diyebilirim, demiştim. 4 haftadır yerdeyiz. Şuandaki görüntümüz de yerden kalkmanın kolay olmayacağını gösteriyor. Artık herkesin dile getirdiği, gördüğü yanlışların bundan sonraki süreçte yapılmamasını en azından dikkate alınmasını temenni ediyoruz.

Önümüzde bir Beşiktaş maçı var. Kazanabilirizde kaybedebilirizde ama öncelikle üstümüzdeki hastalığı atmamız lazım. Birşeyler yapmak lazım. Satır satır bunu yapalım, şunu yapalım demek yersiz olur. Beşiktaş, Sivas, Gençlerbirliği maçlarında ayağa kalkmamız lazım.

Son olarak Metin Diyadin'in ile taraftarlar arasında tartışma olmuş. Olayı birebir gören, duyan arkadaşlarımız var. Hoş şeyler değil, burdan dile getirilebilecek şeyler de değil ama aman Hocam. Yanlışların olsa da bu tür birşey yüzünden taraftar ile papaz olman senden çok şey götürür. Biraz daha dikkat..!

25 Kasım 2011

12. Hafta | Orduspor vs Mersin İdman Yurdu


Gün Orduspor günü...
Karşımızda Mersin İdman Yurdu,
Saat 16:00'da
Koray Gençerler yönetiminde.

Koray Gençerler ile başlayalım hemen. Bu sezon İBB deplasmanında 1:1 berabere kaldığımız maçı yönetti kendileri. Şansımızın pek tutmadığı bir isim genel anlamda. Mersin İdman Yurdu'nun ise bu sezon Ankara 19 Mayıs Stadyumu'nda Ankaragücü ile oynadığı ve 2:1 kazandığı maçın hakemiydi.

Ligin iki süpriz takımı karşı karşıya gelecek yarın (en azından bu yazıya başladığımda). Kurdukları kadro sonunda spor basını tarafından düşecek gözüyle bakılan o 2 takım bugün çok farklı yerlerde. İşte bu hafta 2 takımın gücünü sınaması bakımından çok önemli. Ligde oynadıkları takımlar genelde kendilerine göre daha derli toplu olan takımlara karşı yeri gelince 1 puan almak için çıkan Orduspor ve Mersin İdman Yurdu, yarın ilk hedef olarak 3 puan olarak çıkacaklardır sahaya. Bank Asya 1. Lig günlerindeki gibi. Mersin'e karşı son zamanlarda Ordu'da hep kaybediyoruz. Bu şanssızlığın bu maçta üstesinden gelinmesini temenni ediyoruz bir yandan. Seviyor Mersin Ordu'yu. Ordu'da oynadıkları son 3 maçı (Birisi Samsunspor'un cezası nedeniyle Ordu'da oynanmıştı) kazanmasını bilmişlerdi. İşin diğer boyutunda ise Orduspor'umuzun da Mersin'de şansının tutması var ki geçen sene orada 4:1 kazanılan maç hafızalardan kolay kolay silinmeyecektir.

Son 2 maçta ivmemizde düşüse geçmeye başladık. Beklediğimiz bir durumdu bu zaten. Biz zor maçlar periyodunun içine girmiş bulunuyorken, Mersin o periyodu atlattı diyebiliriz. Nispeten daha rahat bir fikstüre sahipler bundan sonra. Zorlu maçlarına rağmen 15 puan toplamaları onlar açısından başarıdır. Benim gözümde devre bitmeden 8 - 9 puan daha alabilirler. Mersin'e yeter de zaten bu puanlar. Mersin'in buralara gelmesindeki en büyük pay olan Nurullah Sağlam'ın bu başarıdaki yeride önemli. Son 2 maçını 2 puanla kapattılar ki, Moritz faktörüne değinmeden edemeyeceğim. Galatasaray maçında kaçırdığı penaltı, Trabzon maçında kendi kalesine attığı gol ile takımını bu maçlarda 4 puandan etti. Gerçi Trabzon maçındaki hava şartlarında atılan o gol için Moritz'e de çok yüklenemeyiz. Fenerbahçe ve Trabzonspor maçlarında yağan yağmurlara Karadeniz'den alışkınız ama Mersin'e o kadar yağmur yağdığını hiç bilmiyordum. Moritz demişken, kendisini Twitter hesabınızı takip etmenizi öneririm. Çok eğlenceli bir insana benziyor.

Galatasaray maçında belli zamanlarda galibiyeti kaçıran taraf olan, Trabzon maçında da maçın genelinde o hava şartlarında galibiyeti kaçıran taraf olan İdman Yurdu'na karşı, son 2 haftada oynadığı maçlarda hiçbir varlık gösteremeyen bizler için 3 puan çok önemli. Denk rakiplere karşı alınacak her 3 puan çok önemli diyelim yada. Çünkü bu ligin 2. yarısı hiçte kolay olmayacak. Biz gerçekci düşünelim. İlk yarı bitsin, bizi ligde bırakabilecek puanları alalım. 2. devre olayın daha çok zevk, heyecan kısmına bakalım.

Oyuncular dinlendirilmeli. Küçük bir rotasyon olmalı bu maçta takımda. Banahane'yi görelim, Orkan'ı görelim, Riberio'yu daha çok görelim. Bu maçı bu oyuncular olmadanda kazanabiliriz belki, daha önce kazandığımız gibi. Ama sen bu oyuncuları, sana denk bir takımla oynarken denemeyeceksen senden üstün olan bir takıma karşı zaten denemezsin. 11 hafta boyunca en büyük eksiğimiz, takımımızda bir Nobre'nin olmaması oldu. O zaman kendi Nobre'ni kendin çıkarmayı denemelisin oynatmadıklarınla.

Deplasmanda rahat oynayan takım Mersin. Bu sezon oynadıkları 5 maçta tek yenilgilerini Sivas'dan aldılar. 13 gol attılar bu maça kadar. Bu gollerin zaman dilimlerine bakarsak, bunların 3'ü ilk yarının son 15 dakikasında, diğer 3'ü ise 2. yarının ilk 15 dakikasında atıldı. Sırf bu istatistiğe bakarak konuşursak o 30 dakikalık süreçte daha dikkatli olmalıyız. Goller demişken Mersin'in en golcü isminin attığı 5 golle Nobre olduğunu belirteyim. O tarafta tüm maçları 90 dakika çıkaran oyuncu bulunmazken, en çok oynayanlar kısmında 878 dakika ile Mustafa Keçeli başı çekiyor. Onu 873 dakika ile Zurita, 856 dakika ile Boum takip ediyor. En hırçın isim dendiğinde ise İbrahim Kaş başı çekiyor. 9 maçta 7 sarı 1 kırmızı kart kolay bir istatistik değil.

Bizim tarafta Numan sakat, Emre Özkan ise cezalı olduğu için Mersin maçında forma giyemecek. Rakipte ise Çağdaş ve Zurita'nın sakatlığı mevcut. Bu 2 oyuncunun aynı anda olmaması bizim açımızdan avantaj doğuruyor. Zira bu 2 isimde takım için çok önemli oyuncular. Son olarak bahis oynayanlara bu maç için Ordu yener Mersin yener yada berabere biter diyemesemde, alt biter diyebilirim. Hatta eğer gol olacaksa tek gol olur, golü atan kazanır tarzında bir maç olur düşüncesindeyim.

