Gençlerbirliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gençlerbirliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Şubat 2013

Selam 3 Puan | Orduspor 2:1 Gençlerbirliği

Aslında 3 puandan daha fazlasını aldık bugün Gençlerbirliği karşısında. Şehrin takıma, takımın kendine olan güveninin tekrar geri geldiği bir 3 puan oldu. Tabi ki bu 3 puanla herşey düzelmedi ama futbolcular açısından bakarsak "bizim potansiyelimiz var." diyebilirler tekrardan. Bu, sonra ki haftalar açısından umut verici.

Maç öncesi kadroya bakıldığında, kendi sahamızda olsakta yinede defansif bir kadroyla çıktığımız söylenebilirdi. Lakin geçmiş maçlara oranla buluştuğumuz tek ortak nokta, bu sefer yedek kulübemizin güçlü oluşuydu. Stancu tek başına, bir çok maçta varlık gösteremedi. Benim şahsi görüşüm Ordu'da ki maçlarda Barral ile Stancu'nun beraber başlaması. Bugün Stancu ileride tek forvet, arkasında Monje ve kanatlarda Umbides ile Müslüm'ü izledik. 

Bu maçın diğer maçlara göre farklı olacağı maçın daha ilk saniyesinden belli olmuştu. Takımın, hırslı ve atak oynama isteği santradan sonra topu geriye doğru göndermeyerek, direk rakip yer alanında oyuna devam etme isteğinden belliydi. Ki daha ilk saniyelerde bu sayede pozisyona giren taraf biz olduk. Kontraya yakalandık pozisyonlar verdik. İlk 5 dakika bu şekilde karşılıklı atışmalarla geçti. Bu sefer cesurduk, farklıydı diğer maçlara göre. Gerçi geçen hafta oynadığımız Eskişehirspor maçının ilk 20 dakikasında da fena bir oyun ortaya koymamıştık ama deplasmanda oynamamızdan dolayı bir yerde temkinli davranıyorduk. 

Klasik oyunumuz olan kanatlara inip, ceza sahasına ortalarla içeride karambol oluşturmak yada defanstan atılan uzun toplarla rakipin arkasına sarkarak pozisyon arama geleneğimiz devam etti bu maçtada. Lakin Monje, kafasına taş geldikten sonra çok değişti. Hiç bir zaman vasat bir oyuncu olamadı. Kanatlara inip gol arayan bir takım için, olabildiğince kötü ortalarla 3 - 4 net pozisyonu içimiz acıya acıya harcadı. Bu ortalar öyle sıradan kötü ortalarda değildi, hepsi dağlara taşlara giden toplardı. İki takımda da bu maçta takım olma özelliğini göremedim. Her iki takımda bireysel oyuncuların bireysel özellikleriyle pozisyonlar ve goller aradılar. Hurşut, pire gibi bir oyuncu. Dışarıdan bakınca her takım Hurşut gibi bir oyuncusunun olmasını ister. Ama bugün izlediğim Hurşut bireysellik işini çok aşırıya kaçırıyor. Teknik var ama, bencil. Müslüm'de farklıydı mesela bugün. Bildiğimiz vasat Müslüm değil, mücadele eden, koşan, top kapan lakin bu özellikerinin yanında sık sık top kaybeden bir oyuncu görüntüsündeydi. Biz daha önceki maçlarda Müslüm'ü sadece top kaybeden, anlık dakikalarda ise koşan özelliğini görebilmiştik.

Temposu gayet yüksek ama pozisyon bakıöından kısır geçen ilk yarıda, Umbides diye bir adam çıktı 40 metreden golünü attı. Bu golü hafta boyunca sık sık konuşabiliriz. Sıradan rastgele atılmış bir gol değil, kaleye bakılarak, ölçülerek, biçilerek avlanmaıştı Gençlerbirliği'nin kalecisi. Maçın tam anlamıyla yıldızıydı. Bir futbolcu bir maçta ne yapabilirse hepsini yaptı. Gol attı, attırdı, rakibi 10 kişi bıraktı. Umbides hep bu standartlarda oynasa kolay kolay teslim olmazdık rakiplere bu haftalara kadar.

Şamil yoktu bugün, Ali nasılda özlemiş orta sahada oynamayı. Sanki hayata yeniden bağlanmış gibi. Attığı paslar, pozisyonların içinde olması, golü araması. Ali - Nizamettin ikilisi kesinlikle bizim orta göbeğimiz olmalı. Doğrusu olan Şamil - Nizamettin değil. Roversio bugün defansta sırıttı mı? Ben beğendim gayet. İkinci yarı boyunca da oyunun belli bir hakimi yoktu aslında. Görünürde amacımız skoru 1:0'da tutmak, olursa rakibin açıklarından 2'yi bulmak olacaktı. Ne kadar beğenmesekte, bu takımın taktiği bu. Bu takım kolay kolay maçlarının 2 farklı bitiremez bu yüzden, ki bitiremiyorda. 60. dakikadan sonra rakip 10 kişi kaldı, sonra Müslüm akıllara ziyan golüyle farkı 2'ye çıkardık. 2:0 olunca skor ve rakipte 10 kişi kalınca bir başka bilindik senaryo çıktı karşımıza. Oyunu rakibe bırakmak. Geçen sezon olsun, bu sezon olsun bi 3:0 olan maçları 3:2 yaptırmama, birde 10 kişi takımlara top oynatmama işini beceremedik. Gençlerbirliği dirençli takım, Lekiç girdi, ilk topla buluşması gol oldu. Ondan sornası dışardan izleyenlere tam anlamıyla futbol ziyafeti oldu. Romero'yu merak edenl çok var. 15 dakika izleyebildik kendisini. Ve bu 15 dakikada gayet parmak ısırttı. Ama bu durum çok yanıltıcı olur. İlk zamanlarında Dalmat'a da Monje'ye de parmak ısırmıştık çünkü. Romero'yu 2 3 maç izleyip yorum yapmak daha mantıklı. Skor 2:1 iken Romero olsun Barral olsun Atilla olsun karşı karşıya kaçırdıklarıyla saç baş yoldurdular. Gerçi Romero'yu tenzih etmek gerekir ama Barral ve Atilla'nın kaçırdıkları goller kesinlikle laubalilikten başka birşey değildi. Sen 2 - 3 farkla önde değilsin ki böyle rahat goller kaçırıyorsun. Saçmaydı.

