14 Aralık 2011

Emre Çolak Üzerinden Yapılmaya Çalışılan ''Ordu'' Milliyetçiliği...

Ordu yerel basınında bir bayram havası...
Ali Aydın'ın ağzından bal damlıyor;
Bağrımıza basalım, yan yana oturalım, Galatasaray'ı tribüne çağıralım, Emre'ye özel ilgi gösterelim... Bizim gururumuz vs vs...

Yazının başlığında Emre geçiyor diye yanlış anlaşılmasın. Emre yuhlansın, kötü muamele yapılsın, yok sayılsın demiyorum ama Emre kullanılarak olay farklı yerlere çekiliyor. Emre Çolak'tan yola çıkarak Galatasaray'ı tribüne çağıralım, maçı beraber izleyelim diyebilecek bünye Galatasaray bünyesidir. Ali Aydın kuruyor bu cümleleri. ''Galatasaray'dan 5 yesek ne olur, rakibimiz mi ?'' diyebilen bir anlayışa sahip kişinin televizyondan böyle bir çağrıda bulunması hakkaten ilginç...

Artık bazı şeylerin farkına varmak gerek. 52 numaralı formayı giyen futbolculardan tek farkı Emre'nin Galatasaray'da forma giymesi midir ? Kimse Emre Çolak üzerinden Galatasaray milliyetçiliği yapmasın lütfen. Ordu'da azımsanmayacak kadar Galatasaray sempatizanı olduğunu inkar edemeyiz ama bu maç öncesi sap ile samanı birbirine karıştırmamak gerekir.

Cuma akşamı stada lütfen sadece Orduspor diyenler gelsin. Emre Çolak'ın başarılı olması, iyi yerlere gelmesi hepimizi mutlu eder ama yapılmaya çalışılan şey çok farklı. Bunun farkına varmak için süper zekalı olmaya gerek yok. Birşeyleri farklı yollardan ifade ederek akıllıca davrandığını sanmasın kimse. Zor bir maça çıkacağız. Rakibe hayat ne güzel çiçekler böcekler havası yaşatmak yerine gerçek bir deplasmanda olduklarını hissettirmek gerekir.

O yüzden kimse şirinlik yapıp saçmalamasın.

Fair Play, Gol ve Kırmızı Kart...



Figuerinse U20 takımının forveti Pottker hakem atışından sonra topu önüne alıp çok güzel bir gol atıyor. Golden sonra rakip takımın futbolcuları tepkisini bariz bir şekilde gösteriyor ama asıl tepki hakemden geliyor... Fair Play anlayışına sadık kalmadığı için hakem tarafından kırmızı kart ile cezalandırılıyor Pottker...

13 Aralık 2011

Hector Cuper, Matthaus, Susiç, Ersun Yanal | Yerli mi, Yabancı mı ?

Sıkıntılı bir zamanda hoca arayışına başladık.İsimlerin ortaya düşmesi, ihtimallerin konuşulması Galatasaray ve Trabzonspor maçları öncesi takıma nasıl yansıyacak bilmiyorum ama Sebahattin Hoca ve Turgut Hocanın takımı bu gündemden olabildiğince uzak tutması gerek.

