Spor Toto Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Spor Toto Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2013

Transfer Dosyamız


Takımın neredeyse tamamı ile yollar ayrılırken bir sürü yeni isim aramıza katıldı. Sil baştan bir kadro kurulurken omzumuzdaki yüklerden kurtulmaya çalışıyoruz. Bonservis verip takıma kazandırdığımız Agus takım bulsun diye gözünün içine bakıyoruz mesela.. Aynı şekilde Monje, Umbides, Roversio... İşin tabi diğer bir boyutu da var. Yüksek bonservis bedelleri ödeyip kadromuza kattığımız Stancu ve Barral... İki futbolcuya ödenen 5 milyon Euro'nun üzerindeki rakamın ne kadarını kurtaracağız şuanda muamma. İşin kötü yanı bu iki futbolcuya Ağustos sonuna kadar talip çıkmaz ise kendi ellerimizle gönderip 5 milyon Euro'nun üzerine soğuk bir su içmek zorunda kalacağız.

İçinde bulunduğumuz zor duruma rağmen takımdan ayrılan futbolcuların gidiş şekillerine farklı bir yönden bakmadan duramıyor insan. Götü boklu Banahane bile sözleşmesini feshedip elini kolunu sallaya sallaya gitti. Aynı şekilde Şamil sözleşmesini feshetti ve Bursaspor ile anlaştı. 225 bin Euro bonservis verdiğimiz bir adam Süper Ligin ekonomik durumu düzgün takımlarından birine gidiyor ama biz ancak arkasından el sallıyoruz. Neden? Takımda herkes parasını zamanında aldı, futbolculara zamanında ödeme yapan kulüplerden biriyiz denildi ama Fornezzi bile parasını alamadığından yakındı bizlere(!) İşbilen, pazarlama gücü yüksek bir yönetim olsaydı Fornezzi'den bile belli bir bonservis geliri elde edilebilirdi. Küme düştük, öldük, bittik edebiyatı da yapabiliriz ama geçtiğimiz sezon küme düşen Manisaspor Jerry'yi Eskişehir'e, Ahmet İlhan'ı Karabük'e, sezon içinde Yiğit'i Galatasaray'a satabiliyorsa eğer orda bir durup düşünmek lazım. Giden zaten gidecek ama insan üzülüyor. Bugün yarın 800 bin lira bonservis ödediğimiz Ferhat da elini kolunu sallaya sallaya giderse şaşırmayacağım.

Lig bittikten sonra kalede Fornezzi, defansda Kulga-Garcia-Öztorun, orta alanda Anıl-Şamil, ileride ise Banahane'nin olduğu bir iskelet hayal etmiştim. Genel duruma bakınca bu iskelete sahip çıkıp boşlukları doldurmak çok da zor görünmüyordu ama Garcia'nın takımda kalmayı kabul edip Ömer'in gitmek istemesine açıklama bulamıyor insan mesela. Ya da Banahane'nin elini kolunu sallaya sallaya Şanlıurfa'ya gidişine... Mevcut durum ve genel gidişata bakacak olursak eğer elimizde bir iskelet falan olmayacak. Neredeyse tamamı yeni 26-26 futbolcu topluluğundan bir takım kurup Bank Asyada başarılı olmaya çalışacağız. Bu futbolcuların çoğunluğunun da alt liglerden olduğunu düşündüğümüzde insan ne kadar iyimser yaklaşmaya çalışsa da gerçekleri bir kenara bırakamıyor. Gerçi kimse çıkıp hedef ilk 2 demiyor ama yaşanılan şokun ardından hemen geri dönmeyi hayal etmiyor da değiliz. Ama şimdilik hayal gibi görünüyor...

Yazının başlığından da anlaşılacağı üzere gelenleri, gidenleri, takımın mevcut kadro yapısını, bizim mevcut kadrodan ortaya çıkardığımız 11'i, eksikleri bir havuzda toplayacağımız bir transfer dosyamız olacak. Bu dosyanın ilk yazısında genel durum hakkında bir girişgah yaptık. Şimdiye kadar yapılan transferlerin çoğunu kaleme alıp nacizane değerlendirmelerimizi yaptık. Bundan sonra da devam edeceğiz. Dosyayı açalım bakalım...


GELENLER
Erkan Sözeri, Muhammet Özdin (Boluspor), Alişan Şeker (Kırklarelispor), Kerem Gülbahar&Salih Sefercik (Balıkesirspor), Adem Sağlam (Körfez), Emre Aygün (Bugsaşspor), Branimir Subasic (Karabağ), Ziya Alkurt (Bayrampaşaspor), Orkun Uşak (Mersin İdman Yurdu), Eren Özen (Gaziantep BB),

GÜNDEMDEKİ İSİMLER
Javier Javito

GİDENLER
Nizamettin Çalışkan (Gençlerbirliği), İbrahim Kaş (Bursaspor, KB), Ayila Yusuf (Dinamo Kiev, KB), Fevzi Elmas, Banahane (Şanlıurfaspor), Abdülkadir Kayalı, Fornezzi, Bruno, Ferhat Çökmüş, Hasan Kabze, Ali Çamdalı, Şamil Cinaz (Bursaspor), Atila Turan, Agus, Roversio, Atila Turan, Barral, Stancu, Umbides, Monje, Romero, 

DURUMU BELİRSİZ OLANLAR
Ferhat Öztorun, Ömer Kulga, 

KALANLAR
Garcia, İrfan Başaran, Anıl Taşdemir, Murat Torun, Müslüm Yelken, Cantuğ Temel, Hüsamettin Tut, Yasin Kocatepe, 

MEVCUT KADRO YAPISI
KALE: Cantuğ Temel, Orkun Uşak,  Alişan Şeker
DEFANS: Kerem Gülbahar, Garcia, Muhammet Özdin, Hüsamettin Tut, Yasin Kocatepe, Adem Sağlam, 
ORTASAHA: Anıl Taşdemir, İrfan Başaran, Salih Sefercik, Müslüm Yelken, Emre Aygün, Ziya Alkurt, Eren Özen
FORVET: Murat Torun, Subasic, 

Eldeki malzemeden ortaya çıkabilecek ideal 11 ise aşağıdaki gibi. Durumu belirsiz olanları da dahil ediyorum şimdilik. Sezon başlayana kadar daha çok yapıp bozacağız.


football formations

Özet geçecek olursak eldeki malzemeden ortaya çıkan en iyi sonuç bu. Eksik çok. Kulga ikna edilemezse iyi bir stoperi, Ferhat ayrılırsa da yerine Kerem Gülbahar'ı monte edebiliriz. Şuanda mevcut kadroda önlibero oynayabilecek tek isim Salih Sefercik ama onun da yeterli olduğunu düşünmüyorum. 65-70. dakikadan sonra sahaya atılıp Emrullah Kokoç verimi alabiliriz ama direk oynayabilecek potansiyelde değil gibi görünüyor. Şamil kalsaydı PTT'de iş yapardı (!)

Subasic'i mevcut şartlarda en öne yazdım ama pivot ve bitirici bir forvetten daha çok tamamlayıcıya benziyor. Kostovski'den daha iyi bir tamamlayıcı değil gibi görünüyor. PTT'de iş yapacak iyi bir bitirici forvet gerekiyor bize. Gel de yanma Banahane'ye...