Mersin İdman Yuırdu ile yarın 17. maçımıza çıkacağız. Toplamda oynanan 16 maçta 8 galibiyetimiz 4 beraberliğimiz ile 4 mağlubiyetimiz mevcut. Ordu'da ise oynanan 8 maçta 5 galibiyet 1 beraberlik ve 2 mağlubiyet aldık. Ortaya çıkan en farklı skor ise 2 maçta aldığımız 4:1 galibyetler idi. Bitiriyoruz, Orduspor - Mersin maçlarıyla;
1974-1975 (2. Lig Kırmızı Grup): Ordu 2:1 Mersin İdman Yurdu , Mersin İdman Yurdu 2:1 Ordu
1976-1977 (1. Lig): Ordu 1:1 Mersin İdman Yurdu , Mersin İdman Yurdu 1:1 Ordu
1977-1978 (1. Lig): Ordu 2:1 Mersin İdman Yurdu , Mersin İdman Yurdu 2:1 Ordu
1980-1981 (1. Lig): Ordu 1:0 Mersin İdman Yurdu , Mersin İdman Yurdu 1:0 Ordu
1986-1987 (2. Lig Grup B): Ordu 2:0 Mersin İdman Yurdu , Mersin İdman Yurdu 0:0 Ordu
2005-2006 (İddaa Lig A): Ordu 4:1 Mersin İdman Yurdu , Mersin İdman Yurdu 0:1 Ordu
2009-2010 (Bank Asya 1. Lig): Ordu 0:2 Mersin İdman Yurdu , Mersin İdman Yurdu 0:1 Ordu
2010-2011 (Bank Asya 1. Lig): Ordu 0:1 Mersin İdman Yurdu , Mersin İdman Yurdu 1:4 Ordu

Bruno'dan Haber Var...

Bruno'nun bizim için değerini tekrar tekrar anlatmaya gerek yok. Bizden sonraki futbol yaşantısı hakkında zaman zaman bilgiler verdik blogtan. Ordu'dayken bizim kralımız yıldızımızdı ama bizden sonraki futbol kariyeri çok sıradan devam etti. Flamengo'da yedek beklediği sezonların ardından Polonya ligine gitti ama orada da istediği performansı ortaya koyamadı.

Bu sezon Sırbistan'ın köklü takımlarından Kızılyıldız'a kiralık olarak verildi Bruno. Sırbistan'da Ordu'daki günlerine geri dönüş yapabilmek için çabalıyor olsa gerek. Nitekim görev yaptığı 15 karşılaşmada bu sezon 5 gole imza atmış.

Durup dururken nerden çıktı diyeceksiniz, bu hafta çok güzel bir gol atmış. Bu güzel golün hatırına Bruno'yu da hatırlamış olalım.



Orduspor formasıyla attığı birbirinden güzel 21 gol...


24 Kasım 2011

VAMOS AJUDAR O GUSTAVO


Başlıktaki ifadenin Türkçe anlamı, Gustavo'ya yardım edelim. Miguel Garcia'nın geçtiğimiz günlerde Porkekiz futbolcu Carlos Martins'in 3 yaşındaki oğlu Gustavo için takım arkadaşlarından ricada bulunması üzerine Orduspor futbolcuları Gustavo'ya uygun iliğin bulunabilmesi için kan bağışında bulunmaya karar vermişlerdi. Önümüzdeki günlerde futbolcularımız kan bağışında bulunacaklar.

Carlos Martins haberi alması üzerine ;

Orduspor’un böyle bir kampanya başlattığından dolayı çok mutlu olduğunu söyleyerek, “Türkiye’de böyle bir oğlumun kurtulması için böyle bir kampanya yapılacağını düşünmemiştim. Çok duygulandım. Garcia ile birlikte yıllarca aynı takımda oynadım. Garcia’nın isteği ile Orduspor takımının destek olmasından dolayı çok mutluyum. Umarım uygun donür bulunurda oğlum hayata döner. Ordu’da böyle bir kampanya’nın başlatılması beni çok duygulandırdı. Türk insanının yardım severliğini verilen destek ile hissediyorum. İspanya ve Portekiz’de kampanya başlamıştı, Türk insanının buna dahil olması beni sevindirdi. Umarım en kısa zamanda oğlum için uygun donür bulunur. Bu kabustan ailece kurtulmak istiyoruz.” dedi.

Resmi sitede yapılan haberin üzerine birçok Orduspor taraftarı kulübü mail ve telefon yağmuruna tutarak kan bağışı yapmak istediklerini belirtti. Bunun üzerine kulübümüz MedicalPark hastanesi ile anlaşarak bu yardımı Türkiye geneline yaymak için bir adım atmış oldu. Önümüzdeki günlerde bütün Medical Park hastenelerinde Gustavo için kan bağışında bulunabilecek.

Binlerce kilometre uzaktaki minik bir çocuğun yaşama devam etmesi için böyle güzel bir şeye vesile olmak gerçekten çok güzel. Olayın bir diğer boyutu ise yapılan kan bağışlarında Gustavo için uymayacak kanların belkide Türkiye'de başka bir ilik kanseri hastasının yüzünü güldürecek olması.

23 Kasım 2011

Nuri Şahin ve Real Madrid


Bazı futbolcular yeteneklerinden dolayı özeldir. Ama bazıları hem yeteneklidir hemde karakterli. Nuri Şahin yetenekli olmasının yanı sıra bir o kadar da karakteri düzgün olan bir futbolcu. Ne yalan söyleyeyim böyle ayrı bir sempatikliği var. Kendi adıma başarılı olmasını gerçekten gönülden istiyorum. Sakatlıktan çıktı ve bu akşam Şampiyonlar Ligi'nde ilk 11'de sahaya çıktı. Umarım devamını getirir.

Az önce rast geldiğim bir video çok hoşuma gitti. Bir Real Madrid Dortmunt maçı öncesi. Çok çok eski bir video değil. Nuri saha içerisinde top toplayıcı ve maç sonu Ronaldo'dan formayı nasıl alırım onun endişesinde... Şuan bulunduğu yer ve belkide 5 6 sene önceki o video onun hayallerinin hangi seyirde gittiğinin bir göstergesi olsa gerek...


22 Kasım 2011

Carlos Martins'in Oğlu İçin Kan Bağışı


Her gün yaptığım gibi Orduspor'un resmi sayfasını ziyaret ettim. İdman günlüğüne bakmayı düşünürken bu haberi gördüm resmi sitemizde.

Haberi aynen buraya yazıyorum;

Orduspor’un Portekiz’li oyuncusu Miguel Garcia, Portekiz Milli Takımı Oyuncusu arkadaşı Carlos Martins’in kanser olan 3 yaşındaki oğluna ilik bulmak için takım da kampanya başlattı.


Orduspor oyuncuları öncelikli olarak kan vererek doğru donür olup olmadıklarına baktıracak.

Carlos Martins’in ilik kanseri olan 3 yaşındaki oğlu Gustova için öncelikle takım arkadaşlarından yardım isteyen Garcia, “Doğru donürü bulmak için arkadaşlarımdan yardım istedim. Arkadaşlarım kanlarını vererek öncelikli olarak uyup uymadığına baktıracaklar”dedi.


Teknik Direktörümüz Metin Diyadin, antrenman öncesi futbolculara Carlos Martins’in oğlunun durumunu anlatarak destek olunmasını istedi. Orduspor’un oyuncuları ise donür olup olamayacaklarını öğrenmek için kan bağışında öncelikli olarak bulunacaklarını belirtti.


Orduspor’un Portekizli oyuncusu Garcia, “Carlos Martins ile aynı takımda yıllardır oynadım. Çok iyi bir dostluğumuz var. Carlos’un oğlunun başına gelenler hepimizin başına gelebilir. Bu zor günde birbirimize sahip çıkmalıyız. Orduspor da beraber oynadığımız arkadaşlarıma Carlos’un yaşadıklarını anlattım. Onlar da destek olacaklarını söyleyerek ilk etapta kan verecekler. Kan sonucuna göre uygun donür bulunursa küçük Gustova’yı kurtarmak istiyoruz.”dedi.