Doğruların en güzeli gelen 3 puandı. Bu 3 puan, bazı şeylerin başlangıcı olsun. Üzülmeyelim daha fazla, yeter. Tebrikler çocuklar...

Tek Yol 3 Puan | Orduspor vs Gençlerbirliği

 



Deplasmanların en iyi takımlarından birisiyle karşılaşıyoruz yarın Süper Lig'in 20. haftasında. Rakip Gençlerbirliği bu sezon deplasmanda sadece 2 maç kaybetti. Bizim deplaman karnemizde bırakın 2 maç kaybetmeyi, 1 maç kazanmışlığımız bile yok. Böyle saçmalık olmaz. Son 6 maçlık performans grafiğimize bakarsak ligin en son sırasındayız. Gerçi genel sıralamamız çok parlakmış gibi konuştum. Bizim blog olarak misyonumuz, takıma köstek olmak değil asıl böyle zamanlarda destek olmak olsa da, söylemeden geçilmiyor bazı şeyler. Yazacak kelimeler tükendi, kalmadı. Hani takım kötü, birilerini eleştirmek istersin. Kimi eleştireceksin? Herkes kötü. Futbolcusundan, yönetimine kadar her kesimde bir basiretsizlik. Bazı şeyler ha deyince olmuyor. Bu takım kötü, bu takımın bundan sonraki potansiyeli bu. Bu takım bir gazla lige güzel başladı, sonra şarampole doğru yuvarlanmaya başladı. Ama hala çakılmadı yere. Bu takıma bir değnek değmeliydi, doğru düzgün transfer bile yapılamadı. Bu benim şahsi görüşümdür ki ben her zaman Cuper'in arkasındayım. Ha deyince hadi Cuper gitsin diyenlerden değilim, doğru yada yanlış. Ama bazı şeyler var, Cuper mi görmüyor bunları? Görmemesi imkansız. O zaman Cuper'in bu takıma inancı kalmamış. O zaman mutlu değil. O zaman başka şeyler var. Diyoruz ki her maç bittiğinde buralarda yazacak cümleler bulamıyoruz. Bu takım son 10 haftann en kötü takımı belki de. Abartısız... İnsan kendi takımının maçını izlerken sıkılmaz ki. Sıkılır demek ki. Ben sıkılıyorum. 

Biz kendi aramızda da konuşuyoruz, blogun eski havasının olmadığı konusunda birleşiyoruz son zamanlarda. Takımla da alakalı bir durum. Biz ilk defa kötü günler yaşamadık ama ben böylesini hatırlamıyorum. Senin takımın bilmem kaç haftadır 3 pas bile üstüste yapamıyorken ne yazabilirsin ki, neleri anlatabilirsin, neleri eleştirebilir, neleri savunabilirsin ki? O bitiş düdüğünü duyduğum an ekranı anında karartıyorsun sinirden. Acı çeken insan, acısının üzerine gitmek istemez, kaçar ondan. Kaçıyoruz bizde. Takım 3 puan alamadığı için değil, Göztepe'ye elendiği için de değil. Acizliğimizi tekrar tekrar hatırlamak istemediğimizden. O formayı terleten futbolcuların yarısından çoğunun, o forma altında bizleri temsil ederken sahadaki acizliği, bizim de acizliğimiz oluyor. Uyuyamıyoruz geceleri.

En çok da Fornezzi'ye üzülüyoruz sanırım. Bir de Ali'nin yeri başka.

Cuper'in mantıksız işlerine kafa yoruyoruz günlerce. İrfan takıntısının iç yüzünü bilmiyorum ama Orduspor formasını Abdulkadir ya da Yiğit gibi isimler terletiyorsa, İrfan bu işi hepsinden daha iyi yapardı. İrfan konusundaki inadın nedenini merak ediyorum. Hayır, dersin ki bizim yedek kulübemiz güçlü, bu adam bu takımda heder olur, harcanmasın, gönderilim, anlarım. Yedek kulüben yok ki senin, İrfanı geri gönderiyorsun. Ama Anıl transferi çok hoşuma gitti benim, ona değinmeden edemeyeceğim.

Şimdi yarın oynayacağımız maçtan ümitli miyiz? Bir çok kesim hayır diyecektir. Süper Lig'in havası gerçekten başkaymış. Ordu insanı alt liglerdeyken maçlara zevk için giderdi, o tribünler öyle ya da böyle bir şekilde hep dolardı. Ordu bizim yıkılmaz kalemiz olurdu çoğu zaman. Ben artık eski güzellikleride göremiyorum tribünlerde. Süper Lig'e çıkınca taraftarlarda mı profesyonelleşti acaba. Alt liglerde çoğu şeyler daha amatör ama daha içten, daha doğal olurdu. İyice göz önüne gelince, çoğu şeyin tadı kaçtı. Artık insanlar Süper Lig'in cazibesini evlerinde yaşamak istiyorlar. Bahaneyle İstanbul takımlarının maçlarınıda izliyorlar çünkü. Her maç standartın üzerinde dolan maraton tribünümüz olurdu bizim. Kalmadı, üstü kapandı, takım Süper Lig'e çıktı. Onlarda kayboldu. Özledim bazı şeyleri. Takım gerçekten tad vermiyor, tribünler gerçekten tad vermiyor artık.