İsimleri tartışmayı bir kenara bırakıp öncelikle bence yabancı ve yerli ayrımını iyi yapmak lazım. Yabancı hocaya karşı değilim ama kısıtlı bir devre arası öncesi daha önce Türkiye'de çalışmayan bir hocayı takımın başına getirmenin riskli olabileceğini düşünüyorum. Sezon öncesi olsa bu ihtimali gönül rahatlığıyla karşılardım ama kısıtlı süre zarfında bu durumun olumsuz sonuçlar doğurabileceğini kestirmek lazım. Tabi gelecek olan isim ile de bağlantılı bu durum. Hector Cuper ve Saffet Susiç'in kariyerine kelime edecek durumda mıyız bilmiyorum ama bu gibi ihtimaller ortaya çıktıktan sonra oluşabilecek en kötü ihtimal üzerinden değerlendirme yapmakta fayda var. Hector Cuper ile ilgili olarak akla ilk gelen ön planda parayı tutacağı ve hangi ciddiyet ile Türkiye'ye geleceği. Kariyerindeki onca başarıdan sonra bundan sonraki iştahı, iş ahlakı biraz muallak gibi. O yüzden kendi adıma tereddütlüyüm. İkinci ihtimal Lothar Matthaus'un futbolculuğuna laf söyleyenin diline biber sürerler ama iş teknik adamlığa gelince biraz durup düşünmek lazım. Uzunca br süre Beşiktaş ile adı geçmişti ama teknik adamlık kariyerinin pek parlak olduğunu söyleyemeyiz. O yüzden üç yabancı içindeki bence en zayıf halka. Diğer yabancı hoca adayı ise kişiliği ile gittiği her yerde kendini sevdiren Cem Uzan'ın yarattığı efsanevi İstanbulspor'un hocası Saffet Susiç. Kariyeri tam bitti derken Bosna Hersek Milli Takımı ile yaptıkları ile adından çokca söz ettirdi. Vizyon olarak Türk futbolunun yabancı gezgini, yabancı Yılmaz Vural'ı diye tanımlayabiliriz onu. En büyük avantajı Türkiye'yi ve Türk futbolunu bilmesi.

Gündeme gelen isimler arasında sıralama yapmak gerçekten zor. Ben yabancı gelecekse de genç ve ideallleri olan bir hoca gelmesini isterim. Bu tanıma Matthaus biraz olsun uyuyor ama onun da şimdiye kadar ki olumsuz kariyeri acaba dedirtiyor. Aslında bir örnek üzerinden gidecek olursam ''Skibbe'' tarzında potansiyeli ve idealleri olan bir hoca olmalı. Her ne kadar kariyeri yıldızlarla dolu olsa da emeklilik zamanı gelmiş bir yabancı hocaya ne kadar güvenmeliyiz, nasıl yola çıkarız orda kafamda soru işaretleri oluşuyor...


Olayın yerli boyutuna gelecek olursak, açık söylemek gerekirse yerli hocaya şuan daha sıcak bakıyorum. Ama piyasaya baktığımız zaman boşta olan hocalar, ihtimaller iç karartıyor. Ersun Yanal ismi onca isim arasında direk kendini gösteriyor. Uzun vadede plan yapmak istiyorsak bence ilk hedef bu ihtimali gerçeğe dönüştürmek olmalı. Plase olarak Hikmet Karaman ve Mesut Bakkal isimleri var ama bu ihtimaller ile ancak günü kurtarırız. Bizim günü kurtarırken önümüzdeki yılların da planını yapabileceğimiz bir hocaya ihtiyacımız var. O yüzden Hikmet Karaman ve Mesut Bakkal'ın 1 yıldan fazla bir takımda çalışmadığını görünce o soru işaretleri yine beliriyor...

Daha uzun uzun yazar konuşuruz. Nedim Türkmen'in şuanda gönlü yabancı hocadan yana ama içinde bulunduğumuz şartları teraziye koyup tarttığımızda yabancı hocanın yerliden daha fazla riskli olduğu bir gerçek. Amaç bu sezonu mu kurtarmak mı yoksa bu sezonu kurtarırken geleceğin planlarını da mı yapmak orda bir karara varmak lazım. Tabi kısa bir sürede karar verecek olacağımızdan dolayı bütün bu ihtimalleri nasıl harmanlarız orası muamma...

Hepsi bir yana, Ahmet Akçan, Osman Özdemir, Bahri Kaya gibi hocalardan sonra Hector Cuper'e, Susiç'e burda kulp takıyorum ya kendimi tuhaf hissetim... : )

Her şey için Teşekkürler Metin Diyadin...


Her ayrılık üzüntü verir ama bu sefer biraz daha karmaşık duygular içerisindeyiz. Metin Hoca'nın Süper Lige çıkışımızdaki etkisini inkar edemeyiz ama vefa ve sadakat duygusu da bir yerden sonra anlamını yitiriyor malesef. Yaşanan olumsuz süreç onun da ''buraya kadar'' demesine yol açtı ve yollar ayrıldı.