Daha çok konuşur yazar çizeriz ama öncelikli görünen ve benim istediğim, Kulga ve Öztorun bir şekilde takımda tutulup Javito transferi bitirilmeli. Sonrasında ise iyi bir önlibero, işbitirici forvet... En son da denge, balans, boya badana...

Hayırlısı be.

11 Mayıs 2013

Son Demler... | Antalyaspor vs Orduspor


Ligin bitmesine iki hafta kala noktayı koyduk. Sezon başında aklımızın ucundan dahi geçmeyen bu sona kendimizi alıştırmaya çalışıyoruz. Alışkın olmadığımız bir yere gitmiyoruz ama bu şekilde düşmek de koymuyor değil. Göz göre göre, bağıra bağıra... Umarsız, tutarsız, vefasız bir futbolcu topluluğuyla... Orduspor taraftarının inandığının onda biri kadar inanmayan, trilyonlar kazandığı ekmek teknesine yani Orduspor'a ihanet eden futbolcu topluluğuyla... 

Küme düştük ama son hafta Akhisar maçından sonra tribüne çağırıp emekleri için teşekkür edebileceğimiz bir takıma sahip olmayı isterdim. Geçtiğimiz hafta Ali ve Murat'ı bağrımıza bastık ya, aynı o şekilde kucaklayacağımız bir takım... Ama sahip olamadık öyle bir takıma. Biz onlara her seferinde on adım attık ama onlar hep tutarsız kaldılar. Çoğu maçta rencide olduk. Takım sahada ezilirken biz tribünde dik durduk. Yaşadığımız hayal kırıklıklarına rağmen karanlıklar içinde görülen o son ışık sönene kadar yanlarında olduk ama yetmedi..

İki hafta misafiriz bu ligde. Bugün rakip Antalyaspor. Onlar da sezonu bizim gibi bitirdi, noktayı koydu. Bizim yaşadığımız düşüşe benzer bir düşüş yaşadılar. Ligin ilk yarısı Avrupa yolunda en avantajlı takımlardan biri konumundayken iki hafta kala hedefsiz bir takım durumundalar ve haftalardır süren kötü bir gidişat var. Maç boyunca Mehmet Özdilek'in istifasına yönelik olarak tribünden sesini yükseltecek Antalyaspor taraftarı. Bizim açımızdan maçın  tek önemli boyutu ise kazanmamız durumunda alınacak olan para. Açık söylemek gerekirse   ekonomik olarak 2010-11 sezonundan daha iyi bir durumda olmayacağız önümüzdeki yıl. O yüzden son iki maçın ekonomik boyutu kulüp adına gerçekten önemli.

Kadro analizi, kim oynar ne olur konuşmanın anlamı yok. Canları ne isterse onu oynayacak futbolcular. Umarız keyiflerinde yerinde olur.

17 Mart 2013

Peki Ya Şimdi? | Orduspor 2:3 Gaziantepspor

 

Bizler kendimizi yeni nesiller olarak adlandırırsak eğer, kendimizi bildik bileli hiç düşme gibi bir duygu yaşamadık. Çevremizde çok oldu yaşayanlar ki mutlaka çok zor bir duygu olsa gerek. Allah yaşatmasın. Şimdi maç üzerine yazılacak çok şey olabilir lakin ortalığı yakıp yıkmak istemiyorum. Şunun bilincinde olmanızı istiyorum. Tutanımızda iyi atanlarımızda iyi. Defansımımızda bu ligi kaldırabilecek düzeyde. Bu olumlu görüntüye karşın bakın düşme potasına girdik. Bir takımın tutanı kötü olabilir, defansı kötü olabilir. Ama atanı yada atanları iyidir, o takım yediğinden fazlasını atabilir. Ama bunları yapmak için kalbur üstü orta saha oyuncularının olması gerekmektedir. Yok. Orta sahamız yok. Geçen sene ki orta sahamız bu sene olsaydı, biz bu sene çok farklı şeyler konuşacaktık. Şimdi biz nerdeyiz? Kimleyiz?
Futbolcular ruhsuz,
Cuper hatalı,
yönetimin oyuncu tercihleri yanlış. Ortada bir zincirleme hata var. Bunların hesabı, kitabı sene sonunda mutlaka yapılır. Herkesin günahı, sevabı konar ortaya.
Galatasaray maçından hemen sonra twitter'dan "Bu maç bizi kümeye düşürür, normal bir mağlubiyet değil." demiştim. O an ki üzüntü bana bunları yazdırdı. Bugün sahadaki oyunu gördükten sonra umutsuzluğum bir kat daha arttı. Arttı da hemen kestirip atmak ?
Biz Süper Lig'e çıkınca taraftarlarımız bir alt lige düştü. Takımı gaza getirmek yok, en kritik anlarda sadece maç seyredenler, "yönetim istifa", "Cuper istifa" diye bağırıyorlar.
Biz yönetim şakşakçısı değiliz, -göreceksiniz yönetimie de en büyük eleştiriyi bizler yaptık ve sene sonunda yapacağız- niye bağırıyorsunuz gibi bir anlam çıkmasın,
Ama
Niye bağırıyorsunuz ?
Bu kedar vefasız olunmaz. 2 hafta önce "büyük başkan", 2 hafta sonra "yönetim istifa."
Maç boyunca küfür ettiğiniz rakibinizi, maç sonu tribünlere çağırdınız. Mutlu oldunuz mu bizi yendiler diye?
Ben hep, senelerce bir teknik direktörümüz olsun, bazen iyi bazen kötü gidelim ama bir istikrar sağlayalım isterdim. Yücel İldiz gittiğinde çok üzülmüştüm mesela. Cuper içinde aynı şeyi düşünüyorum. Dile getiremiyorum ama olmuyor. Gitsin de diyemiyorum,
Ama bazı gerçekleri de görmemezlikten gelemiyorum.
Farkındasınız sizlerde,
Ligin en kötü futbol oynayan takımıyız. Düşmeyide hakediyoruz, gönül razı değil... 
Neydi?
"Umudun bittiği yerde inadımız başlar."
8 hafta var ligin bitmesine. Gaziantepspor, aylar sonra ilk deplasman galibiyetini aldı. Bizler zoru severiz. Süper Lig'e hangi şartlarda çıktığımızı unutuyorsunuz. Zor geldik buralara, kolay gitmeyeceğiz. Milli arada futbolculara gerekli ultimatom verilmeli. Sivas'ta ise, Elazığ'da ki atmosferi yakalamalıyız. Gaziantep'in bugün yaptığını, Sivas'ta biz yapacağız. 
Görün, bakın.

12 Mart 2013

Bir "Deplasman" Hikayesinden Daha Fazlası


Süper Ligde ki son deplasman galibiyetini 29 Ocak 2012'de Eskişehirspor'a karşı 1-0'lık skorla alan Orduspor, dile kolay bugün itibari ile tam 408 gündür dışarıda kazanamıyor. Bu sayının gün olarak biraz daha uzayacağı kesin. Orduspor'un her deplasman maçından sonra Orduspor'un deplasmanda ki rekoru diye tabir edilen bu olumsuz serisi haber olarak karşımıza çıkıyor. Lig tarihindeki 400.golü kalemizde görerek aldığımız Elazığspor mağlubiyeti ile deplasmanda 18 maç üst üste üste kazanamamış olduk. Peki bu bir rekor mu ? Orduspor, deplasmanda bundan daha kötü bir performans sergilemişmidir ? Bunun için sizleri biraz geriye götürmek istiyorum. Hem buna bir göz atalım, hemde bir galibiyetin nelere kadir olduğunu görelim.