Gençlerbirliği 5 maçtır kaybetmiyor. 2. yarıda oynadığı 2 maçıda kazandı. Antalyaspor deplasmanındaki 5:3'lük skor sezona damgasına vuran sansasyonel maçlardan birisiydi. Ama bir güzel istatistik ekleyeyim hemen, Gençlerbirliği bu sezon 3 maç üstüste kazanamadı hiç. Hatta biraz daha geçmişe gidince, 2012 yılı içinde Gençlerbirliği'nin 3 maç üstüste kazanarak bir seri yaptığını göremedik. Bizim tam tersimiz bir oyun anlayışına sahipler. Zevkli ve cesur oyun anlayışlarıyla ligin en renkli ve izlemesi en heyecanlı takımından birisi Gençlerbirliği. Maçlarının bir çoğu 3 gol ve üstüne çıktı. Deplasmanlarda kapalı bir oyun anlayışları yok. Bu yüzden gerek iç sahada gerek deplasmanda 3 - 4 gol yedikleri maç sayısı hayli fazla sıralamalarına göre.. Gençlerbirliği'nde en çok süre alan isim 1693 dakikayla Tosic. Tosic bu maça kadar 1 gol ve 5 asistle oynadı. Rakipte Tosic'den sonra Hurşut Meriç var 1632 dakikayla en çok süre alanlar arasında. Hurşut ise bu maça kadar 3 gol ve 6 asistle oynadı. Hurşut, Ankara'da oynadığımız ilk maçta Gençlerbirliği'nin bize attığı tek golü kaydetmişti. 31 gol atan Gençlerbirliği'nin en golcü isimleri 4'er golle Aykut ve Vleminckx. Aykut bu maçta cezalı. Vleminckx ise Gençlerbirliği'nin devre arası transferi olarak gelmesine rağmen ilk maçında Antalyaspor'a attığı 4 golle bu sayıya ulaştı. Takım olarak atılan gollerin 8 tanesi 16 ve 30. dakikalar arasında geldi. Orduspor olarak biz, son 10 resmi maçta hiç 2. golü atamadık rakip kaleye. Ayrıca ilk golü yediğimiz hiç bir maçı kazanamadık. 18. maçımıza çıkıyoruz rakiple. Toplam 17 maçta 4 galibiyet 5 beraberlik ve 8 mağlubiyet aldık. Kendi sahamızda ise bu durum 4 galibiyet 2 beraberlik ve 2 mağlubiyet şeklinde. Gençlerbirliği ile oynanan maçlarda, bir maç içinde en fazla 4 gol rakamına ulaşılırken, Ankara'da oynanan ilk maç 1:1 sona ermişti.

1 Eylül 2012

Ankara'nın Bağları... Gençlerbirliği 1 - 1 Orduspor


Dün akşam benim açımdan çok farklıydı... 4 senedir okul sebebiyle yurt dışında olmam sebebiyle sevdamızı ya tv başından ya da bilgisayardan takip ettim. 4 senelik bir aranın ardından dün tribünde, Orduspor'umuzun yanındaydım.

İlk 2 haftada sahaya çıkan onbirimiz Hasan Kabzenin sakatlığı sebebiyle zorunlu değişikliğe uğradı. Hasan Kabze'nin yokluğunda Stancu, David Barral'ın partneri olarak ilk 11'de yer aldı ve yabancı kontenjanından dolayı Umbides kulübüye çekildi. Umbides'in yerine sağ kanatta Müslüm ilk 11'de sahaya çıktı. Bu iki değişiklik haricinde orta ikili yine Şamil ve Nizamettin'den, defans hattımız ise ilk iki haftada olduğu gibi Ferhat, Agus, Ali, Garcia 4'lüsünden oluştu.

Maçın başlaması ile golü bulmamız bir oldu. Barral'ın ilk 2 haftada belkide en iyi yaptığı şey uzun atılan toplarla defansın arkasına sarkması, topla çok hızlı gitmesi ve kaleciyle karşı karşıya kalması idi... Mersin İdman Yurdu maçında kaleciyle iki defa karşı karşıya kalmış fakat bu pozisyonlardan yararlanamamıştı. Dün yine defansın arkasına çok iyi sarktı, topla kaleye çok iyi gitti fakat bitirişi yine Mersin İdman Yurdu maçında olduğu gibi iyi yapamasına rağmen şans yanımızdaydı. Stancu'ya çıkarmak istediği top Mehmet Sedef'e çarptı ve maça gol ile başladık. Gole kadar olan süreçte soldan Monje ile oldukça etkiliydik fakat golden sonra Monje'nin sakatlanması ile oyuna Umbides dahil oldu. Monje'nin oyundan çıkmasından sonra ön tarafa top taşımakta zorluk çektik ve daha çok defanstan ve orta alandan atılan uzun toplarla Barral ve Stancu'yu pozisyona sokmaya çalıştık. Atılan golün de etkisiyle psikolojik olarak geriye yaslandığımız için oyun genel olarak Gençlerbirliğinin hakimiyetinde geçti.



İkinci yarıya Gençlerbirliği Ekigho - Lekiç değişikliği ile başladı. Bizim defansif futbolumuzdan da cesaret alan Gençlerbirliği fizik olarak da etkili olan Lekiç'in de oyuna girmesiyle ikinci yarı oyunu bizim yarı alanımıza yıktı. Rakip kendi evinde 2 puan kaybı yaşamamak için erken hamle yapmıştı ve bu da ikinci yarının başında meyvelerini verdi. Ali ve Agus oldukça uyumlu olmasına rağmen Garcia ve Ferhat'ın acemi hareketlerinden dolayı pozisyonlar verdik. Garcia ters ayak solbek'de oynadığından olsa gerek solbekte yerini yadırgıyor. Yediğimiz golden dolayı çok fazla eleştiremeyiz ama seken topta orda olması gereken Garcia'ydı.

Takımın kötülerine gelecek olursak Müslüm ve Stancu'nun dün sahanın en kötüleri olduğunu söyleyebiliriz. Müslüm belkide bu kadar şans bulacağını sezon öncesi düşünmüyordu ama 3 ilk 2 hafta sonradan, bu hafta ise direk ilk 11'de forma şansı buldu. Biraz sakin olsa, ayakları yere bassa daha iyisini yapacak ama sürekli bir telaş halinde olduğu için zaman zaman iki metre ötesinde olan arkadaşına bile pas atamadı. Stancu da oyunda kaldığı süre içerisinde faydalı olamadı. Orta ikilimiz Şamil ve Nizamettin yine ilk iki maçta olduğu gibi defansif olarak sahadaydılar. 4-4-2 diyoruz ama 4-4-2 den çok sahada çoğu zaman 6-2-2 gibi oynuyoruz diyebilirim. Nizamettin'in biraz daha ofansa yakın oynamasını bekliyorduk ama geride kalan 3 haftaya baktığımız zaman Şamil'in yaptığından daha fazlasını yaptığını söyleyemeyiz. Pas alışverişinde biraz daha ön planda ama genel olarak beklediğimiz gibi değil. Lig başlamadan önce alternatif olarak düşündüğümüz Monje'nin ise dün sakatlandıktan sonra takım için ne kadar önemli olduğunu çok daha iyi anladık. Monje deyim yerindeyse takımı ileri taşıyan tek adamımız.