Yazacak bir sürü şey var ama cümlelerin devamı gelmiyor. Bu sezon Metin Diyadin'i belkide en çok biz eleştirmişizdir ama hep bir dayanak noktası vardı eleştirilerimizin. Aslında bizim burda yaptığımız eleştiriler, dile getirdiklerimiz Ordusporlu olsun olmasın herkesin kafasından geçirdiği şeylerdi. Ama 15 hafta geride kalırken Metin Diyadin bu eleştirilerin hiçbirine mantıksal bir açıklama getiremedi. Giderken bile bizim neden dediğimiz birçok şey havada kaldı... Aslında bir önceki yazıda durumun neden bu boyutlara geldiği çok açık yazıyor. İyi gittiğimiz, puanları aldığımız dönemde dahi bizim bildiğimizden çok farklı bir Metin Diyadin vardı. Hep birşeyleri garantiye almaya çalıştı. Kendisinin dışına çıktı çoğu zaman. Özünü, kendisini unuttu ve Süper Ligde başka bir kimliğe bürünmeye çalıştı. Ve bu kimlikte oldukça fazla ısrar etti. Çok bekledik bazı şeylerin farkına varmasını ama biz onun kendi özüne dönmesini beklerken gittiği yolda artık yetersiz olduğunu düşündü ve TAMAM dedi.

Süper Lige çıkış sürecinde Uğur Tütüneker'in gidip Metin Diyadin'in gelmesi ne kadar doğru ise Metin Diyadin'in şuan görevi bırakması bir o kadar doğru. Biz hiçbir zaman vefasız olmadık. Orduspor Süper Lige çıkışını sadece Metin Diyadin'e bağlamak ne kadar saçma ise onun bu başarı içindeki yerini görmezlikten gelmek de o kadar saçma. Keşke bu birliktelik bu kadar kısa sürmeseydi ama içimiz buruk olsada bu birlikteliliğin artık her iki tarafa da zarar verdiği su götürmez bir gerçekti...

Yazının başından beri yazıp yazıp siliyorum ama böyle olması gerekti sanırım. Daha fazla uzatmadan son sözü, veda cümlesini kurup yazıya noktayı koyalım.

Herşey için teşekkür ederiz Metin Hocam. Bu sezon bazı şeyler yolunda gitmedi, yanlışlar oldu ama 29 Mayıs gecesi binlerce Ordulunun döktüğü mutluluk gözyaşlarının hatrı bile seni saygıyla anmamıza yeter. Yolun açık olsun...

12 Aralık 2011

Özünü Kaybetmek | Metin Diyadin


Tarih 10 Aralık 2006. Gençlerbirliği Oftaş, Elazığsporu ağırlıyor. Oftaşın başında Metin hoca. Dk.65 Elazığ 10 kişi 1-1’i buluyor. 4 dakika sonra iki oyuncu değişikliği Oftaş’ta.. Bülent Kocabey ve Cemal Taşlı oyunda..Rakip 9 kişi.. Gol gelmiyor.. Dk 80.. Metin hoca, orta sahadan Murat Selvi’yi oyundan alıyor ve forvet Kemal Akbaba’yı oyuna sürüyor.. Beklenen gol dk 89’da sonradan oyuna giren Bülent’ten geliyor ve Oftaş 2-1 kazanıyor.. Tarih 16 Kasım 2008.. Rize-Sakarya maçı.. Rizenin başında Metin hoca..İlk yarıyı Sakarya 1-0 önde kapatıyor.. Devre arası oyuncu değişikliği.. Defanstan Uğur Akdemir çıkıyor, forvet Murat Uluç oyunda.. Rize Riberio, Şadi ve Murat’la hücum edecek ikinci yarı..Dk.60.. Gol bir türlü gelmiyor.. Yorulan Şadi dışarıda,bir başka ofans oyuncusu Çağrı Yarkın oyunda.. 70’de Murat Uluç 1-1, 86’da Riberio 2-1.. Tarih 14 Aralık 2008. Maç Rize-Giresun.. 40.dakikada 1-0 geriye düşen Rize 42’de eşitliği sağlıyor..Dk. 43 oyuncu değişikliği.. 46, bir oyuncu değişikliği daha.. Emrah Kol oyunda..3 dakika sonra onun golüyle 2-1 önde Rize.. Maç sonucu Rize:4 Giresun:2.. 2 Mart 2008 Eskişehir-Giresun maçı.. Eskişehir’in başında Metin hoca var..İlk yarı 1-0 Giresun’un üstünlüğüyle sona eriyor..Devre arası oyuncu değişikliği..Defansif Emre Toraman çıkıyor, ofansif Mustafa Sevgi oyunda.. 51’de skor 1-1.. 55.dakika Metin hocadan oyuna bir müdahale daha.. dk.60 skor 2-1..