Öncelikle Orduspor taraftarlarına küçük bir hatırlatma yapayım. Süper Ligde 11. sezonunu geçiren Orduspor, bugüne kadar 172 deplasman maçında kaç maç kazandı biliyormusunuz? Sadece 11 maç! Yanlış okumadınız, 172 maçta sadece 11 galibiyet. Diğer bir deyişle her sezona bir deplasman galibiyeti düşüyor ama bu 11 deplasman galibiyetinin 3'ünün geçtiğimiz sezon alındığını belirteyim. Orduspor'un deplasmanda mağlup ettiği takımlar ise Eskişehirspor, Ankaragücü, Karabükspor, Samsunspor, Bursaspor, Kocaelispor, Boluspor (2), Denizlispor, Beşiktaş ve Zonguldakspor'dan oluşuyor, sayması bile kolay. Kısacası tarih boyu zaten Orduspor'un Süper Ligde deplasmanda karnesi hiçbir zaman parlak olmadı. Bu sezon hiç deplasman galibiyetimiz yok ve lig bitene kadar 4 deplasman maçımız daha var. Orduspor bu tabloya aslında çok yabancı değil... Daha önce 1976-77, 1977-78, 1979-80, 1980-81, 1983-1984 sezonları olmak üzere tam 5 sezon bu ligi deplasmanda hiç galip gelemeden tamamladığımızı hatırlayan muhtemelen ya çok azdır, yada hiç yoktur.

Gel gelelim şu deplasmanda 18 maçtır yani şu an itibari ile 408 gündür devam eden ve bir çok kişinin rekor diye tabir ettiği maç kazanamama serisine... Süper Lige ilk olarak 1975 yılında yükselen Orduspor, ilk deplasman galibiyetini de ilk sezonunda 2 Kasım 1975 tarihinde Zonguldakspor'a karşı 2-1'lik skorla elde etmişti. Peki ya bundan sonra ne oldu biliyormusunuz? Orduspor o sezon (1975-76) deplasmanda başka maç kazanamadı. Sonra ki sezon da, ondan sonraki sezon da kazanamadı ve bu hasret böyle sürdü gitti. Kaç maç, kaç gün sürdü diye soracak olursanız, bu kötü seri Süper Ligde tam 48 maç devam etti. Yani toplam 1196 gün süren bir hasret! 408 gün nerede, 1196 gün nerede... Deplasmanda 48 maç kazanamayan, 1196 günde oynadığı bu 48 deplasman maçının sadece 17'sinde berabere kalan ve geri kalan 31 maçta sahadan mağlubiyetle ayrılan Orduspor, o dönem KÜME DÜŞMEDİ! Dikkat çekiyorum arkadaşlar, deplasmanda bu kadar uzun süre maç kazanamamasına rağmen Orduspor o süreçte ligden düşmediği gibi, o sezonlarda son haftaya konum itibari ile hep rahat girmiştir.


48 maç deplasmanda kazanamayan Orduspor, 1978-79 sezonunun 16. haftasında, ligin 2. yarısının ilk maçında İstanbul'a yolcudur. Bitmez denen deplasman hasretinin 49. maçta sona ereceğine inanan o dönem belki çok az kişi vardı ama Necip Cemal Gökalp ve öğrencileri bu kötü gidişata son vermeye kararlıydı. Rakip, 22 Bin Siyah Beyazlı taraftarın önünde, İnönü Stadyumunda Beşiktaş'dı. Karşılaşmanın 30. dakikasında Üstün Türközer'in rakip cezasahasına gönderdiği top, Beşiktaşlı Nezihi'nin eline temas edince, hakem Talat Tokat penaltı noktasını göstermiş, topun başına geçen Zafer Dilber takımını 1-0 öne geçiren golü kaydetmiş ve Orduspor 1196 gün süren deplasman galibiyeti hasretine Beşiktaş'ı 1-0 mağlup ederek son vermişti. Beşiktaş deplasmanında alınan bu galibiyet, sadece 48 maç süren galibiyet hasretini sonlandırmamış aynı zamanda Orduspor'a tarihinin ilk ve tek Avrupa macerasının kapısınıda aralamıştı. Beşiktaş galibiyeti ile deplasmanda o sezon sadece iki maç kazanan Orduspor, özellikle evinde seyircisinin desteğiyle elde ettiği iç saha galibiyetleri ile sezonu iki puanlı sistemde 34 puanla 4.sırada tamamlayarak bir sonraki sezon Avrupa'da Türkiye'yi temsil etme hakkı kazanmıştı.

Şimdi bunu neden hatırlatma gereği, sizlere uzun uzun anlatma istediği duyduğuma gelelim. Aslında bu yazıyı dikkatli okuyan insanlara çok fazla birşey söylemeye gerek yok. 408 gündür deplasmanda kazanamadı diye ligin bitimine 9 maç kala Orduspor'u küme düşürenlere, bu takımın daha önce 1196 gün deplasmanda kazanamadığı halde küme düşmediğini hatırlatmak istedim. Hatta ve hatta 48 maç süren deplasman galibiyetine son verdiği Beşiktaş maçının ardından nasıl Avrupa kapısını araladığını hatırlatmak istedim. Deplasmanda kazanamayan Orduspor'un en büyük silahının Ordu'da takımını yalnız bırakmayan, içeride alınan her galibiyete imzasını koyan ve Orduspor'un uzun yıllar Süper Ligde kalmasını sağlayan taraftar olduğunu hatırlatmak istedim. Ayrıca inanmayanlara inat bir hoca ve öğrencilerinin istedikleri vakit kötü gidişe nasıl dur dediklerini, neleri başardıklarını hatırlatmak istedim. Belki bu bahsettiğim döneme şahitlik etmedim ama bir Ordusporlu olarak o dönemi okuyarak, araştırarak, dinleyerek hep hissettim. O duygu ile bu takımın 9 haftada çok şeyleri değiştirebileceğine inandığımı söylemek isterim.

Haftaya Gaziantepspor maçı var. Unutmayın, o maçtan sonra da koskoaca bir 8 hafta var! Yok arkadaş, bu maçı kazanamazsak ligde kalamayız gibi felaket tellallığı yapacaklara da bundan 2 yıl önce ligin bitimine 3 hafta kala, bu takım Süper Lige çıkamaz diyenlere inat yazdığım yazıyı altta ki linki tıklayarak okumalarını tavsiye ederim. O dönem de, bugün de bu yazıları yazmama neden olan, bu takımın daha iyi günler göreceğine inanmamı sağlayan, sadece kalbimin en güzel yerinde bir ömür yaşayacak olan ORDUSPOR aşkıdır.

27 Nisan 2011 Tarihli "Bir İhtimal Daha Var" başlıklı yazım : http://www.morbeyaz.net/yazar/2097-bir-ihtimal-daha-var.html

Saygılarımla....