Geriye dönüp baktığımızda iki deplasman 1 iç saha maçında 2 beraberlik 1 galibiyet = 5 puan ile lige başladık. Son transferlerimiz Atila Turan ve olası Yigit Gökoğlan transferinin gerçekleşmesinden sonra takımın daha alternatifli olacağını düşündüğümüzde milli takım arasından sonra daha iyi bir Orduspor umut edebiliriz.


30 Ağustos 2012

Haftanın Maçı #3 | Gençlerbirliği vs Orduspor


Ulusumuzun Zafer Bayramı kutlu olsun...

Günün haberi Yiğit Gökoğlan'dan geldi. Spor basını öğlen saatlerinde Yiğit Gökoğlan'ın takımımıza 1 yıllığına kiralandığını yazdılar. Akşam saatlerinde ise henüz anlaşmanın sağlanmadığının, sağ taraf için iki ismin düşünüldüğünü bunlardan birinin Yiğit olduğunu ama maliyetinin 2 milyonu bulduğu belirtildi. Bir söz var "sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer" diye. Bu konuda yanlış yapıyoruz gibi. Geçen sene Culio olayında yaşananalar henüz hafızalarımızdan silinmemişken aynı takımdan kiralık oyuncu almak çabasını doğru bulmuyorum. Eğer bu transferi göz göre göre yapıyorsak ileride yaşanacak bir sorunda şikayet etme hakkımızın olduğunu da düşünmüyorum. Yiğit gelsede gelmesede sağ açığa bir isim geleceği aşikar. Bunun yanında sol beke ve stopere de yapılacak transferler var. Bugün yarın bu transferlerde netlik kazanacak. Bu muhtemel isimler içerisinde adı en çok dillenen ise Atilla Turan oldu. Atilla Turan'ı bundan 2 ay önce blogumuz aracılığıyla da önermiştik kulübe. Atilla'ya bizden başka taliplerde varken oyuncunun Türkiye'ye sıcak bakmadığını da az biraz biliyoruz artık.

Maça geçelim o zaman. Ligin 3. Haftasını Gençlerbirliği maçıyla açıyoruz. Saat 19:00'da Ankara 19 Mayıs Stadyumu'nda başlayacak maçın hakemi ülkemizi son zamanlarda Avrupa'da gururla temsil eden Cüneyt Çakır. Maçın yayını ise LigTV.

Geçen sene iki maçtada kazanamadığımız bir takım Gençlerbirliği. 3. haftaya girilirken onlarda bizde 4 puandayız. İlk hafta aldıkları MP Antalyaspor galibiyeti gerçekten çok şaşalıydı. 80. dakikaya 1:0 yenik girdikleri maçı 3:1 kazanmaları en azından ilk hafta için "biz kolay kolay maçtan kopmayız" havası yarattı. Geçen hafta Akhisar Gençlikspor deplasmanında ortaya konan oyun ise hayal kırıklığıydı. Ligin yeni ve şu an için en zayıf takımlarından biri olarak göze çarpan Akhisar karşısında 1 puanı zor kurtardılar. Bu maçta göze çarpan en önemli isim ise Gençlerbirliği'nde şüphesiz ki kaleci Ramazan Köse oldu. 1988 doğumlu Ramazan yaptığı kurtarışlarla takımın aldığı 1 puanda başrol sahibiydi. Ramazan Köse'nin ismini anımsayanlar vardır. Ramazan Gençlerbirliği zamanında Giresunspor'da kiralık oynamıştı.

Lig Tv'nin maç öncesi hazırladığı tanıtım klibinde verdiği bir bilgi gerçekten ilgi çekiciydi. Geçen sene Ankara'da oynadığımız ve 3:1 kaybettiğimiz maçta gol atan 4 isimde bugün takımlarının kadrolarında değiller. Bizim tek golümüzü atan Culio şimdi Mersin İdman Yurdu forması giyerken onlar adına gol atan Yasin Öztekin Trabzonspor'a, Herve Tum ise SB Elazığspor'a transfer oldu. Bu 3 isimin yanında o maçta Orduspor forması altında kendi kalesine gol atan Yalçın Ayhan ise bugün Kasımpaşa forması giymekte. Gençlerbirliği'nden ayrılan diğer önemli isimler arasında Soner Trabzonspor ile, Mehmet Akgün ise Beşiktaş ile anlaştı. Geçen sene ellerinde parlayan birçok oyuncuyla yollarını ayıran Gençlerbirliği bu süreçte kadrosuna yeni yıldız adayları gurbetçileri ve Yugoslav kökenli oyuncuları kattı. Bu isimler yanında Galatasaray'dan Serkan Kurtuluş ile yakın zamanda anlaşma sağladılar. Samsunspor'dan alınan Ekingho transferine ise şaşırdım. Geçen sene kaçırdığı gollerden sonra en azından Türkiye içinde 1. Lig takımlarından bile teklif almasının zor olacağını düşünüyordum. Ekingho'nun Türkiye kariyerindeki ilk golünü Gençlerbirliğine attığınıda belirtelim.

Orduspor tarafında 2 maçta ortaya konan ılımlı futbol bizleri memnun etti. Eksikler var ama bunlar zamanla hallolacak eksikler gibi görünüyor. Mesela orta sahasının orta ikilisine hala alışamadık. Pekte olumlu baktığımız söylenemez. Israrla Ali'nin stoperde oynaması, Ömer ve Numan'a şans verilmemesi, bunlarla beraber hala stoper transferi düşünülmesi Numan veya Ömer'in gözden çıkarıldığı anlamına gelebilir. Piyangonun kime vuracağını yakın zamanda göreceğiz. 2 hafta sonunda en büyük hayal kırıklığımız Hasan Kabze oldu. Geçen hafta attığı gol ve gelen galibiyet biraz olsun performasnı konuşmamamızı sümenaltı etsede, bu şekilde oynadığı taktirde kadroda olamayacığını kendiside iyi biliyordur. Ama ben Hasan'a güveniyorum. Yaşadığı sakatlıktan sonra eski olumlu futbolunu tekrar göreceğiz Hasan'ın. Sakatlık dedik, hakkında o kadar söylenince sakatlandı Kabze. Bu kadar mı ah ettik anlamadım (: Hasan bu takıma her zaman lazım olacak bir isim, sakatlığı büyük eksik olacak Gençlerbirliği karşısında. Hasan'ın yokluğunda Cuper'in o bölgeyi nasıl kullanacağı merak konusu. Tahminden çok öğrendiğimize göre Umbides, Hasan'ın yerine çıkacak, Müslüm ise Umbides'in yerinde maça başlayacak.