Bütün bu geri dönüşler, maç koparıp alışlar yaşanırken, Metin hocanın oyuna sokacak bir ofans oyuncusu her zaman var.. Hatta çoğu zaman birden fazla var.. Başında olduğu 27 maçta 4 kez yenilen bir Oftaş, 26 Maçta 6 kez yenilen bir Eskişehir var.. Ama hepsinden de önemlisi son ana kadar golü düşünen, geriye düştüğünde çok daha cesaretli bir şekilde rakibinin üstüne giden, yenilgiye tahammül edemeyen takımlar var.. Bu takımları sen yarattın Metin hoca.. Biz seni boşuna bu takımın başına istemedik..

Bizim tanıdığımız, bildiğimiz Metin Diyadin, elindeki 3 forveti tribüne gönderip, kulübesinde forvetsiz maça çıkmaz.. Bizim bildiğimiz Diyadin, 70’de yediği mağlubiyet golünün ardından,15 dk bekleyip, 85’de oyuna sağ bek ve stoper sokmaz.. Kendini stoperden gol bekleyecek hale sokmaz, kim olursa olsun tek oyuncuya bağımlı kalmaz..

‘Burası Süper Lig’ deme hocam.. Bank Asya’ya çıkardığın Oftaş haddini bilseydi,ligdeki ilk senesinde şampiyon olabilirmiydi.. Özüne dön hocam.. Seni bildiğimiz gibi ol..Bir de haddimizi bilmeden oynayalım.. Varsın olsun 5 maç da öyle kaybedelim..

11 Aralık 2011

Depresyon | Gençlerbirliği 3 : 1 Orduspor

Böylesine durumlarda maç yazısı girmek çok zor. Ne yazabilir ki insan? Zaten takımın kazanamama serisi 8 maç olmuş, bununla birlikte 5 maç üstüste yenilmiş. Ki önünde öyle bir fikstür var ki bu mağlubiyet sayısı 7 bile olabilir. Sen zaten söyleyeceklerini 8 - 10 hatta 12 hafta boyunca söylemişsin. Dönüyorsun dolaşıyorsun aynı hikayede buluyorsun kendini. Sen söylüyorsun, sen işitiyorsun. Takım mı? Aynı tas aynı hamam dedik ya işte geçen hafta...

Elim gitmiyor klavyeye, birşeyler demeye. Maç hakkında analiz yapmaya, eleştirilerini sunmaya. Boş boş konuşuyorsun sanki. Karabasan çökmüş üstüne, sen bağırmaya çalışıyorsun ama sesin çıkmıyor. Sen duyuyorsun sadece. Öyle birşey işte. Takımdaki sıkıntılar ortada, bu sorunlara çözüm bulmak için birşeyleri denemek gerekir. Antreman yaptırıyorsun bu topçulara. Sen hepsini bizden daha iyi tanıyorsun. Deneme yanılma yap. Yap boz birşeyleri. Görelim, gerekirse biz yanılalım. Diyelim, Diyadin haklısın, kadro derinliğimiz yok gerçekten, geride kalan 3 forvette, sahada oynattığın asıl mevkisi forvet olan Stancu'da bir Fatih Tekke değil diyelim. Bu neyin inatıdır arkadaş?

Sen lig öncesi bu takıma 23 24 tane adam aldırdın. Geçen seneden 4 5 oyuncuyuda takımda tuttun. Senin elinde 29 30 tane oyuncu varken, takımı 11 - 12 oyuncuya hapseden yine sensin. Oynadığı her dakika, sahada yokluğu varlığından daha değerli olan Abdurrahman'ın üzerinde durarak bu maçın en iyi isimlerinden yaptın onu. Sen, Abdurrahman'ın üzerine düştüğün kadar geride kalan hiç kimsenin üzerine düşmedin bile. Bizleri, geçen sene taraftara bir yerlerini gösteren İbrahim Şahin'e bile razı ettin.