Garcia, takım arkadaşlarına yaptıkları destekten dolayı teşekkür etti.

Takımda böyle bir olay olmuş ve Garcia'da arkadaşının evladı için takım arkadaşlarından yardım istemiş. Sağolsunlar,futbolcu kardeşlerimiz de destek vermişler. Biz de taraftar olarak üzerimize düşeni yapıp kan bağışında bulunabiliriz diye düşünüyorum. Daha önce tribün gruplarımızın buna ön ayak olduğu kampanyalar vardı bilindiği gibi.

3 yaşındaki bir çocuğa belki de hayat verebiriz Türkiye'den. En azından denemiş oluruz. Belki o verdiğimiz kan bir başka çocuğun ihtiyacı olan kandır,kimbilir.

Bu konuda Garcia ve yetkili diğer kişilerle görüşmeyi düşünüyorum. Umuyorum ki taraftarımız da buna kayıtsız kalmayacaktır.

Banane..! Pardon, Banahane.


A2 takımımız bugün Samsunspor'u 4 golle geçti. Samsunspor'un kadrosunda A takımda oynayan Pal Lazar, Bülent Kocabey, Savaş Yılmaz gibi isimler varken bizim kadromuzda ise A takımda zaman zaman sonradan oyuna dahil olan İrfan, A takım kadrosunda yer alan fakat süre alamayan Müslüm, Banahane, Orkan, Abdülkadir gibi isimler vardı. İlk yarı Taşkın ve Banahane, ikinci yarı ise Müslüm ve Abdülkadir havalandırdı fileleri.

Banahane demişken A2 liginde 5. golünü attı. Onun durumunu merak eden arkadaşlarımız bugün Durugöl'deydi. Geçen hafta ise yine bir A2 maçında Trabzonspor'a karşı çok iyi bir performans sergilediğinin bilgilerini maçı seyreden arkadaşlardan aldık. Bugün maçı izleyen arkadaşlarımız da yine Banahane'yi çok beğenmişler.

Banahane ilk 11'de oynasın demiyoruz. Sahaya kurtarıcı olarak da sürülsün demiyoruz. Bu adam neden oynamıyor hiç demiyoruz ama merak işte... Banahane değilde Banane deniliyor sanki. Ligin ilk yarısının bitmesine sayılı haftalar kalmış ama sağlam bir futbolcumuz ve gerçekten umut vadettiğini düşündüğümüz bir futbolcumuz henüz A takımla bir maçın havasını solumuş değil. Bugün yarın Banahane'yisahaya sürüp hadi Banahane al bu maçı demek olmaz ama artık bu adama daha fazla Banane demesek ?

Son olarak, Banahane'den bu sene yararlanmayı düşünmüyorsak en azından Bank Asya'ya kiralık olarak verilmeli. En azından A2 liginden daha ciddi bir yerde mücadele eder ve daha fazla gelişim gösterir.

21 Kasım 2011

Blog Ödüllerindeyiz...


1.5 yıl gibi kısa bir süre geçmesine rağmen Divane Aşık Gibi'nin ciddi bir okuyucu kitlesi oluştu. Bizler bu satırlardan Orduspor taraftarının duygularına, düşüncelerine tercüman olmaya çalışıyoruz. Futbolun merkezine Orduspor'u koyduk ve Orduspor üzerinden burda futbolu nacizane yazdık. Çoğu zaman ülke futbolunu da kaleme aldık. Yazdığımız yazıların ve röportajların çoğu ulusal ve yerel basında yer aldı. Sponsorluğunu Türkcell'in yaptığı 4.sü düzenlenen Blog Ödüllerinde Divane Aşık Gibi Spor kategorisinde aday gösterildi.

Oy verme süreci biraz abartılmış olsa da okurlarımızın birkaç dakikasını ayırıp Divane Aşık Gibi için oylarını kulllanacağını temenni ediyoruz. Bu bir yarışma. Orduspor adının geçtiği her yerde bir iddia olduğuna göre biz de bu yarışmada iddialıyız.

Oy vermek için, BURADAN Blog Ödülleri'nin sayfasına gidip çok kısa süren bir üyelik sürecinden sonra oylarınızı kullanabilirsiniz. Şimdiden teşekkürler...

20 Kasım 2011

Forvet Gol Gol Gol | Kayserispor 1 - 0 Orduspor


Soğuk memleket Kayseri. Erciyes'in rüzgarı insanın yüzünü jilet gibi kesiyor. Hazırlıksız giderseniz yandınız. Hazırlıklı gidersenizde pek değişen birşey yok gerçi. Soğuk yine soğuk.

Gaziantep'den başlamıştı Kayseri yolculuğum. 5-6 saatlik bir mesafe vardı önümde, fazla uzun olmayan. Otobüsün sefer saati 00:32 olarak yazılmıştı bilete. Böyle bir tarifede ilk defa gördüm ne diyeyim. 00:35 olsa bi yerde anlarım ama 00:32 garip geldi biraz. Yer yer yağmur, yer yer göz gözü görmeyecej derecede muhtelif yerleri kapatan sis eşliğiyle, hafif Karadeniz'i andıran bir hava ile birlikte sabah 6'da indiğim Kayseri'de kar atıştırıyordu. Dışarıda gezmenin çok zor olduğu saatlerde, bi kahvaltı ile çay içip içimi ısıtmak isterken şehire çok erken düştüğümü farkettim. Zira şehir hayalet gibiydi, açık olan tek yer yoktu o saatte.

Kırıkkale'de okuduğum üniversite zamanlarında, birazda okuduğum bölümle alakalı ki çok bahsedilirdi Kayseri'den. İç Anadolu'nun en derli toplu şehirlerinden olması açısından çok örnek gösterilirdi. Üniversite döneminde gitmek için fırsatım olmamıştı ama çok merak ettiğim bu şehre gitmek cumartesi gününe kısmetmiş. Soğuk olmasa, şehri daha çok tanımayı isterdim. Eski halini bilmiyorum ama son zamanlarda büyük bir gelişme gösterdiğini tahmin ediyorum. Şehir merkezi görsellik olarak gayet iyi. Gittiğim hiçbir şehirde şehirin tam ortasında bu kadar çok tarihi yapıya rastladığımı hatırlamıyorum. Bu yönden gayet hoşuma gitti Kayseri. Şehir merkezinde zaman geçirecek fazla alternatif var mıydı eskiden bilmiyorum ama yoksa bile son zamanlarda yapılan eğlence yerleri Kayseri'ye bir canlılık getirmiş olabilir. Gelmişken eski stadyumun şimdiki durumunuda merak etmiştim. O statta unutamayacağımız anılarımız olmuştu. Zamanında Play Off maçları oynadığımız Kayseri Atatürk Stadyumu'nda, özellikle son zamanlarda Erciyesspor ile karşılaşma fırsatı bulmuştuk. Hatta yakın tarihlerde de Mehmet Öncan'ın kan içinde kalan fırmasını çamurla örtmeye çalıştığı o sahnede yine Kayseri Atatürk stadyumunda gerçekleşmişti. Şimdi Forum Kayseri yapıyorlar oraya.

Gün boyu Orduspor atkı ve beresi ile dolaştığım şehirde tek bir kötü tepkiyle karşılaşmadım. Ki maç öncesi konuştuğumuz diğer renktaşlarımızda Kayserispor taraftarlarına aynı şeyi ilettiler şehir ile ilgili. Bu konuda teşekkürlerimizi iletiriz bu satırlardan onlara.