Gençlerbirliği'nde Cem Can'ın sakatlığı bulunuyor. Aykut ise geçen hafta oynanan Akhisar maçında gördüğü kırmızı kart ile cezalı duruma düştü. Bizde Hasan'ın yokluğu dışında klasik Selçuk'un olmaması durumu söz konusu. Selçuk'un yaşadığı sakatlık gerçekten planları çok bozdu bana göre. Maç hakkında tahmin yürütmek istiyorum, kafamda beraberlik ağır basıyor. Aslında her türlü sonuca açık bir maç ama iki takımında birbirine bir üstünlük kuramayacağını düşünüyorum ama çokta emin konuşamıyorum. Bundan önce oynadığımız Mersin İdman Yurdu ve Eskişehirspor maçlarında az biraz tahminlerde bulunduk, tutturduk ama bu maç gerçekten zor. Bayrama denk geldiği için kaçırdığım Mersin maçından sonra cuma gününe aldıkları için gidemeyeceğim Gençlerbirliği maçınıda oturup koltuğumuza televizyondan izleyip, kimin istediğini alacağını göreceğiz. Onlar yada biz kazanacağız, belkide kimse kazanamayacak ama tarafsız gözle izleyenler çok zevkli bir maç izleyeceklerdir diye düşünüyorum.

Gençlerbirliği'ne karşı Ankara'da galibiyetimiz yok. Oynanan 8 maçta 6 mağlubiyet 2 beraberliğimiz var. Toplamda Gençlerbirliği'nin bize karşı 8:4'lük üstünlüğü var. 4 maçtada beraberlik...İki takım arasında oynanan 16 maçta en gollü maçlarda sadece 4 gol atıldığını görüyoruz. Genel anlamda kısır maçlar oynanıyor Gençlerbirliği - Orduspor arasında. 4 gollü maçların bir tanesi geçen sene uzun yıllar sonra karşılaştığımızda aldığımız 3:1'lik yenilgide geldi. Bir diğeri ise 1985-1986 sezonunda Ankara'da 2:2'lik beraberlikte geldi. Gençlerbirliği 3 maçında 3:0'lık skorla sahadan ayrılırken, rakibe karşı en farklı galibiyetimizi 2 maçta 2:0'lık sonuçlarla aldık. Son notlarımızı Cüneyt Çakır'a ayıralım. Cüneyt Çakır'ın maçımızı yönetmediği zaman dilimi arasında 6 sene gibi bir fark var. Cüneyt Çakır en son Süper Lig'e çıkmak için Altay ile oynadığımız ve Ankara'da 1:0 kaybettiğimiz yarı final maçını yönetmişti. Aynı Cüneyt Çakır bu hafta Pazartesi akşamı Antalyaspor-Kayserispor maçını yönetirken 4 gün sonrasında da bizim maça atandı...

26 Mart 2012

Orduspor 0 - 0 Gençlerbirliği | Tamam.

Maç öncesi yazımızda da belirttiğimiz gibi tamam mı devam mı niteliğinde karşılığında olan bir karşılaşmaydı bizim adımıza. Ligin bitmesine henüz iki hafta var ama takım kaptanlarımızdan biri olan (!) Culio'nun da açıklamaları gösteriyor ki bundan sonraki maçlarımız bitse de gitsek havasında geçecek.

Oyunun tamamında üstün olan, futbol oynamaya çalışan taraf bizdik ama oyunu yönlendiren Gençlerbirliği'ydi. İlk dakikadan itibaren 1 puan için Ordu'ya geldiklerini bariz bir şekilde hissettirdiler bize. Böyle bir yapıyla sahaya çıkmaları da gayet normaldi. 6 haftadır galip gelemiyorlardı ve bize mağlup olmaları hem bizi ilk 8 için heveslendirecek hem de Gençlerbirliği'nin içinde olduğu durumun vehametini arttıracaktı. O yüzden maç boyunca oyun disiplininden kopmadan Orduspor'u durdurmak için mücadele verdiler. Alışkın oldukları, İstanbul takımlarına karşı dahi vazegçmedikleri açık futbol anlayışlarını bir kenara koydular ve belkie sezon başından beri ilk defa bu kadar temkinli oynadılar. Fuat Çapa'nın maç sonunda söylediği gibi onlar adına alınan 1 puandan çok Orduspor'un yarıştan kopması daha sevindirici oldu. Rakip takımın hocasının bunu açıkça ifade etmesi ayrı bir güzellik olsa gerek.

Bizim açımızdan baktığımız zaman sistem üzerinde bir değişikliğe gitmedi Cuper. Sistemdeki isimleri değiştirmeyi tercih etti. Geride yapacağı rotasyonun sorun olmayacağını kim oynarsa oynasın görevini yerine getireceği yazmıştım. Nitekim öylede oldu. Garcia ve Sedat'ın yerine dün forma Abdurrahman ve Ömer Kulga'daydı. Ömer'i oynadığı maçlarda çok beğenmiştim. Dün de yine çok iyi bir performans koydu sahaya. Zaman zaman yaptığı Pique vari çıkışları ile beni mest etti deyim yerindeyse. Cuper onun potansiyelinin farkında. Fiziksel olarak da farklı bir futbolcu. Henüz 1989 doğumlu. Şuandaki potansiyelinin üstüne çok şeyler katıp çok daha iyi yerlere gelmek onun elinde. Umarım bunun farkındadır. Ömer'in performansının yanı sıra her geçen maç Ali'nin üzerine koyarak oynaması ise beni mutlu eden bir diğer şey oldu.