Geçen hafta kendi kalesine gol atan Nickenig'i bu hafta kurtarıcı diye forvete sürdün, dakika 80'de. Bu mantıkla yola çıkarsak bu maçta kendi kalesine çok güzel bir gol atan Yalçın'ı da cuma akşamı zor dakikalarımızda forvette izleyebiliriz.

5 maçtır yeniliyoruz evet. Yaşım yetiğince takip ettiğim Orduspor'umun 5 maç üstüste yenildiğini hatırlamıyorum, hafızam beni yanıltıyor olabilir. Kötü gidiyoruz, en azından ilk yarı için toparlanamayacak gibiyiz. 14. sırada yer bulduk hafta bitince kendimizi. Düşme potasına iyice yaklaştık ama Ankaragücü ve Samsunspor'un aşırı kötü gidişi bizim adımıza bir şans ligde kalma yolunda. Olumlu yanından da bakarsak, her ne kadar çok kötü gitsekte şu saate kadar topladığımız 17 puan o kadar da kötü değil, yeni çıkmış bir takım için.

Daha çok maç sonunu konuştuk. Biraz öncesi, sonrasından bahsedelim Gençlerbirliği - Orduspor maçının. Rakipte Oktay Delibalta ve Emre Aygün gibi iki eksik vardı maç öncesi. Bizde ise maç önceasi kadrolara bakıldığında yine hayal kırıklığı vardı. Yedekte bir forvet bile bulunmazken, Garcia'nın sakatlığı sonrası Abdurrahman, Emre'nin yerine Murat ve ileride yine tek başına Fatih Tekke vardı. Kadroyu gördüğümüzde maç içinde olabilecekler yavaş yavaş zihnimizde canlanmış, gelecek 1 puanın gayet iyi olabileceğini düşünmeye başlamıştık...

Gençlerbirliği ev sahibi olmanın avantajını kullanmaya çalıştı maç boyunca. Zaten evinde aldıkları başarılı sonuçlarda ortada. İlk görüntüde iki takımda ilk hedef 1 puan şeklinde sahadaydı. Orta sahada yaşanan amansız bir mücadele şeklinde geçen bir ilk yarı vardı. Genç takım olmanın avantajını kullandılar zaman zaman, orta sahada kazandıkları toplarla hızlı adamlarla pozisyonlara giren taraf oluyorlardı. Gerçi bu girdikleri pozisyonlar 2'yi 3'ü geçmedi.

Sıkıcı geçen ilk devrede gol seside çıkmadı, normaldi de. Beklenen oyunu sergiliyordu iki takım sahada. Bu oyunla golü atan maçı kazanırdı. Hatta o golü Gençlerbirliği atarsa maç bizim adımıza biterdi. Buna yakın şeyler oldu zaten ikinci yarıda.

Bazı farklarla tabi. Golü atanın kazandığı maç olmadı ki keşke öyle olsaydı. Golü bulduk 2. yarı başlar başlamaz. Haftalardır eleştirdiğimiz Abdurrahman'ın harika ortasına Culio çok zor pozisyonda şık bir vuruşla cevap verdi. Böylece 1:0 öne geçen taraf olduk. Önümüzde artık zorlu bir 10 dakika vardı. O 10 dakikayı atlatsak Gençlerbirliği'nin direncini kıracaktık. Peki ne oldu? Geçen hafta ki Sivasspor maçının bir kopyası, işe bak sen. Göz açıp kapayana kadar Gençlerbirliği 2:1 Orduspor. 2 haftadır aynı senaryonun başımıza gelmesi talihsizlik. Eriyoruz yavaş yavaş. Önce gol yememeye alıştık, şimdide gol yemeye. İki maçtır 2 gol yemeye başladık bu hafta ise bu gol sayısı 3'e çıktı. Kötü bir istatistik yakaladık, tez zamanda bozulması dileğiyle. Ankara'da Gençlerbirliği'ne karşı yine kazanamadık, tarihimizde hiç kazanmadığımız gibi.