11 Mart 2013

Deplasmanda İstikrar | Elazığspor 1 - 0 Orduspor


Yine o psikolojiye büründük. Galatasaray maçından sonra yaşadığımız travmayı elbirliğiyle kenetlenerek atlatmıştık. Fakat, Karabük maçıyla şahlanan ruhumuz bir maç ile hüzne boğuldu yine. Sıkıntılı, zor bir süreç bizi bekliyor. Elazığspor maçı geride kaldı artık. Her ne kadar bizden çok şey götürmüş olsa da bu maçı ardımızda bırakıp bugünden itibaren Gaziantepspor maçına odaklanmalıyız. Umudun bittiği yerde inadımız başlar dedik ya, işte o inadı 9 hafta boyunca göstereceğiz. 26 yıl sonra geldiğimiz bu ligden öyle kolay gitmememiz gerektiğini futbolculara, Cuper'e, teknik heyete daha bir inançla göstereceğiz. Bazı şeylerin üstünü kapatacağız. Taa ki rahat bir nefes alıncaya kadar. O nefesi alınca söylenecek çok söz olacak. Ama şimdi şehir olarak, taraftar olarak sazı elimize almamız gereken vakit.

Üzerinden yıl geçti artık deplasmanda kazanmayalı. Dile kolay Cuper ile sadece bir defa galip gelebilmişiz deplasmanda. Bunun bilincinde gittik Elazığ'ya ama her hafta deplasmanda beklediğimiz, artık vakti geldi dediğimiz galibiyeti yine elde edemedik. Maça oldukça iyi başladık aslında. Deplasmanda alışkın olduğumuz Orduspor dışında bir Orduspor vardı sahada. Önde basan, rakibi hataya zorlayan, pozisyona giren, açık oynayan bir Orduspor... Ama püf noktalarda eksik kaldık. Nizamettin son pası veremedi, Hasan ağır kaldı, Ivesa çıkardı vs vs. Top kaleye girmedi. 61 dakikaya kadar maç hakkında aklımızda soru işareti yoktu. Elazığspor belkide ilk organize geldiği atakta golü attı ve öne geçti. Normal şartlarda iyi oynarken panik yapmayıp oyunu Elazığ yarı alanına yıkmamız en kötü bir puanla dönmeliydik. Oynadığımız futbolun en azından karşılığı buydu. Fakat yenilen golden hem takım oyundan düştü hem de Cuper yaptığı değişikliklerle bu düşüşe ortam hazırladı. Golü yedikten hemen sonra 4-4-2'ye dönüp oyunu rakip alana yıkmak yerine 75. dakikaya kadar Barral'ı bekletti. 75. dakikada Barral'ı kenarda görünce sevindik ama çıkan Hasan Kabze olunca bu değişiklik çok da bir şey ifade etmedi! 61. dakikada golü yemişsin, önünde koca bir 30 dakika var ama sen çift forvete dönmeyip tek forvet 3 önlibero ile maçı tamamlıyorsan bunun mantıklı bir açıklamasını yapamazsın. Sıradan bir futbol izleyicisinin bile ilk aklına gelen basit futbol doğrularını Cuper'in uygulamamasının hakikaten anlaşılabilir bir tarafı yok. Mantık bir yerden sonra yeterli gelmiyor bu durumları açıklamaya.

Kadro açıklandığında Ali orta sahada olduğu için mutlu olduk ama Kaptan deyim yerindeyse maç boyu orta çizgiyi geçmemeye itina gösterdi. Karabük maçında ileri uca yakın oynadığında iki gol atan, defalarca şut şansı bulan, ters toplarıyla takımı pozisyona sokan Ali Çamdalı dün deyim yerindeyse İbrahim Kaş ve Roversio'nun önünde oynayan üçüncü bir stoper görünümündeydi. Görünürde orta saha ama maç boyunca çok nadir katıldı hücumlara. Tabii bu durum Ali'nin değil Cuper'in tercihiydi. Cuper Ali'nin o şekilde oynamasını istedi. Mantıklı bir açıklaması var mı? Yok! Sezon başı Cuper yokuşu dedik, takımın kondisyonundan dem vurduk ama 65. dakika yürümeye mecali olmayan Nizamettin Çalışkan, maç boyunca top on santim uzağına atılınca yetişemeyip sağa sola trip atan Hasan Kabze... Bu muydu Cuper yokuşu? Bir de Yiğit Gökoğlan durumu var. Ne kızsak da, bağırsak da Müslüm'den fazla hak etmiyor o formayı. Sezon bitiyor artık. Anlamsız zorlamalar yapmanın, sinekten yağ çıkarmaya çalışmanın anlamı yok. Yiğit'den birşeyler beklemek yerine Monje'den verim almaya çalışsa Cuper daha mantıklı olur!

Eleştirilecek çok konu var. Aklımızın mantığımızın almadığı şeyler var. Sindiremediğimiz, kendimize yediremediğimiz şeyler var. Ama şimdi susacağız. Bu takım ligde kalmayı garantileyene kadar. Bütün bu yanlışlara rağmen Cuper gitsin vs demek bize hiçbir şey kazandırmaz aksine durum daha kötüye gider. Kadro yapısına bakarsanız dediğimi bir nebze anlarsınız. Bu kadroyu Cuper kurdu ve ligi bitirecek Daha önce söylediğim gibi öyle veya böyle bu takımı ligde tutup 26 yıl sonra 88. dakikada hayallerine ulaşmış bir şehrin hayallerini yeniden yıkan adam olmayacak. Biz de geriye baktığımız zaman onu kötü değil iyi adamdı diye hatırlayacağız. Bunu çok görmesin bize. Ondan sonra Cuper sağ, biz selamet. Herkes yoluna.

9 Mart 2013

Haftanın Maçı #25 | Sanica Boru Elazığspor vs Orduspor


Ligde artık hatanın telafisi olmayacağı maçlara çıkıyoruz. Geçen hafta çok önemli bir üç puan aldık. Tahminimce bu hafta itibariyle ligde kopmalar başlar. O yüzden önümüzdeki 3 maç çok önemli. Fikstürümüzün zor kısmına gelmeden önce bir an önce kendimizi yukarılara doğru atmalıyız. Sanica Boru Elazığspor maçının ise ayrı bir önemi var çünkü direkt olarak bizim rakibimiz. Aramızda sadece 2 puan fark var. 

Şu ana kadar deplasmanda galibiyet alamadık ama bu sefer Elazığ'dan 3 puanla döneceğimize inanıyorum. Çünkü şu anda futbolcular, yönetim ve taraftar el ele vermiş durumda. Takımda motivasyon şu anda üst seviyede. İnandığımızda neleri başarabildiğimizi zaten sezon başında göstermiştik. Ben bu inancı takımda şu an görüyorum. Ve inanıyorum ki bu sezonki ilk deplasman galibiyetimizi alacağız!