Maç boyunca oyunun hakimi gibi görünen bizdik ama bu maçı kazanabilmek adına daha farklı şeyler yapmalıydık. Sivasspor karşısındaki formatın aynısını içerde Gençlerbirliği'ne karşı uygulamamız bende hayal kırıklığı yarattı. Son iki haftaya hedefsiz girmemek için bu maçta daha radikal adımlar bekledim Cuper'den ama o son haftalardaki geleneksel çizgisini devam ettirmenin daha iyi olacağını düşündü. Bizim istediğimiz şeylerden biri olan Bruno'ya kendini gösterme şansı verilmesi durumu ise dün gerçekleşti. Stancu'nun maçtan bir gün önce sakatlanmasından dolayı Bruno formayı giydi ama eline geçen fırsatı maalesef kullanamadı. Bruno konusunda Cuper'in aklında iyi düşünceler yok. Yetersiz olduğunu düşünüyor. Dünkü performansından sonra da Bruno konusunda söz hakkını ele aldı. Sezon sonu süpriz bir ayrılık olur mu bilmiyorum. Bruno'nun eski Bruno olmadığı da ortada ama ona verilecek şans bu kadar kısıtlı olmamalı. Her ne kadar eski günlerini aratsa da bu krediden daha fazlasını hak ediyor. Bu konuda belki duygusal davranıyoruz ama olması gereken bence bu... Bruno'nun etkisizliğin dolayı yerine Hasan Kabze girdi. Hasan Bruno'ya nazaran daha etkiliydi ama ön tarafta sıkıntı yaşadığımız bir maçta, Culio ve Javito yokları oynarken en uçtaki isimden maçın kaderini değiştirmesini bekleyemeyiz. Çünkü ne Bruno ne de Hasan Kabze sıcak bölgede topla buluşamadılar.

Sonuç olarak 26 yıl sonra döndüğümüz ligin bitmesine 2 hafta kalana kadar peşinden koştuğumuz bir hedefimiz oldu. Orduspor şehriyle, taraftarıyla, takımıyla Süper Lige çok yakıştı. Türk Futbolunun kaos yaşadığı bir dönemde, ilk sezonumuzda ligde kalmak bizim için başarıdır. Play Off oynasak çok daha mutlu olurduk ama gelecek sezonun planmasını yapmak için önümüzde çok uzun bir zaman var. Şuandaki takımın sınırlı bir bütçeyle ve çok kısıtlı bir zaman sürecinde kurulduğunu düşünürsek önümüzdeki yeterli zamanı çok daha verimli kullanarak 2012-2013 sezonunda Orduspor'un bu sezonki hedeflerinin üzerine koyarak mücadele edeceğini düşünmek yanlış olmaz. Kimi zaman üzüldük, kimi zaman sevindik, kızdık, sövdük. İyisiyle kötüsüyle bir sezonu bitireceğiz iki hafta sonra. Şimdiden iyi niyetiyle ve bağlılık duygusuyla formamızı terleten futbolcularımıza çok teşekkür ederiz.

24 Mart 2012

Orduspor vs Gençlerbirliği | Tamam mı, Devam mı..?

Normal sezonun bitmesine 3 hafta kala Ordu'da yarın Gençlerbirliği ile karşı karşıya geleceğiz. Çoğu kişiye göre lig bizim için geçen hafta bitmiş olsa da umut olduğu sürece yolumuza devam etmeliyiz. Gençlerbirliği Playoff yolunda rakiplerimizden biri. Son haftalardaki kötü gidişatlarına rağmen ilk 8 Playoff'u için hala iddialı bir konumda olmaları onlar adına çok büyük bir şans. Çünkü 7 haftada aldıkları 4 mağlubiyet 3 beraberlik ile belkide sezon içindeki en uzun süreli düşüşlerini yaşadılar. O yüzden onlar hem kötü serilerine son vermek hem de Playoff yolunda rakiplerinden biri olarak gördükleri Orduspor'u saf dışı bırakmak için Ordu'ya gelecekler. Bizim adımıza 3 puan dışındaki alternatiflerin bir önemi yok. Onlar ise Ordu'dan çıkaracakları 1 puan bile yeterli olacaktır. O yüzden bu çerçevede mücadele edeceklerini düşünüyorum.

İlk yarıda Ankara'da oynanan maçı 3-1 kaybetmiştik. Aslında o maç bizim için bir milattı. Maç öncesi Gençlerbirliği ile aynı puandaydık ama şuan Gençlerbirliği'nin içinde bulunduğu tablonun aynısı ile Ankara'ya gidiyorduk. Son 7 maçta kazanamayan ve son son 4 maçını üst üste kaybeden bir Orduspor vardı. Metin Diyadin'in kader maçıydı Gençlerbirliği karşılaşması. Fakat Metin Diyadin kaderine razı gelmiş, haftalardır yaptığı yanlışlardan dönmemiş ve sahadan mağlup ayrılmıştık. Onun da Orduspor başındaki son maçı oluyordu Gençlerbirliği maçı. Orduspor kariyerini kendi inatları ve egosu uğruna bitirirken gider ayak Orduspor'u da ateşin içine sürüklüyordu. İlk yarıdaki maç öncesi ve sonrasındaki psikolojimizi biraz olsun anımsadık. Çok kısa bir süre içine sıkışan bu sezonda duygunun her türlüsünü yaşadık. Uzatmazsak, Gençlerbirliği şuanki durumu bizim ilk yarıda onlar ile oynamadan önce içinde olduğumuz duruma benziyor. Tabi bu benzerlik istatistiksel olarak. Kötü gidişatlarına rağmen küme düşmesi beklenilen takımların başında gelen Gençlerbirliği'nin oynadığı futbolu ve ligdeki konumunu es geçemeyiz. Bu başarının arkasındaki en büyük isim ise bence Fuat Çapa. Gerçekten çok iyi bir takım yarattı.