Gün akşama yaklaşırken Kadir Has Stadyumu'nun önündeyiz artık. Yeni yapılan statlar için genelde şehir dışının seçildiği malumunuz. Kadir Has Stadyumu'da nisbeten şehir dışına yapılmış ama ulaşım açısından çok kolay yerde. Kayseri taraftarının stad uzak diye bir bahanesi olmamalı. Neredeyse dakika başı kalkan raylı sistem hattıyla şehir merkezinden 10 dakikada tam stadyumun önüne gelebiliyorsun. Erciyesspor'un yan sahası, bu stadın yanında çocuğu gibi kalıyor demek bile hafif kalır. Gelmişken orayıda gördük.

Stadyumun önündeyiz ya hani. İnanılmaz güzel bir stad. Dışarıdan fabrika görüntüsünü andırıyor. Alışkın değiliz böyle yerlerde maç izlemeye. "Neler yapmış adamlar" diye düşünürken, kendi stadyumumuzun maratonu geliyor aklımıza. Çok uzaklara dalıyoruz işte o zaman. İçeri giriyoruz, dibimiz düşüyor. Şahane! Bizlerde" köyden indik şehire" havası. Stada girer girmez ellerde fotoğraf makinası, stadyumun her yanı çekiliyor, o anlar ölümsüzleştiriliyor. Yorumlar yapılıyor, hepimiz imreniyoruz. Ordu Arena noldu bu arada ?

O stadyumun üzerine soba döşeyenler çok dualar aldı bizden. Zaten dışarıda soğuktan dizlerimizin titremeye başladığı dakikalarda, birde tribünde 2 saat o soğuğu yemek maçı işkence haline getirebilirdi.

Tribünler boştu maç başladığında. Kayserililer bu maçada ilgi göstermemişlerdi. Stadınız boş denildiğinde "stad büyük olduğu için az görünüyoruz" diyorlardı ama en azından bu maç için çok rahat söyleyebilirim ki bu maçta en fazla 4 bin 5 bin kişiydiler orada. Kayserililer, Kayserispor'u sevmiyorlar. Kayserispor - Erciyesspor - İstanbul takımları arasında sıkışıp kalmışlar. Kayserispor'u unutmuşlar, yada unutturmuşlar kendilerine. Böyle bir stadyumda maç izlemek gerçekten büyük zevk. Kayseri halkı ise bu zevki sadece İstanbul maçlarında tercih ediyorlar.

Maç öncesinde arkadaşlarla konuşurken 0-0'a kitlenir maç diyordum. Normal şartlarda kitlenecek gibiydi zaten. Kayserispor'u gözümüzde çok büyütmenin ceremesini çektik. İlk yarıda takımı beğenmeyenler azımsanmayacak kadar çoktu ama o kadar kötü bir görüntü koymadık ortaya fikrimce. Cesur olamadık sadece. Cesur olsak ileride daha çok pozisyon bulabilirdik. Daha çok kelimesi biraz yanlış oldu gerçi. Maç genelinde son 10 dakikayı saymazsak tek bir pozisyon bulamadık gibi.


Dedim ya 0-0'a kitlenecek gibiydi maç. Ta ki Yalçın o hatayı yapana kadar. Bu maçta kilidi yapılacak bir hata açacaktı ki piyango Yalçın'a vurdu. Talihsiz bir gol ile yenik duruma düştük. Geri ve orta tarafta normal oyunumuzu sergiliyoruz ama cesa sahası içerisinde kayboluyoruz. İyi günlerimiz olduğu kadar kötü günlerimizde olacaktı. İyi bir seri yakalamıştık, iyi gittik. Son 2 haftadır ise kötü bir seri yakaladık, kötü gidiyoruz. İyi iken herşey iyi ama şimdi ki dönem çok önemli. Sonuçta 2 3 maçta da gelecek kötü sonuçlarda hemen homurdanmalar ortaya çıkacak.

Futbolcularımızdan bazılarının haftalar ilerledikçe form düşüklükleri ortaya çıkmaya başladı. Fatih Tekke kaç haftadır yokları oynuyor. Cumartesi günü ise yokları oynamanın dibine vurdu. 90 dakika sahada kalması tam anlamıyla skandaldı. Düşünelim, ofsaytta atamadığı o golü ofsayt olmasada atamayacaktı. Skor 1-0 iken o pozisyonda o topu o kadar kötü bir yere göndermek pek doğal bir tepkiyle karşılanmazdı. Culio kesinlikle geldiği günki Culio değil. Stancu sağda eriyor gidiyor. Forvet namına hiçbirşey yok takımda. Eriyoruz ceza sahasında. Geldiğinden beri birçok dalda büyük başarılara imza atan Nedim Türkmen'in, 3 senedir şu takıma forvet kazandıramamasını aklım almıyor. Bu şehir fovette hangi bitikleri golcü etmemişti?

Metin Diyadin'i de aklım almıyor çoğu yerde. Fatih Tekke'nin 90 sahada takımda kalmasına anlam veremezken Nickenig'in sahada 5 yabancı olmasına rağmen ilk 11'de başlamaması da çok şaşırtıcıydı. Stancu'nun sağda erimesi, alternatifli kadroyu kullanmaması gibi durumlar dışardan bakınca eleştiriliyor işte.

Maç bitti 1-0 kaybettik. Kayseri'ye değil ama korkaklığımıza yenildik cumartesi günü. Takımda aksayan noktalar var ki normal de bunlar. 10 hafta aynı kadronun aynı istikrarı gösteremeyeceğini hepimiz biliyoruz. Metin Diyadin'de biliyordur bunu. Sonuçta ben daha okuma yazma bilmezken kendisi futbol oynuyordu. Bizlerin istediği bazı oyuncuların hakettiklerini alabilmesi. Geçen hafta kusursuz oynayan Nickenig bu maçta formayı sonuna kadar haketmişti.

18 Kasım 2011

11. Hafta | Kayserispor - Orduspor Maç Öncesi


19.11.2011 | Cumartesi
16:00
Kayseri Kadir Has Stadyumu

7 - 8 günlük zaman dilimlerine sığan 3 maçtan sonra arada sırada takımların nefes almasını sağlayan Milli Takım maçları arası deyim yerindeyse çoğu zaman hızır gibi yetişiyor. Bu durum belkide en çok bizim işimize geldi diyebiliriz. Gaziantepspor maçında eksiklere rağmen 1 puan aldık ama belkide Samsunspor maçından sonra ligdeki en sönük ve keyifsiz futbolu oynadık. Bu durumu eksiklere, yoğun maç trafiğine de bağlayabiliriz aslında ama önemli futbolcularımızın eksik olduğu ve performans olarak çok kötü olduğumuz bir haftayı daha kaybetmeden geçirmek bizim adımıza oldukça önemliydi. Nitekim bunu da başardık. Eksiklerimiz defansımızda olmasına rağmen defans hattı üzerine düşeni yaptı ve maçı hatasız tamamladı.

Maç yazılarında Ligin ilk yarısını ikiye ayırmıştık. Biraz daha zorlu olacak dediğimiz 2. periyod Gaziantepspor maçı ile başladı. Bundan sonra alacağımız puanlar ile belkide devre arası kendimize farklı bir yol ve hedef belirleyeceğiz. O yüzden bu maçlar oldukça önemli. Numan dışında eksik futbolcumuz yok. Sedat ve Yalçın'ın cezaları bitti. Deyim yerindeyse tam kadro sahaya çıkacağız. Milli takıma giden futbolcular ( Gosso, Stancu, Emre ) dışında takım dinlenme ve toparlanma fırsatı da buldu. Kadroda değişiklik olur mu tahmin etmek zor ama Nickenig'in Gaziantepspor karşısındaki olumlu futbolundan dolayı bir ihtimal Gosso'yu yanına alıp Nickenig'i tekrar sahaya sürebilir Metin Hoca. Ama bu ihtimali düşük bulduğumu söylemeliyim. Deplasmanlardaki stratejimiz belli aslında. Yine ilk yarım saatlik dilimde baskı kurup golü bulmayı deneyeceğiz. Golü atabilirsek maçı kazanabiliriz. 3 haftadır berabere kalıyor olsak da bu maç öncesi de zihinlerden 1 puan iyidir geçiyor genelde ama bence artık kazanma vaktimiz geldi. Sahaya kazanma isteğiyle çıkarsak ve takım gününde olursa maçı zor da olsa kazanırız ama Gaziantepspor maçındaki isteksiz ve kötü futbol ile sahada olursak 9 haftadır sürdürdüğümüz tılsım bozulur.