10 Aralık 2011

15. Hafta | Gençlerbirliği vs Orduspor


Aynı puanda iki takım karşılaşıyor Ankara'da. Pazar saat 13:00'da, şampiyonluğu kopardığımız stadyumda, Hüseyin Sabancı yönetiminde... Değişik bir ruh hali var. Her sene yaşadığımız günler bunlar, her takımın da bizler gibi yaşadığı. Bu sefer biraz daha uzun sürdü ve sürmeye de devam ediyor. Eleştirilerimiz, tepkilerimiz var, kabullenmek istemediğimiz seçimlerle birlikle. 7 haftadır kazanamayan bir takım var, son 4 maçını da kaybetmiş. Bu dönemde sadece 4 gol atabilmiş. Lig başında taraflı tarafsız herkesin takdirini toplayan Orduspor'umuzun düşüşü olacaktı ama böylesi çok uzun sürdü. Gaziantepspor maçı öncesi ve sonrası diye ayırırsak takımımızı, Gaziantepspor maçı öncesi dönemini mumla arar olduk. O dönemde o oyunu oynayan takım bu dönemde de aynı oyunu oynayabilir bir kaç değişiklikle. Ama o yapılması gereken değişiklik yada değişiklikler yapılmıyor, yapılamıyor...

Her hafta yaptığımız eleştirileri artık yapmayacağım. Fatih Tekke'nin taraftar önünde göz göre göre bitirilmesine de hiç değinmeyeceğim. Yoktan, bizi Süper Lig'e çıkaran Metin Diyadin'e de artık şunu bunu yapmıyor demeyeceğim bu yazıda. Biz istikrardan yanayız, gönül ister kalsın kalabildiği kadar takımın başında. Ama bir gerçek varki Metin Diyadin'in Süper Lige uyum sorunu yaşadığı bir gerçek. Kendisinin bu olmadığını çok iyi biliyoruz ve umarız eski Metin Diyadin'i en kısa zamanda tekrardan görürüz.

Lig öncesi elindeki kadro yapısıyla düşmenin ilk adaylarından gösterilen Gençlerbirliği'nin bugün ki konumu birçok kesimi şaşırtan cinsten. Kendi sahalarında kolay kolay kaybetmeyen bir takım durumundalar. 3 hafta önceki Beşiktaş maçı hala hafızalarda. Kendi sahalarında ki tek mağlubiyeti geçen hafta Galatasaray'a karşı aldılar. Hafta içi oynanan maç programında Trabzonspor maçını oynamamaları bu maç öncesi Gençlerbirliği adına bir avantaj doğuruyor. Yorgun ve kötü giden bizlere karşı, dinlenmiş, 3 maçtır kazanamayan, ve bunun hırsıyla kendi sahasının avantajını kullanmak isteyen bir Gençlerbirliği olacak karşımızda. Zor maç olacak. Şu dönemde gelecek 1 puanada üzülmeyeceğiz sanırım. Ki önümüzdeki maçları düşünürsek 1 puanın bile önemi büyük.

15 gol attı Gençlerbirliği bu maça kadar. Bu gollerin 4'ü son 15 dakikada geldi. İsimlere bakarsak Herve Tum attığı 3 golle en çok gol atan oyuncu. En çok süre alan isimler arasında ise 1080 dakika ile Aykut Demir ile Cem Can, 1059 dakikayla Hurşut Meriç bulunuyor. Emre Aygün ile Özgür İleri ise sakatlıkları nedeniyle oynayamayacaklar. Gençlerbirliği ile bu zamana kadar yaptığımız 14 maçta 4 galibiyet 3 beraberlik alırken 7 kezde mağlup olduk. Ankara'da ise galibiyetimiz yok.

Bizim pencereden bakınca görünen tablo iç açıcı olmasa da Ankara'ya kazanmak ve yaralarımızı sarmak için gidiyoruz. Bir galibiyet, hatta bir beraberlik bile şuandaki kaos ortamında biraz olsun nefes almamıza yetecek. Umarız yarın sahada herşeyiyle kazanmak için oynayan ve kendine inancı yerine gelmiş bir hoca ve takım görürüz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...