Maça bizim açımızdan bakacak olursak Culio'nun cezası sona erdi. Hasan Kabze'de sanırım büyük ihtimal maç kadrosuna dahil edilir. Oynarsa katkısı büyük olur ama oynamayacaksa da Cuper'in artık Hakan Özmert ısrarından vazgeçmesi gerekiyor. Hasan'ın sakatlığı bize gerçekten pahalıya mal oldu. Hakan Özmert Hasan Kabze'nin sakatlığından dolayı yakaladığı fırsatı değerlendirmek yerine kafamızdaki Hakan Özmert imajını yerlebir etti. Ben Cuper'in Hasan Kabze ve Stancu ikilisinden aldığı verimden sonra Hasan sakatlanmış olmasına rağmen aynı sistemi en azından Bruno ve Stancu ile bir kere denemesini beklerdim. 4-4-2'nin nimetlerinden dolayı kazandığımız maçlar ortada ama Hasan Kabze sakatlandı ve biz o nimetleri elimizin tersiyle bir kenara ittik. Hasan fiziksel olarak tam anlamıyla hazırsa yarın formayı giysin. Ama hazır değilse de yarın ileri uçta sahaya Bruno - Stancu ikilisi ile çıkmamamız için hiçbir neden yok. Hele hele dediğim gibi Hakan Özmert'in son haftalardaki performansından sonra o topa girmemiz bile bile lades olur. Ön taraf haricinde rotasyonda sıkıntımız yok. Çünkü tandemde Yalçın'ın partneri kim olursa olsun içimiz rahat bir şekilde maçı izliyoruz. Aynı şekilde Garcia ve Abdurrahman'da değişmeli olarak sağbekte çok iyi bir şekilde görevlerini yerine getiriyorlar. Selçuk solda alternatifsiz kaldı ama o da son haftalarda biraz toparladı gibi. Ekstrem hareketlere girmeyip sade bir şekilde görevini yaptığı sürece sıkıntı yok. Tek sorunumuz ön taraf. O sorununda formülü belli. Yapılması gerekeni yapıp zor olan maçı kolaya çevirmek Cuper'in elinde. Genel olarak da takım Ordu'daki ortalama performansının altına düşmez ise maçı kazanmamız için hiçbir neden yok.

Son 3 hafta ve alınacak 9 puan var. Bu 9 puanın ilk halkası yarın 19 Eylül'de. Cuper'in dediği gibi maç maç değerlendirecek olursak tabloyu, yarın Gençlerbirliği mağlup edelim ve kalan iki haftadaki ihtimalleri konuşalım. Zor ama imkansız değil. Haydi sevdamız, Ordu'da yüzümüzü güldürmeye devam et...

11 Aralık 2011

Depresyon | Gençlerbirliği 3 : 1 Orduspor

Böylesine durumlarda maç yazısı girmek çok zor. Ne yazabilir ki insan? Zaten takımın kazanamama serisi 8 maç olmuş, bununla birlikte 5 maç üstüste yenilmiş. Ki önünde öyle bir fikstür var ki bu mağlubiyet sayısı 7 bile olabilir. Sen zaten söyleyeceklerini 8 - 10 hatta 12 hafta boyunca söylemişsin. Dönüyorsun dolaşıyorsun aynı hikayede buluyorsun kendini. Sen söylüyorsun, sen işitiyorsun. Takım mı? Aynı tas aynı hamam dedik ya işte geçen hafta...

Elim gitmiyor klavyeye, birşeyler demeye. Maç hakkında analiz yapmaya, eleştirilerini sunmaya. Boş boş konuşuyorsun sanki. Karabasan çökmüş üstüne, sen bağırmaya çalışıyorsun ama sesin çıkmıyor. Sen duyuyorsun sadece. Öyle birşey işte. Takımdaki sıkıntılar ortada, bu sorunlara çözüm bulmak için birşeyleri denemek gerekir. Antreman yaptırıyorsun bu topçulara. Sen hepsini bizden daha iyi tanıyorsun. Deneme yanılma yap. Yap boz birşeyleri. Görelim, gerekirse biz yanılalım. Diyelim, Diyadin haklısın, kadro derinliğimiz yok gerçekten, geride kalan 3 forvette, sahada oynattığın asıl mevkisi forvet olan Stancu'da bir Fatih Tekke değil diyelim. Bu neyin inatıdır arkadaş?

Sen lig öncesi bu takıma 23 24 tane adam aldırdın. Geçen seneden 4 5 oyuncuyuda takımda tuttun. Senin elinde 29 30 tane oyuncu varken, takımı 11 - 12 oyuncuya hapseden yine sensin. Oynadığı her dakika, sahada yokluğu varlığından daha değerli olan Abdurrahman'ın üzerinde durarak bu maçın en iyi isimlerinden yaptın onu. Sen, Abdurrahman'ın üzerine düştüğün kadar geride kalan hiç kimsenin üzerine düşmedin bile. Bizleri, geçen sene taraftara bir yerlerini gösteren İbrahim Şahin'e bile razı ettin.

Geçen hafta kendi kalesine gol atan Nickenig'i bu hafta kurtarıcı diye forvete sürdün, dakika 80'de. Bu mantıkla yola çıkarsak bu maçta kendi kalesine çok güzel bir gol atan Yalçın'ı da cuma akşamı zor dakikalarımızda forvette izleyebiliriz.

5 maçtır yeniliyoruz evet. Yaşım yetiğince takip ettiğim Orduspor'umun 5 maç üstüste yenildiğini hatırlamıyorum, hafızam beni yanıltıyor olabilir. Kötü gidiyoruz, en azından ilk yarı için toparlanamayacak gibiyiz. 14. sırada yer bulduk hafta bitince kendimizi. Düşme potasına iyice yaklaştık ama Ankaragücü ve Samsunspor'un aşırı kötü gidişi bizim adımıza bir şans ligde kalma yolunda. Olumlu yanından da bakarsak, her ne kadar çok kötü gitsekte şu saate kadar topladığımız 17 puan o kadar da kötü değil, yeni çıkmış bir takım için.

Daha çok maç sonunu konuştuk. Biraz öncesi, sonrasından bahsedelim Gençlerbirliği - Orduspor maçının. Rakipte Oktay Delibalta ve Emre Aygün gibi iki eksik vardı maç öncesi. Bizde ise maç önceasi kadrolara bakıldığında yine hayal kırıklığı vardı. Yedekte bir forvet bile bulunmazken, Garcia'nın sakatlığı sonrası Abdurrahman, Emre'nin yerine Murat ve ileride yine tek başına Fatih Tekke vardı. Kadroyu gördüğümüzde maç içinde olabilecekler yavaş yavaş zihnimizde canlanmış, gelecek 1 puanın gayet iyi olabileceğini düşünmeye başlamıştık...