Takımdaki son duruma gelecek olursak Stancu, Yussuf ve Monje Elazığ'a götürülmedi. Sakatlığı düzelen İbrahim Kaş ise Hector Cuper' in şans vermesi durumunda oynayabilecek. Yarın nasıl bir taktik ile sahaya çıkacağımızı kestirmek zor. Karabük maçındaki gibi 4-4-2 ile de çıkabiliriz, 4-2-3-1 ile de sahaya çıkabiliriz. Ama 4-2-3-1 ile çıkmak bence bizim açımızdan daha iyi olacak. Çünkü Sanica Boru Elazığspor topla oynamayı seven bir ekip. Orta sahayı kalabalık tutarsak topla oynamalarına izin vermeyiz ve hızlı ataklarla rakip kalede tehlikeli oluruz. Nasıl bir 11'le maça çıkarız kestirmek zor. Ama bir gerçek var ki Ali Çamdalı orta sahada başlamalı. Karabük maçında Ali Çamdalı'nın orta sahadaki varlığı çok şey kattı bize. İlk kez orta sahanın ortasını bu kadar çok dikine kullandık. Herhalde Hector Cuper' de bunun farkına varmıştır.

Takımda Atila Turan, Ferhat Çökmüş, Miguel Garcia ve Nizamettin Çalışkan ceza sınırında. Haftaya kendi sahamızda oynayacağımız Gaziantepspor maçını düşünürsek bu futbolcuların biraz daha dikkatli oynaması gerekiyor. Sanica Boru Elazığspor' da dikkat etmemiz gereken 3 isim var  bence. Serdar Gürler, Sinan Kaloğlu ve Köksal Yelek. Bu 3 ismi durdurursak her şey bizim istediğimiz gibi gider. 

Bu maçın ayrı bir önemi de Yılmaz Vural'a verilecek olan mesajdır. Hafta içi yaptığı açıklamada bizim Karabükspor maçını kastederek "Atılan gollere kendileri bile inanmamıştır" diyerek nereye varmaya çalıştığını anlayabilmiş değilim. Teknik Direktörlüğünden çok şovmenliği ile ön planda olan birisinin bu tarz açıklamalar yapması zaten çok normal.

Biraz fazla uzattım ama son sözümde Elazığspor taraftarına. İlk yarıda içeride oynadığımız Elazığspor maçında "PKK dışarı" diye tezahürat yapıldığı iddia edilmiş. Ben o maçı statta izledim. Öyle bir tezahürat olmadı. Maçtan önce ortamı geren açıklamalar yapmak ne size fayda sağlar ne de bize. O yüzden "söylentiler" üzerinden hareket etmemelerini rica ediyorum.


3 Mart 2013

Gemisini Kurtaran Kaptan | Orduspor 3:2 KDÇ Karabükspor


ALİ ÇAMDALI....

Benim gözümde tarihi bir maç oynandı bugün. Yıllar gerçsede unutulmayacaklar adına yazdığımız bir karşılaşmaydı Karabükspor maçı. Coşkuyu da yaşadık hayal kırıklığını da. Neyse ki sonu güzel biten bir hikaye oldu 24. Hafta bizim açımızdan.
Ve bu hikayenin baş kahramanı, bakın yukarıda ismi yazıyor.

Şehir her zamankinden daha farklı "mor"a "beyaz"a bürünmüştü bugün. Hani o coşku hep vardı lakin bugün daha başka bir karnaval havasındaydık. Bizim şehir birşeye inanırsa o iş biter. 2 sene önce bu takımı Süper Lig'e çıkaran yegane güç, futbolculardan daha çok şehirin verdiği gazdı. O sene başka şehirlerden gelip Karadeniz sahil yolu, Ordu şehir geçisini kullanan, futbolla ilgilenen herkes Ordu'nun Süper Lig'e şehir olarak çıkacağını/çıktığını, arkadaş sohbetlerinde de belirtmişlerdi. Bugünde 2 sene öncesinin havası vardı. Kırgınlıklar, kızgınlıklar bir kenara, şimdi klasiktir ya hani "En kötü gün bugünse..." diye devam eden cümleyi hayata geçirme vakti. Buralara gelmek hiç kolay değilken, ha deyince gitmek olmazdı.

Söz futbolcularımızda...
Çıkabilecek en iyi kadro sahada. Ev sahibi olmamızın getirdiği bir özgüvenle maça, rakibe oranla daha istekli başlıyor ve maçın daha 5. dakikasında Ali ile golü buluyoruz. Ali'nin attığı gol bana hemen Süper Lig'e çıktığımız sezon Ordu'da Giresunspor ile oynadığımız maçta Jerry'nin attığı golü hatırlatıyordu. Golü erken bulduktan sonra, son haftalarda yaşadıklarımızı düşününce rahat edemiyoruz. İstanbul B.B. maçı olsun Galatasaray maçı olsun, hepsinde attığımız erken gollere rağmen puan kaybı yaşadık. Bu maçta puan kaybımıza tahammülümüz yok ki. Golden sonra Karabükspor'a top oynama şansını fazla verdik. Yanlış hatırlamıyorsam 25. dakika gibi topla oynama oranlarında %55'e %45'lik bir üstünlük sağlamışlardı bize. Deplasmanda oynamayı seven, hızlı adamları olan bir takıma bu kadar çok top oynama şansı vermemeliydik. Ki zaten bu dakikadan sonra sazı eline alan taraf biz olduk. Ali'nin bu maç yaptıklarını anlata anlata bitiremeyiz. Bugün tek başına bir takımdı neredeyse. Defansta o vardı, topları dağıtırken o vardı, gol atarken yine o vardı. Bir kaptan daha ne yapabilirdi?

Neredeyse her atağın başlangıcında Ali vardı. Oyunu yön veren isim oldu kendisi. Sağdan sola, soldan sağa attığı toplar sayesinde bir çok pozisyona girdik, birçok gol kaçırdık. Atila'ya özel parantez açmak istiyorum. Şahaneydi bugün. Bu adam orta sahaymış da haberimiz yokmuş. Heyecanı, hırsı hoşuma gitti. Şut atıyor, kendine güveni var. Bizim en büyük eksiklerimizden biri kendine güveni olan oyuncularımızın fazla olmayışı. Şamil'de aynı şekilde mesela. Şamil ne zaman cesur oynasa gol atıyor, takıma katkı yapıyor. Yok, sen Şamil'i göbeğe tutsak edersen, bir Ali Çamdalı yaratmak istersek o zaman göze batar işte. Şamil'e cesur olma şansını vermedik biz fazla. Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim.

İlk yarının son 3 dakikasında 2 gol birden gördük kalemizde. Korkulan başımıza gelmişti. Bu da bizim kronik hastalığımız. Oyundan koptuğumuz zaman, bir kopuyoruz tam kopuyoruz. Özellikle Süper Lig'de bu sıkıntıyı çok sık yaşadık. Galatasaray karşısında 20 dakikada 4 gol yedik misal. Ligin en iyi defans yapan takımlarından biriyken, 20 dakikada 4 golün mantıklı açıklaması olabilir miydi? Motivasyon eksikliğini aşamıyoruz, aşabilecek miyiz bilmiyoruz. O sorunu aştığımız zaman takımımız Avrupa'ya oynayacaktır, inanıyorum. Devreye 2.1 mağlup girmenin hüznü, homurdanmalar... Herşey bir anda tersine döndü. Güneş gitti, takım bitti...