Rakibimize değinecek olursak söylenebilecek çok şey var aslında;

Kayserispor'un kurumsal yapısı, gurbetçi pazarındaki etkisi ve Süleyman Hurma'nın takıma kazandırdıkları anadolu takımarı tarafından örnek alınabilecek cinsten. Bursaspor'un yaptığı devrimi belkide çok daha önce yapabilecek olmalarına rağmen tek eksikleri Bursa'da bulunan futbol tutkusunun Kayseri'de olmaması. Belki'de Türkiye'nin en iyi stadlarından birine sahipler ama malesef o güzel stad çoğu zaman boş kalıyor. Bu ligin yenisi olduğumuz için ligin örnek alınabilecek kulüplerini çok iyi analiz etmeliyiz aslında. Bursaspor maçı öncesi Bursaspor'un örnek almamız gereken kısımlarından uzun uzadıya bahsetmiştik. Aynı şekilde Kayserispor'dan da örnek alabileceğimiz birçok şey var. Kurumsal yapısı, gurbetçi pazarına hakim olması ve bu pazardan yaptığı transferleri çok iyi paralara pazarlaması, transfer politikası başlıcaları olabilir...

Ligdeki durumlarına gelince ;

Lige kötü başladılar. Deplasmandaki Beşiktaş galibiyeti ve içerde Sivas'ı 6 golle mağlup etmelerinin ardından herkes toparlandıklarını düşündü ama Kayserispor 3 haftadır puan alamıyor. Kötü olan durum ise bu sezon bu seriyi hiç bi kadar uzun sürdürmemiş olmamaları. Her kötü gidişin ardından bir soluk almışlar. O yüzden Kayserispor'un durumunu ortaya koyunca bu maçın bizim için ne kadar zor geçeceği biraz daha ortaya çıkıyor. Şota takımını genelde 4-5-1 sisteminde oynatıyor ama içerdeki maçlarda ve maç anında çoğu zaman 4-3-3 dönüp oyunu ileride tutmaya çalışıyorlar. Takımın itici gücü Amrabat. Kötü gidişatta bile aradan sıyrılan isim oldu hep. Topu ayağına aldığı zaman ne yapacağı belli olmayan bir futbolcu. Bizde defansın önünde hangi ikili oynayacak şuan bilmiyoruz ama Amrabat'a özel bir önlem alınması gerekebilir. Belki Onur ile Amrabat'ı birebir oynatabilir Metin Diyadin. Takımın ileri ucunda emektar golcü Gökhan Ünal var. Kayserispor'dan sonraki her ne kadar düşüşe geçmiş olsa da bu sezon kendisini bulmaya başladı. Şuana kadar 4 golü var ve Kayserispor'un en önemli gol silahı. Ligin başından beri rotasyonu bol bir kadro ile yola devam etmelerine rağmen aşağıdaki kadroya yakın bir 11'le maça çıkacaklarını düşünüyorum.



Kayserispor'un istatiksel analizine ve aramızdaki oynanan maçlara gelince ;( Hüseyin Yücel'in katkılarıyla...)

Bu sezon attıkları 13 golün5'ini son 15 dakikada kaydetmişler. İçeride oynadıkları 5 maçta ise 1 galibiyet 1 beraberlik ve 3 yenilgi aldılar. Kendi sahalarında kazandıkları tek maç 6:2 biten Sivasspor maçı. Son 3 haftadır mağluplar. Kadrolarında bulunan Okay Yokuşlu henüz 16 yaşındayken ilk resmi golünü bize atmıştı Altay'da oynarken. Zaman zaman kadroda yer alıyor Okay. Benim ilk 11'e yazdığım Furkan yerine bir ihtimal Okay da formayı giyebilir. Takımın en golcü ismi 9 maçta 4 golle Gökhan Ünal. Khizanishvili ile Hasan Ali Kaldırım 10 maçtada 90 dakika oynadı. Peter Pekarik onları 883 dakikayla izliyor. Rakipte tek kırmızı kartı Navarro görürken Santana 8 maçta 6 sarı kart görmüş...

Bu maç iki takımın 19. maçı olacak. En son Kayseri ile 22 sene önce karşılaştık.Toplamda Kayserispor'un 7, bizim 4 galibiyeti mevcut. 7 maç berabere bitti. Kayseri'de galibiyetimiz yok. 9 maçta 2 beraberlik 7 mağlubiyet. Bu maç bu istatistiği kırarız belki. Bunlarda geçmiş maçlar;

1968-1969 (2. Lig Kırmızı Grup): Ordu 1:1 Kayseri , Kayseri 2:0 Ordu
1969-1970 (2. Lig): Ordu 1:1 Kayseri , Kayseri 3:0 Ordu
1970-1971 (2. Lig): Ordu 4:0 Kayseri , Kayseri 3:0 Ordu
1971-1972 (2. Lig Kırmızı Grup): Ordu 0:0 Kayseri , Kayseri 2:1 Ordu
1972-1973 (2. Lig Kırmızı Grup): Ordu 1:1 Kayseri, Kayseri 1:0 Ordu
1979-1980 (1. Lig): Ordu 1:0 Kayseri , Kayseri 0:0 Ordu
1985-1986 (1. Lig): Ordu 1:1 Kayseri, Kayseri 4:1 Ordu
1987-1988 (2. Lig Grup B): Ordu 2:1 Kayseri , Kayseri 1:1 Ordu
1988-1989 (2. Lig Grup A): Ordu 0:2 Kayseri , Kayseri 1:2 Ordu

***

Kayseri istatistiklerimiz pek iyi olmasa da bu sezon istatistikleri baş aşağı çevirdik. Takımımızı, futbolu özledik. Umarız Kayseri'den mutlu döneriz...

17 Kasım 2011

Sportif Direktörümüz Arhan Akün ile Röportajımız

Röportajlarımıza devam ediyoruz. Sportif Direktörümüz Arhan Akün ile çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Öncelikle kendisine her soruya verdiği samimi cevaplardan dolayı çok teşekkür ediyorum. Sessiz ve sakin bir şekilde aramıza katıldı Arhan Akün. Çok fazla konuşulmadı hakkında ama ben 19 yeni futbolcunun bir araya geldiği takımın ligin 10 haftası geride kalırken bariz bir uyum sorunu sıkıntısı yaşamamasını Arhan Akün'e ve teknik ekibe bağlıyorum. Yeni futbolculardan kurulu bir ekibin TAKIM olabilmesi çok kolay değildir ama biz bunu çok kısa bir zaman diliminde başardık. Sportif Direktörlük konusunda ise, burda uzun uzadıya Avrupa ve Türkiye karşılaştırması yapacaktım ama Arhan Abi kendi yetkilerini ve Türkiye'de Sportif Direktörlüğü çok iyi bir şekilde tanımlamış. Daha fazla uzatmadan röportajımıza geçelim...


Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Transfer haberlerinin yoğun olduğu bir zamanda Orduspor’da görev yapmaya başladınız. Yoğun transfer gündemi sırasında Orduspor’a katılmış olmanızdan dolayı gelişiniz sessiz ve sakin oldu. Bize kendinizden bahseder misiniz ? Arhan Akün kimdir, neler yapar ?
Arhan Akün: 1977 İstanbul doğumluyum. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme Bölümü mezunuyum. 2002 yılından beri profesyonel olarak futbol sektörünün içerisindeyim. Film izlemeyi ve spor yapmayı, özellikle de fırsat buldukça snowboard yapmayı seviyorum. Futbol zaten hayatımızın bir parçası..

Bildiğiniz gibi sizden önce Orduspor’a kısa bir süre Volkan Ballı Sportif Direktör olarak görev yaptı. Sonrasında yaşanan anlaşmazlıklardan dolayı yollar ayrıldı. Sonrasında ondan boşalan koltuğa siz geçtiniz. Orduspor’a geliş sürecinizden bahseder misiniz ?
Arhan Akün: Bu göreve gelmeden 1 sene öncesinde çalışmaya başlamıştık Nedim Bey ile. Orduspor’un kurumsallaşması adına, altyapı ve futbol okulları üzerine bir çok proje gerçekleştirdik. Sonra böyle bir pozisyon oluşunca başkanımız bu görev için beni düşündüğünü belirtti. Seve seve kabul ettim.

Daha önce uzun bir süre Beşiktaş’ta görev yaptığınızı biliyoruz. Kocaelispor’da da bir dönem çalışmışlığınız var. Bu iki takımda hangi pozisyonlarda görev aldınız ?
Arhan Akün: Beşiktaş’ta görev yapmadığım bölüm yoktu neredeyse. Bir tek sahada yer almadım. Serdar Bilgili döneminde göreve başlamıştık. Beşiktaş Kulübündeki ilk kurumsallaşma çalışmaları bizim dönemimize denk gelmişti. Bu yoldaki en büyük eğitim ve tecrübemi burada kazandım diyebilirim. Kocaelispor’da ise danışman pozisyonundaydım.

Türkiye’de Sportif Direktörlük görevinin Avrupa’daki yetkilerle donatılmadığını biliyoruz. Avrupa’da çok daha kompleks bir yapıda ve yetki olarak hayli donanımlı bir görev iken Türkiye’de bu durum çok farklı. Görevinizin tam olarak tanımını yapacak olursak, Orduspor’da göreviniz nedir ?
Arhan Akün: Türkiye’de sportif direktörlük kavramı tam olarak oturmuş değil. İdari Menajer, Genel Menajer, Sportif Menajer, Genel Direktör, Sportif Direktör. Kavramlar karmakarışık, her kulüpte aynı tipteki kişiler farklı sıfatların altında. Biz bunu Orduspor’da oturtacağız. Görev tanımlamalarının bir kulüpte ne anlama geldiğini net bir şekilde biliyoruz. Başkanımız bu görevi verirken geniş yetkiler tanımladı bana. Kulübümüzün futbol organizasyonunu başarı ile yürütüp daha da ileri götürmeye çalışıyoruz. Avrupa’nın önde gelen kulüpleri ile temas kuruyoruz, nasıl bugünlere geldiklerini örnek alıyoruz. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok, bunun için önümüzde güzel örnekler var. Önümüzdeki günlerde altyapımızda da çalışmalarımız olacak, Orduspor’un geleceğini planlıyoruz ama önce geçiş sürecini başarılı atlatmak zorundayız. Sanırım bu açıklamalarla görev tanımımı da size yapmış oldum.

26 yıl uzak kaldığımız bir lige çok iyi bir başlangıç yaptık. Geride kalan 10 haftanın kısa bir özetini yapabilir misiniz ? Neleri doğru yaptık, neleri yanlış yaptık mesela ?
Arhan Akün: Geride kalan 10 haftayı puan durumundaki yerimiz özetliyor aslında. Transfer politikamız, takım ve oyun disiplinimiz en önemli doğrularımız. Elbette ufak tefek yanlışlarımız da oluyor ama bunlar şimdilik bende kalsın. Geçiş sürecindeyiz ve olabildiğince dikkatli olmamız gerekiyor.

Takıma geldiğiniz ilk gün ile şimdi arasında bir kıyaslama yapacak olursanız neler değişti ?
Arhan Akün: Az önce de belirttiğim gibi, kulüp olarak Adan Zye bir geçiş sürecindeyiz. Kıyaslamayı size şöyle yapabilirim, 4-5 ay önce süper lige çıkmaya hak kazanmış bir Orduspor vardı. Şimdi ise 19 yeni futbolcunun yanında teknik ekip ve personeli de sayarsanız aşağı yukarı 30 yeni insan, bu insanların birbirlerine ve şehre uyumu, yepyeni bir tesis, yepyeni bir çim saha, süper lige hazır hale getirilmiş bir stadyum, sponsorlar, 10 maçta 1 yenilgi alan ve kalesinde en az gol görerek süper ligde altıncı olan bir Orduspor var.


Ligin ilk yarısını iki parçaya ayıracak olursak fikstür bakımından ikinci parça biraz daha zorlu. Kayserispor ile başlayıp Mersin İdman Yurdu ile devam edeceğiz ama sonlara doğru Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor ile zorlu maçlara çıkacağız. İlk 10 haftada yakaladığımız bu performansı ilk yarının 2. Yarısına yansıtabilir miyiz ? İlk yarının kalan haftalarında takımdan beklentileriniz neler ?
Arhan Akün: Ben kalan 7 haftada 21 puan bekliyorum. İlk 10 haftada başa baş oynamadığımız, bizden çokça üstün bir rakip gördünüz mü? Bazı maçların bazı bölümlerinde yeni bir takım olmamızdan kaynaklanan bocalamalarımız, baskı yediğimiz zamanlarımız elbette oldu ama oyun disiplininden koptuğumuzu gördünüz mü hiç? O zaman neden 7 maçta 10 puan bekleyelim ki. Her rakibimizi yenebilecek bir kadromuz, teknik direktörümüz ve vizyonumuz var. 7 hafta sonunda belki 5 belki 15 puan toplayacağız bu ayrı ama ben 21 puan bekliyorum. Büyük şeyler olmasını istiyorsak önce hayal etmeliyiz. Hayalini kurmadığınız bir şeyi gerçeğe dönüştüremezsiniz.

Ligde şuan bulunduğumuz durum heyecan verici. Başkanımızın yaptığı açıklamalar da taraftarı bir o kadar heyecanlandırıyor ama bizim genel görüşümüz daha temkinli. Bu sezon ligde kalmanın başarı olduğunu düşündüğümüz bir ortamda Orduspor’un bu sezonki hedefi nedir ? Bu hedeflere ulaşmak için neler yapmalıyız ?
Arhan Akün: Sanırım bu sorunun cevabını az önce kısmen verdim. 7 maçta 21 puan bekleyen biri tabii sezon sonunda şampiyonluk bekler  tabii bunun da bir zamanı var. Lige yeni çıkmış her takımın ilk hedefidir ligde kalmak. Biz de tabii bunun bilincindeyiz, ayaklarımız yere basıyor, hedeflerimizi sezon içerisinde hep birlikte belirleyeceğiz, önce kalmayı garantileyip sonra play-off’u zorlayacağız.