Gençlerbirliği ev sahibi olmanın avantajını kullanmaya çalıştı maç boyunca. Zaten evinde aldıkları başarılı sonuçlarda ortada. İlk görüntüde iki takımda ilk hedef 1 puan şeklinde sahadaydı. Orta sahada yaşanan amansız bir mücadele şeklinde geçen bir ilk yarı vardı. Genç takım olmanın avantajını kullandılar zaman zaman, orta sahada kazandıkları toplarla hızlı adamlarla pozisyonlara giren taraf oluyorlardı. Gerçi bu girdikleri pozisyonlar 2'yi 3'ü geçmedi.

Sıkıcı geçen ilk devrede gol seside çıkmadı, normaldi de. Beklenen oyunu sergiliyordu iki takım sahada. Bu oyunla golü atan maçı kazanırdı. Hatta o golü Gençlerbirliği atarsa maç bizim adımıza biterdi. Buna yakın şeyler oldu zaten ikinci yarıda.

Bazı farklarla tabi. Golü atanın kazandığı maç olmadı ki keşke öyle olsaydı. Golü bulduk 2. yarı başlar başlamaz. Haftalardır eleştirdiğimiz Abdurrahman'ın harika ortasına Culio çok zor pozisyonda şık bir vuruşla cevap verdi. Böylece 1:0 öne geçen taraf olduk. Önümüzde artık zorlu bir 10 dakika vardı. O 10 dakikayı atlatsak Gençlerbirliği'nin direncini kıracaktık. Peki ne oldu? Geçen hafta ki Sivasspor maçının bir kopyası, işe bak sen. Göz açıp kapayana kadar Gençlerbirliği 2:1 Orduspor. 2 haftadır aynı senaryonun başımıza gelmesi talihsizlik. Eriyoruz yavaş yavaş. Önce gol yememeye alıştık, şimdide gol yemeye. İki maçtır 2 gol yemeye başladık bu hafta ise bu gol sayısı 3'e çıktı. Kötü bir istatistik yakaladık, tez zamanda bozulması dileğiyle. Ankara'da Gençlerbirliği'ne karşı yine kazanamadık, tarihimizde hiç kazanmadığımız gibi.

10 Aralık 2011

15. Hafta | Gençlerbirliği vs Orduspor


Aynı puanda iki takım karşılaşıyor Ankara'da. Pazar saat 13:00'da, şampiyonluğu kopardığımız stadyumda, Hüseyin Sabancı yönetiminde... Değişik bir ruh hali var. Her sene yaşadığımız günler bunlar, her takımın da bizler gibi yaşadığı. Bu sefer biraz daha uzun sürdü ve sürmeye de devam ediyor. Eleştirilerimiz, tepkilerimiz var, kabullenmek istemediğimiz seçimlerle birlikle. 7 haftadır kazanamayan bir takım var, son 4 maçını da kaybetmiş. Bu dönemde sadece 4 gol atabilmiş. Lig başında taraflı tarafsız herkesin takdirini toplayan Orduspor'umuzun düşüşü olacaktı ama böylesi çok uzun sürdü. Gaziantepspor maçı öncesi ve sonrası diye ayırırsak takımımızı, Gaziantepspor maçı öncesi dönemini mumla arar olduk. O dönemde o oyunu oynayan takım bu dönemde de aynı oyunu oynayabilir bir kaç değişiklikle. Ama o yapılması gereken değişiklik yada değişiklikler yapılmıyor, yapılamıyor...

Her hafta yaptığımız eleştirileri artık yapmayacağım. Fatih Tekke'nin taraftar önünde göz göre göre bitirilmesine de hiç değinmeyeceğim. Yoktan, bizi Süper Lig'e çıkaran Metin Diyadin'e de artık şunu bunu yapmıyor demeyeceğim bu yazıda. Biz istikrardan yanayız, gönül ister kalsın kalabildiği kadar takımın başında. Ama bir gerçek varki Metin Diyadin'in Süper Lige uyum sorunu yaşadığı bir gerçek. Kendisinin bu olmadığını çok iyi biliyoruz ve umarız eski Metin Diyadin'i en kısa zamanda tekrardan görürüz.

Lig öncesi elindeki kadro yapısıyla düşmenin ilk adaylarından gösterilen Gençlerbirliği'nin bugün ki konumu birçok kesimi şaşırtan cinsten. Kendi sahalarında kolay kolay kaybetmeyen bir takım durumundalar. 3 hafta önceki Beşiktaş maçı hala hafızalarda. Kendi sahalarında ki tek mağlubiyeti geçen hafta Galatasaray'a karşı aldılar. Hafta içi oynanan maç programında Trabzonspor maçını oynamamaları bu maç öncesi Gençlerbirliği adına bir avantaj doğuruyor. Yorgun ve kötü giden bizlere karşı, dinlenmiş, 3 maçtır kazanamayan, ve bunun hırsıyla kendi sahasının avantajını kullanmak isteyen bir Gençlerbirliği olacak karşımızda. Zor maç olacak. Şu dönemde gelecek 1 puanada üzülmeyeceğiz sanırım. Ki önümüzdeki maçları düşünürsek 1 puanın bile önemi büyük.

15 gol attı Gençlerbirliği bu maça kadar. Bu gollerin 4'ü son 15 dakikada geldi. İsimlere bakarsak Herve Tum attığı 3 golle en çok gol atan oyuncu. En çok süre alan isimler arasında ise 1080 dakika ile Aykut Demir ile Cem Can, 1059 dakikayla Hurşut Meriç bulunuyor. Emre Aygün ile Özgür İleri ise sakatlıkları nedeniyle oynayamayacaklar. Gençlerbirliği ile bu zamana kadar yaptığımız 14 maçta 4 galibiyet 3 beraberlik alırken 7 kezde mağlup olduk. Ankara'da ise galibiyetimiz yok.

Bizim pencereden bakınca görünen tablo iç açıcı olmasa da Ankara'ya kazanmak ve yaralarımızı sarmak için gidiyoruz. Bir galibiyet, hatta bir beraberlik bile şuandaki kaos ortamında biraz olsun nefes almamıza yetecek. Umarız yarın sahada herşeyiyle kazanmak için oynayan ve kendine inancı yerine gelmiş bir hoca ve takım görürüz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...