Devreyi bir anda 2:1'lik skorla kapatmak moralleri bozsada, Orduspor bugün güven veriyordu oynadığı futbolla. Mesela, özellikle puan kaybettiğimiz haftalarda mutlaka bir kaç oyuncumuzun kötü oyunundan dem vururduk ama bugün sahada kötü oynayan bir isim olmamasına rağmen 2:1 mağlup durumdaydık. Hasan Kabze'yi eleştirenleri gördüm ama Karabükspor maçında, güzel duvar oldu rakibe karşı, yaptığı asistlerlede bol bol pozisyon bulduk. Attığı bir gol vardı hatta ama ofsayta takıldı. 2. yarıda top göstermediğimiz Karabükspor'a karşı erken sayılabilecek dakikalarda Ali ile 2. golü buluyorduk. 
Ali Çamdalı
Ali Çamdalı
Ali Çamdalı...
Bir maça damga vuran isim. Cuper neden harcıyorsun Aliyi defansta? Neden Cuper :/ ?
Aslında konu hakkında en güzel özeti blog yazarlarımızdan Bilsay, Twitter hesabından geçmişti.

Ali ilk golü atar;
" Ali Camdali is midfielder Sir Cuper! "
Ali 2. golü de atar;
" Ali Camdali is striker Sir! "

Genellikle takımın çok kötüyken, Fornezzi'nin takımı tek başına ayakta tuttuğunu çok iyi biliyoruz. Ama bugün takımda herkes iyiydi, Ali bambaşka iyiydi.
Ve final,
Stancu sakatlandı, Şamil girdi.
Bir orta geldi, Karabük defansı hiç önemsememişti bile onu, tutma gereği bile duymamıştı.
Bomboştu, elini kaldırdı
Israrla topu istedi.
Çıktı kafaya, hop gol !
Golün adı Şamil Cinaz.
Orduspor 3:2 Karabükspor...

2 Mart 2013

Haftanın Maçı #24 | Orduspor vs KDÇ Karabükspor

Maç yazısını uzun tutmayacağım. Zira maç bittiğinde söyleyecek çok sözümüz olabilir. Kalsın...
Akşama doğru kritik bir maça çıkıyoruz Karabükspor ile Ordu'da.

Direk rakibimiz konumundaki Karabük'e karşı bugün alınacak bir galibiyet ile sıralamada üzerine çıkacak olmamız ayrı bir motivasyon olacak. Aslında sıralamadaki yerimize bakarsak her maçımızın ayrı bir motivasyon olması gerekirken geçen hafta bu hissi takımımızda görememiştik. Çok kırıldık, hayal kırıklığı yaşadık, uzun süre 4:2'lik mağlubiyetin şokunu atlatamadık ama artık bunları düşünme vakti değil. Klasik "her maç final" dönemindeyiz ve kazanılacak ile kaybedilecek puanların her biri hayati öneme sahip olacak.

Böyle stresli, gergin maçları severiz Ordu'da oynayacaksak eğer. Böyle maçlarda şehir ve futbolcuların bütünleşmesi daha rahat oluyor. Bugün 19 Eylül'de daha ayrı daha farklı bir coşkuyla karşılayacağız Karabükspor'u. Rakibimizin deplasman karnesinin iyi olmasını değil Ordu'da ki maçlarda bizim genel olarak iyi olan performansımıza bakmak lazım. Baştan ipi rakibe verirsek, o zaman kaybederiz çünkü. Bugün 19 Eylül gerçek bir cehennem olacaktır.

Bu sene bu takımı ayakta ve ligde tutacak yegane güç, yine bu sezon en çok eleştirdiğim/eleştirdiğimiz taraftarlarımız olacaktır.

KAZANACAĞIZ...

24 Şubat 2013

Haftanın Maçı #23 | Galatasaray vs Orduspor

Pazartesi mesaisinde Galatasaray deplasmanındayız. Saat 20:00'da Türk Telekom Arena'da başlayacak olan maçın hakemi Serkan Çınar. Serkan Çınar ismini aradan yıllar geçsede hala unutamıyorum. 2005 yılında oynadığımız Türkiye Kupası'ndaki Kayseri Erciyesspor maçındaki katliam yönetimini unutmamız imkansız gibi birşey. O günden bugüne saplantım haline gelmiş bir isim kendisi. Kendisi en son geçen sezon yine bu zamanlarda Eskişehirspor'u deplasmanda 1:0 yendiğimiz maçı yönetmşti. Ki bu maç deplasmanda kazandığımız son maç oldu. Galatasaray'ın da ilk defa maçını yönetecek.  Bu sezon içerisinde oynadığımız pazartesi maçlarında 1 galibiyet ve 1 mağlubiyet aldık. Bu maçlarda Ordu'da Kayserispor'u 3:2 yenerken, Trabzonspor'a da 2:1 mağlup olmuştuk.

İşin hikaye kısmını bitirip yorum kısmına geçersek, zor bir maça çıkacağımızı biliyoruz hepimiz. Karşımızda ligin lideri olmasına rağmen, beraberliği alıp gidelim düşüncesiyle maça çıkarsak bozgun yaşamayız ama yine ve yeniden üzülürüz. Muhtemelen de bu mantıkla çıkarız. Top oynamaktan çok oynatmamayı seçer, deplasmanlarda futbolun katili olmaya devam ederiz. Anadolu'da oynadığımız maçların bir çoğunda bu oyunla bir şekilde puan almayı başarsak bile pazartesi akşamı Galatasaray'a çok fazla top oynama imkanı verirsek mutlaka sıkıntı yaşarız. Zira rakibimiz zaten top oynamayı seven bir takım. Ki onların oyun anlayışı "top hep benim olsun" şeklinde. Son yaptıkları transferlerle de iyi olan hücum hattı bu lig için kusursuz hale geldi.

Kapanmamalı, cesur olmalıyız. En azından bu maçlık... 1 senedir bir takımın deplasmanlarda maç kazanamamasının akla mantığa uyan bir yanını bulmaya çalışıyorum, olmuyor. Elimizdeki kadronun 15. sırayı hakettiğini düşünmüyorum. Elazığspor da kazandı dün. Belki Akhisar ile Mersin İdman Yurdu paçayı kurtaramayacak ama düşen son takım süpriz, beklenmeyen bir şehirden çıkabilir. Biz olmayız ama o takım, ihtimal vermiyorum. Lakin yol yakınken de rahatlamak gerekir. Galatasaray maçı zor, sıkıntılı. Oldu da alınacak bir galibiyet aşırı rehavet getirecek, o daha da sıkıntılı. İlk yarıda Ordu'da efsane bir Galatasaray maçı oynadık, sonrası kademe kademe aşağıya doğru düştük.

Açık konuşmak gerekirsek rakip bizim maçı dinlenme maçı olarak görecek. Bu yüzden süpriz bir kadro çıkartabilirler sahaya. Türk takımlarının Avrupa maçlarından sonra genel olarak puan kaybettiklerini düşünürsek, rakip takımın bu yorgunluğunu avantaja çevirebiliriz. Bir dip not olarakta Galatasaray'ın hafta içi sarfettiği efor Schalke 04'ün isminden yada bir Şampiyonlar Ligi maçı olduğundan değil daha çok kendi zeminleri yüzünden idi. Tekrar tekrar vurgu yapıyorum, cesur olursak ancak rakibin yorgunluğunu avantaja çeviririz. Ligde 3 mağlubiyet alan bir takım var karşımızda. Hatta bu mağlubiyetlerin birini bize karşı aldılar. Arena'da ki tek yenilgilerinde kalelerinde 3 gol gördüler. İlk maçta ki gibi bu maç öncesinde de Galatasaray'ın zaafları iyi tahlil edilmişse o zaman birşeyler beklerim ben takımdan. Ama yazının başında dediğim gibi, "yok ben beraberliği alsam yeter" düşüncesiyle oynayacaksak eğer derin bir hüzünle ayrılırız İstanbul'dan.