Genel olarak oldukça alternatifli bir kadroya sahip olmamıza rağmen sakatlıklar harici oluşan zorunlu ihtiyaçlar dışında sahaya çıkan kadromuzu artık ezbere biliyoruz. Sahip olduğumuz kadro zenginliğini tam olarak avantaja çevirdiğimiz söylenemez. Bu konuda ne düşünüyorsunuz ?
Arhan Akün: Eğer ki kadronuzu ezbere sayabiliyorsanız asıl avantaj olan budur. Lige yeni çıkıp 10 haftada tek mağlubiyetle altıncı sıraya yerleştiyseniz kadroda yap-boz oynamaya gerek var mı? Sisteminizi belirlersiniz, iskeletinizi oluşturursunuz, ondan sonra oyuncularınızın performansına göre rotasyona gidersiniz. Elbette zamanı geldiğinde biz de rotasyona gideceğiz ama yine söylüyorum ki önce atlatmamız gereken bir geçiş sürecimiz var bunu da hocamızın yerinde tercihleri ile başarı ile atlatıyoruz diyebilirim.

Yine rotasyona değinecek olursak, Fatih Tekke’nin şimdiye kadar gösterdiği performanstan dolayı çok mutluyuz. İleri uçta çok fazla çeşitlilik yaşamadık aslında ama Trabzonspor ile yapılan sezon açılışı maçında taraftarın çok beğendiği Banahane Osei henüz herhangi bir lig maçında kadroya girebilmiş değil. Taraftarın önüne çıktığı ilk maçta takdir toplamış, izlenerek alınmış genç bir futbolcunun 10 hafta geride kalırken hiç şans bulamamış olması bizleri merak içinde bıraktı. Osei’nin durumu nedir ? Şimdilik yetersiz mi ? Bu sezon mor-beyaz forma içinde izleyebilecek miyiz onu ?
Arhan Akün: Osei yetenekli bir futbolcu. Şansızlığı önünde Romanya milli takımının forveti Stancu ve Türkiye’nin en kariyerli futbolcularından biri olan Fatih Tekke var. Tabii bir de yabancı kontenjanı sorunu. Osei hırsıyla hepsini aşacak, kendisini hazırlıyoruz, hiç merak etmeyin vakti geldiğinde onu tüm Türkiye’ye izleteceğiz.

Yabancı futbolcularımızla en yakın diyalog halinde olan kişilerden birisiniz. Yabancı futbolcularımın Ordu’ya ve Türkiye’ye alışma sürecinde karşılaşmış olduğu sıkıntılar illaki olmuştur. Bu zaman sürecinde onların Ordu’ya alışmaları ve sosyal hayatları konusunda yaşadıkları, alışmakta zorluk çektikleri şeyler hakkında bize neler söyleyebilirsiniz ?
Arhan Akün: Sezon öncesi kampı tamamlayıp Ordu’ya geldiğimizde10 tane yabancı oyuncuyu aynı anda evlerine yerleştirmek, arabalarını hazırlamak, tamamen yabancı oldukları bir ülkeye ve şehre alıştırmak, eşyaları, internet bağlantıları, banka ilişkileri derken zorlandığımız bir dönem oldu, kaldı ki kadromuzda ilgilenmemiz gereken 19 oyuncumuz daha vardı. Özellikle birlikte çalıştığımız Barbaros Bey gerçekten mükemmel iş çıkardı, yabancı oyuncuları adeta kendi evlerinde hissettirdi, bu sayede şehre alışmaları çok zor olmadı diyebilirim. Sosyal hayatlarına gelince, yoğun maç temposundan zaten sosyal hayata fazla zaman kalmıyor. En zorlandıkları konu ise, kendi ülkelerinde bir iş için örneğin ayın 10’unda bitecek sözü aldıklarında o iş ayın 10’unda biter. Biz de ise maalesef böyle bir şey yok.



Takım içindeki ortamı taraftar her zaman merak eder. Arkadaşlık ortamının iyi olduğundan şüphemiz yok ama en’leri merak ediyoruz. Aklınıza ilk kimler gelir bir sıralama yapacak olursanız ?
Arhan Akün: En’ler sorusu her zaman zorlayıcı olmuştur benim için. Takım içindeki ortam beni mutlu ediyor. Örneğin, şu anda tesislerdeki odamdayım, üst katta Emre Özkan’ın odası var, toplanmışlar odaya, kahkaha sesleri aşağıya geliyor. Gosso ile de bir şeylere gülmek için aynı dili konuşmanıza gerek yok.

Türk futbolunun son dönemde yaşadığı sıkıntılar ortada. Öylesine saçma ve kötü bir gündemle başladık ki sezona 26 yıl aradan sonra gelen şampiyonluğu dahi doya doya yaşayamadık. Bu gündem içinde Orduspor’un duruşu çoğu kesim tarafından takdir edildi. Kulüp olarak yaşanan gelişmeler karşısındaki duruşumuz hakkında neler söylemek istersiniz ?
Arhan Akün: Eğer birileri futbolu kirlettiyse bunun cezasını çekmeli. Bu konuda başkanımızın tavrı son derece net ve doğruydu. Yoksa bizler burada taraftarlar tribünde neden emek versin ki? Bazı kesimler ceza verilsin istemiyor. Çünkü o zaman dengeleyemedikleri bütçeleri iyice altüst olacak. Bizim ise öyle bir korkumuz yok. Biz önümüzdeki 5 senenin planlamasını şimdiden yaptık.

Lig öncesinde yaşanan karmaşadan, iddialardan dolayı lig geç başladı ve bunun sonucunda da karşımıza Play Off sistemi çıkarıldı. Bu sistemin neden çıkarıldığını hepimiz az çok biliyoruz. Uzun vadede Anadolu takımlarının şampiyonluk hayallerine limon sıkabilecek bu sistemi bu sene kendi lehimize kullanabiliriz. Keza ilk 8 içinde yer alırsak önümüzdeki sezon Avrupa Kupalarında mücadele etme şansı bile yakalayabiliriz. Play of sistemi için uzun vadede ve kısa vadede düşünceleriniz neler ?
Arhan Akün: Play-off sisteminin iyi ve kötü tarafları var. Örneğin play-off’a giremeyecek takımlar için lig 8 Nisanda bitecek. Yeni sezonun Ağustos sonunda başlayacağını düşünürsek aradaki 4.5 ay çok çok uzun bir süreç. Diğer tarafından bakarsak orta sıradaki takımların da bir hedefi olmuş oluyor. Ligi erken bitsin diye maçlar iç içe birbirine girdi, takip heyecanı kalmadı taraftarda. Statlar boş. Uzun vadede bu sistemin devam edeceğini düşünmüyorum. Fazla derbi maç oynansın heyecan artsın diyorlar. Geçen sene 1 ay içinde 5 tane Barcelona-Real Madrid maçı oynandı. Kaç tanesini aynı heyecanla izlediniz?

Yabancı futbolcular konusunda sezon öncesindeki görüşümüz %50 ile isabetin yeterli olduğu yönündeydi. Ama beklentilerimizin çok daha üzerinde netice aldık ve Culio, Gosso, Stancu, Garcia, Dalmat, Nickenig, Fornezzi ile deyim yerindeyse tam isabet sağladık. Devre arası için konuşmak belki erken ama önümüzdeki sezon için yada uzun vadede bu olumlu transferlerin devamını sağlamak adına ne gibi çalışmalar yapılıyor ?
Arhan Akün: Transfer yaparken her türlü detayı araştırıyoruz, sadece geçmiş senelerdeki maçlarına bakarak oyuncu almıyoruz. Bu çalışmaları devam ettireceğiz, oyuncuları canlı izleyeceğiz. Ayrıca Türkiye’de de oyuncu izleyen scout ekibimiz var. Tabiî ki tutturamayacağımız transferler de olacaktır ama oyuncu almış olmak için almayacağız, parayı sokakta bulmuyoruz, emeğimizle kazanıyoruz.