İlk 5 haftada 4 galibiyet çıkartan Galatasaray 5. haftadan sonra 3 maçlık bir galibiyet serisi yakalayamadı. Bu maça ise Antalyaspor ve Akhisar Belediye galibiyetleri sonrasında çıkacaklar. TT Arena'da bu sezon Galatasaray'ın gol atmadığı maç yok. Her maçında mutlaka 1 gol bulan rakibimiz bu maçların 1'inde mağlup olurken 2 maçtanda beraberlikle ayrıldı. Biz ise deplasmanlarda bu sezon 2. golü bulan taraf olamadık. 2012/2013 sezonunda Süper Lig'de 42 gol atan Galatasaray'ın en çok gol attığı 15 dakikalık dilim, 31 ila 45. dakikalar arasında geldi. Bu dakikalar arasında 11 gol atan Galatasaray yediği 25 golün 7'sini 61 ila 75. dakikalar arasında yedi. Golcüler listesinde Burak Yılmaz ve Umut Bulut attıkları 12'şer golle başı çekiyorlar. Felipe Melo bu sezon gördüğü 2 kırmızı kartla takımının en hırçın oyuncusu. Aynı oyuncu Beşiktaş maçında gördüğü kırmızı kart nedeniyle bizim maçımızda cezalı. Takımın en çok süre alan isimleri arasında ise 1889 dakika ile Muslera başı çekiyor. Muslera bu zaman dilimi içerisinde 1 kırmızı kart gördü. Onu 1791 dakika ile Selçuk (3 gol 5 asist) ve 1620 dakika ile Dany izliyor.

Geçen sezon İstanbul'da oynadığımız maçı 2:0 kaybederken bu sezon ilk yarıdaki maçı 2:0 kazanmasını bildik. 29. kez karşılacağımız Galatasaray'a karşı 2 galibiyetimiz ve 11 beraberliğimiz mevcut. Rakibimize 15 maçta ise boyun eğdik. Kazandığımız 2 maçın ilki 1984 yılında 3:0'lık sonuçla gerçekleşirken ikincisi yukarıda belirttiğim gibi ilk yarıda Ordu'da oynadığımız maçta gerçekleşti. 1984 yılında aldığımız 3:0'lık galibiyet bu istatistiklere bakılınca doğal olarak aldığımız en farklı galibiyet olarak tarihe geçti. Galatasaray'ın en farklı galibiyetleri arasında bize karşı 2 maçta aldıkları 4:0'lık galibiyet karşımıza çıkarken 1972 yılında Türkiye Kupası'nda tarihimizde ilk defa karşılaştığımız maçta rakibimize 5:1 boyun eğerken Galatasaray - Orduspor arasında en çok gol atılan maç ortaya çıktı. İstanbul'da oynanan 13 maçta galibiyetimiz bulunmazken, 3 beraberlik ve 10 mağlubiyet ile kötü bir istatistiğin sahibi olduk.

Yarın umutlarımızla beraber Arena'dayız. Hiçbir yerde yalnız kalmayan bu renkleri yine yalnız bırakmayacağız. Artık zamanı geldi. Yarın umarız şans da bizim yanımızda olur.

18 Şubat 2013

Hüsran | Orduspor 2 - 2 İstanbul Belediyespor


Altımızdaki takımların hepsinin puan kaybettiği bir haftada aynı puanda olduğumuz İstanbul Belediyespor ile karşılaştık. Herkes 6 puanlık maç diyordu ama bence 9 hatta 12 puanlık bir maçtı. Her bakımdan kazanmamız gereken bir karşılaşmaydı. Çok da yaklaşmıştık ama sonunu getiremedik ve sahadan bir puanla ayrıldık.

Aslında çok güzel başlamıştı her şey. Umbides'in golü ile daha 3. dakikada öne geçtik. Daha gol sevincimiz sürerken 4 dakika sonra beraberlik golünü yedik. Daha sonra İBB Visca ile sağ taraftan etkili geldiler. Visca, deyim yerindeyse bizim sol tarafımızı hallaç pamuğuna çevirdi. Zaten H. Cuper'de bunu farkedip erken bir değişiklikle Atila'nın yerine Ferhat'ı aldı. Ferhat oyuna girdikten sonra ipleri tekrar elimize aldık ve Yussuf ile 2. golü bulduk. Umbides, Barral ile yaptığı verkaçta topu yerden arka direğe kesti ve Yussuf boş kaleye golü attı. İlk yarı da bu skorla bitti. 2. yarıya ise şanssız bir sakatlıkla başladık. İkinci yarıya ilk yarının sonlarından yaşanan bir pozisyondan dolayı zorunlu bir değişiklikle başladık. İbrahim Kaş'ın sakatlanmasından dolayı ikinci yarıya Müslüm ile başladık. Bu değişiklikle Ali Çamdalı stopere geçti. Ali'nin tandeme geçmesi, maçın başından beri sahada düz koşu yapan Nizamettin hiçliği ile birleşince bütün orta alan üstünlüğünü İBB'ye verdik. İkinci yarıya da bütün bu olumsuzluklara rağmen iyi başladık. Romero ve Umbides ile rakip kaleye oldukça etkili ataklar gerçekleştirdik. Üçüncü golü bulamayınca son dakikalarda yine geriye gömüldük.  Sonra da 87. dakikada Ömer Can bomboş kaldı ve golü yedik.  Adam paylaşımındaki bir hata 2 puanımıza maloldu.

Karşılaşmanın belli bölümlerinde futbol oynamak istediğimiz zaman neler yapabildiğimizi gayet iyi gördük. Özellikle Ayila'nın golünden önceki baskı gerçekten haftalardır özlem duyduğumuz bir görüntünün ta kendisiydi. Fakat o baskı, sağlı sollu ataklar, oyunu rakip ceza sahasına yıkan Orduspor'u sadece 5 dakika izleyebildik. Oynamaktan öte oynatmamayı hedefleyen bir yapımız olduğu için skor avantajını elde edince yine oynatmama derdine düştük. Öyle veya böyle bu teknik kadro ve futbolcu topluluğuyla sezonu bitireceğiz. Puantaj bakımından sıkıntı yaşıyoruz ama oynanan futbol da gerçekten can sıkıcı.

Sonuç olarak mutlu bir hafta geçirebilirdik ama Orduspor'umuz yine çok gördü bize. Fikstür bundan sonra zorlaşıyor. Bir hedef vardı ama o hedef hiç oldu artık. Şuanki hedefimiz gayet açık ve net. Bu hafta rakip Galatasaray. İnanan bir futbolcu topluluğuna sahip olsaydık, rakibin futbolcuları, kadrosu umurumuzda dahi olmazdı aslında ama maalesef öyle bir topluluğa sahip değiliz! Umarız, yanılan biz oluruz.