Yoğun bir zamanda bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Son olarak söylemek istedikleriniz neler ? Divane Aşık Gibi’yi takip ediyor musunuz, olumlu olumsuz eleştiriniz varsa duymak isteriz.
Arhan Akün: Divane Aşık Gibi’yi takip ediyorum ve çalışmalarınızı, röportajlarınızı ve yazılarınızı kaliteli buluyorum. Son olarak ise; Bizi izlemeye devam edin..

** ''Bu röportajın kaynak gösterilmeden yayınlanması durumunda yasal yollara başvurulacaktır...''

12 Kasım 2011

Nerdesin Ey Ruh? | Türkiye:0 Hirvatistan:3


Mac oncesi son basin toplantisinda Hiddink diyor ki;" Hirvatlar'a zor anlar yasatacagiz." Evet normal bir cumleydi bu. Ama mac oncesine kadar. Aciklamanin tersine yoksa Hirvatlara mi unutulmaz anlar yasatacaktik acaba.. Hiddink??

Teknik taktik konusulucak ne var ki su macta? Hollandali beyzadenin tek forvet israri, uzun defans oyunculari icinde eriyip giden bir Burak, dokulen bir Gokhan Gonul ile yirtinan bir Sabri kimi icin tribune oynuyordu kimi icin ise mucadelenin tek ornegi idi sahada. Kisacasi dun aksam İstanbul'da ezilen bir Milli takim. Sonra ne oldu peki? Tek rengin kaybolup bin bir rengin ortaya ciktigi, topcularin seyirciye seyircinin topcuya kufurleri ile geceyi daha da rezil bir hale gelen milli hezimet.

Maç bitti ertesi gun konuşulanlar, klasik hale gelen bir sorunun yeniden alevlenmesi ile maclarin Istanbul'da oynatilip oynatilmamasi, bazi futbolcularin milli takimi birakmasi gerektiği söylemleri. Beyzade Hollandali'nin takimdaki heyecani torpulemesi, bizlere duygusalsiniz diyipte coskumuzun heyecanimizin yitip gitmes. Kimisi taraf olup tuttugu takimin oyuncusu yermezken, ezeli rakibinin oyuncusu icin "sari kart yediler, hemde bilerek" tarzında yazılarıyla, söylemleriyle guzide basinimizin renk renk olan yazarlari... Hani dun sahada topcunun seyirciye, seyircinin topcuya kufrettigi kadar siyah beyaz olan basinimiz iste. Kimisi Temmuz'dan yana bu surecin buralari geleceğini soylemisti, dogruluk payida vardi belki ama silkinemedik kendimize gelemedik dostlar..

Gidelim mi soyle 4 mac geriye. Kazakistan'a atilan son dakika golu, Azerbeycan'i 1-0 ile zar zor gectigimiz mac, Almanya maglubiyeti. Nasil futbol oynamistik etkisiz,uyumsuz, kalitesiz say say bitmeyen. Bu maclara bakarak dun aksam nasil bir performans gosterecegimiz az cok belli oluyordu ama taktik teknik ile degil bizim takim gazla calisiyordu ve ben dahil cogu kesim bu durumu gozardı etmiyordu. Sali aksami bir mucize gerceklesmez ise Hiddink efendiden tutunda tum teknik ekip kapi onune konucak ve biz Milli takimin 56. Teknik direktorunu bekliyecegiz. 56 evet 55 kere yap boz yapmisiz 56. yi bekliyoruz kapıda.

10 Kasım 2011

Türkiye Hırvatistan Maç Öncesi Değerlendirmesi


Playoff'da ki ilk maçımızı yarın oynayacağız. Salı günü ise kaderimizi belirleyeceğiz Hırvatistan'da. Evvela gerilimi yüksek iki mac bizi bekliyor olacak. Peki iki milli takimin durumu ne? Şanslar, eksikler, rakip, takim Playoff'a nasil geldi?...

Her iki takımında şanslari eşit diyebiliriz. Hırvatlar grup maçlarında Gürcistan mağlubiyeti ile liderliklerini kaybederken, 1 ay önce Yunanistan'a 2-0 kaybedincede Play Off'lara kalıp karşımıza geldiler. Hırvatlar için kaybedilen Gürcistan ve Yunanistan mağlubiyetleri ile Play Off'a kalmaları moral olarak olumsuz etkilesede, bizimle oynayacak olmaları EURO 2008 maçlarından sonra o tarafı ayrı ateşleyebilir.

Hırvatistan dedik. Fazla geçmişe gitmeye gerek yok, yukarıda da bahsettiğim EURO 2008 çeyrek finalinde karşılaştık bu ülkeyle. Mucize maçlardan birisini daha oynamıştık o turnuvada Hırvatlarla. Şimdi o turnuvaya göre daha farklı bir hava var. Çift maçlı eleminasyon sistemine göre oynanacak bu maçta, her iki tarafta birbirlerinin deplasmanını yaşayacak. Hırvatistan deplasmanı mı daha ağır basacak yoksa Türkiye deplasmanı mı bunuda 1 hafta içinde öğrenmiş olacağız. Burak - Suminic ve Egemen - Da Silva ikililerinin mücadeleleri, performansları, bireysel faktörlerin ön plana çıkacağını düşünüyorum bu 2 maçtada.




Kura sonrasına gidelim şimdide. Bilic Rakip hocasini euro 2008'den beri muhafaza ediyor peki ya bizim hocamiz hala daha tanima evresini bitirdigini soyleyemiyorum ki ulkemizin karakteristik ozelliklerini daha hala tahlil edememis bir hoca var basimizda kendisi hala dogru kisimiyim degilmiyim ikileminde olduguna da cok eminim.Hiddink Rusyanin basinda iken Slovenya karsilasmasi oynamisti ve bu baraj maçında, 2 sene önce Rusya ile Sovenya karşısına çıkmış ve ilk maçı 2-1 önde götürürken yediği gol ona rövanşta pahalıya patlamıştı.Geçmişten ders alan bir adam Hollandalı, bu yüzden defansif güvenceyi de elden bırakmayacaktır diye dusunuyorum..

Avantajlarimizdan biraz bahsedecek olursak defans hattının en büyük eksiği Dnipro forması giyen sol bek Strinic.Sakatlığı nedeniyle forma giyemeyecek olan oyuncunun boşluğunun nasıl doldurulucak bekleyip gorelim.Bununda yaninda defansda diger etkili oyunculari Lovren de yok.Forvet hattimizda bulunan Burak icin gercekten avantajli bir durum ki Selcuk Burak uyumunu hatirlayinca bizim icin guzel bir avantaj oluyor.Hirvatistan da ise Modric,Rakitic,Vukojevic dikkat edilmesi gereken isimler



Saha kenarinda iki hocayi yorumluyacak olursak Hiddink kuzeyin Bilic atesli balkan ulkesi hocasi Hiddink sakin mizaci ile bir yana Bilic'in kenarda maci yasamasi psikolojik etkenlerden birisi.Digeri ise tribun bizim Milli maclarda ki tribunlerin durumundan herkes sikayetci oldugu gibi ne organize olabiliyoruz nede rakibi baski altina alabiliyoruz fakat rakibin taraftari ise.. 2. macin Bad Blue Boys’un (Dinamo Zagreb’in taraftar grubu) mabedi olan Maksimir Stadyumu’na oynanacak olmasınıda eklersek aslinda deplasmanda tribunu acisindan bizi pek iyi bir mac beklemiyor. diyebiliriz.Turk insani zoru sever ve bu iki macida alnimizin akiyla kazasiz atlatip EURO 2012'ye gitmek tek arzumuz..Haftaya Salı akşamı herkesin sokaklara dökülmesi dileğiyle...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...