11 Şubat 2013

Bildiğiniz Gibi... | Kayserispor 0 - 0 Orduspor


Yazıya başlamadan önce ilk olarak şunu belirtelim. Kayseri deplasmanında 1 puan her ne olursa olsun iyi bir sonuç! Hele ki deplasmanda kazanamayan, ofans gücü zayıf olan, düşme hattının sıcaklığını hissetmek istemeyen bir takım için bu puan çok önemliydi. Hakettik mi ? Cuper'in de dediği gibi "Haketmedik"

Geçtiğimiz hafta oynanan Gençlerbirliği karşılaşmasında ortaya konulan futbol bu karşılaşma öncesi bir nebze olsun bizleri ümitlendirse de, 90 dakika boyunca sergilenen oyunun 1-0 kaybedilen Eskişehirspor ve Bursaspor karşılaşmalarından çokta farklı bir yanı yoktu . Yani Gençlerbirliği maçı hariç, takım yine bildiğimiz gibiydi. En azından benim için öyle...

Hector Cuper'in geçtiğimiz hafta orta sahada görev verdiği Ali Çamdalı'yı bu hafta da aynı mevkide oynatmasını, performansı haftalardır ivme kaybeden Nizamettin'i kulübeye çekmesini beklerken, açıklanan ilk 11 bir çok kişide olduğu gibi bende de hayal kırıklığı yarattı. Ali Çamdalı'nın asıl mevkisi olmayan stoperde oynamaya zorlanması, İbrahim Kaş'ın ise kulübede oturtulmasına bir türlü anlam veremiyoruz. Ayrıca Roversio'nun sergilediği performansı görünce, bu adam sezon başından bu yana neden kulübede oturdu diye sormamak elde değil!

Oynanan futbolu değerlendirecek olursak, ilk dakikalarda oyuna dengeli başladık ama ilerleyen dakikalarda kademe kademe kontrolü Kayserispor'a kaptırdık. Özellikle ikinci yarıda tamamen kendi yarı alanımıza çekilirken, son 20 dakikada sahada defansa kapanan bir Orduspor'dan başka bir şey yoktu. 90 dakika sahada oynanan futbola baktığımda, bireysel anlamda oyuncuları tek tek ele almanın pek bir anlam taşımadığını söyleyebilirim. Açıkcası sezonun geneline bakıldığında oynanan bu futbola çokta yabancı sayılmayız.

Oynanan futbolu eleştirirken, elbette perde arkasında kalan bir ayrıntıyı görmezden gelmemek lazım. Evet, Orduspor ligin en iyi defans yapan takımı... Kalede Fornezzi'nin kattıklarını artık anlatmaya gerek yok. Bunun yanı sıra bu kadar değişken bir yapıya maruz kalmasına rağmen defans bloğunda yer alan oyuncuların minimum hata ile performanslarını sergilemelerini de unutmamak gerekir. Zaten şu an ki konumumuzu da bu faktörlere borçluyuz. Ancak bu kadar çok defans yapmanın ilerleyen haftalarda bize olumsuz neticeler doğuracağı da bir gerçek. 


Hector Cuper'in defansif futbol anlayışını benimsediğini tüm dünya biliyor ama bu sistem maalesef ülkemizde çok iyi sonuçlar vermiyor. Bu sistemle Orduspor asla küme düşmez ama arzuladığı hedefe ulaşması da bir o kadar zor. Geçtiğimiz sezon kısır döngü diye istemediğimiz Mesut Bakkal, Yılmaz Vural ve Hikmet Karaman üçlüsünün takımlarına oynattığı futbolu hepimiz izliyoruz. Artık şunun kabul edilmesi gerekir. Hector Cuper, kesinlikle oynattığı sistemden vazgeçmeli. Çünkü önümüzde artık telafisi mümkün olmayan, galip gelmemiz gereken karşılaşmalar var. Bunların ilki haftaya sahamızda Büyükşehir Bld.spor'a karşı oynayacak olduğumuz karşılaşma.

Aslında yazmak istediğim çok fazla şey var ama uzun süredir yazı yazmadığım için pas tuttuğumu hissediyorum. Konuyu daha fazla dağıtmaya ve sizleri sıkmaya gerek yok. Gelecek haftalar bizler için artık çok büyük önem taşıyan haftalar ki, eminim hocada bunun farkında. En azından Kayserispor karşılaşmasından ders çıkararak, önümüzdeki hafta hücum gücü yüksek daha farklı bir sistemle sahaya çıkarız.

9 Şubat 2013

21. Hafta | Kayserispor vs Orduspor

 
 Uzun bir aradan sonra geçtiğimiz hafta Gençlerbirliği karşısında galip gelerek üç puan hasretine son verdik. Üç puan hasretine son verdik ama bu hasretten çok daha fazlası var aslında. Deplasman galibiyeti... Rakip iki haftadır kaybetmeyen Kayserispor. Deplasmanda bu sezon kazanamadık ama hafta geçtiğimiz hafta Gençlerbirliği karşısında oynanan güzel futbol içimizden gelen “bu sefer olacak” seslerini yükseltmedi değil. Ama yine de temkinli yakllaşmak, fazla uçmamak iyidir. Futbolcular artık sorumluluk almaya başladı, Hector Cuper’in kulübesi artık daha zengin ve yönetim ile taraftar tek yürek takımımızın arkasında. Kenetlendiğimizde önümüzde kimsenin duramayacağını bir kez daha gördük Gençlerbirliği maçında. Artık sıra Kayserispor'da… 

Şamil, Agus ve İbrahim Kaş’ın cezaları bitti. Hasan Kabze ve yabancı kontenjanından dolayı Ordu'da bırakılan Agus ve Monje kafilede yer almıyor. Bu tercihleri ilerleyen haftalarda sanırım bolca sorgulayacağız... Geçen hafta birlikte oynayan Roversio ile Garcia hemen hemen hatasız oynadı ama İbrahim Kaş'ın cezası bittiğinden dolayı geri dörtlüde değişiklik olacağını düşünüyorum. Kalemiz zaten emin ellerde. Orta sahamız ise Gençlerbirliği maçında gayet toparlanmış gözüktü. Bu maçtan önce sorulması gereken soru sezon başında oynadığımız 4-4-2 sistemi ile mi sahaya çıkacağız yoksa Gençlerbirliği maçındaki sistemle mi sahada olacağız? Gençlerbirliği maçında Nizamettin ve Monje kötü performans ortaya koymuştu. Bu hafta Şamil'in de dönüşüyle ve Romero, Anıl'ın takıma ısınmasıyla Cuper'in orta alanda oldukça fazla seçeneği olduğunu söyleyebiliriz. İleri uçta ise Cuper'in sahaya çıkaracağı sisteme göre ya tek forvet Stancu'yu ya da Stancu ve Barral'ı izleriz büyük ihtimalle.

Bizim adımıza Cuper'in tercihlerinin de yarın ortaya koyacağımız performansda önemli olduğunu söyleyebiliriz. Geçtiğimiz hafta Ali'nin orta alanda gösterdiği performansdan sonra bu hafta Şamil'in dönüşüyle nasıl bir orta dörtlü kuracak şimdiden merak konusu. Monje'nin Ordu'da bırakılmasından sonra Romero'nun ilk 11 başlayacağını söyleyebiliriz. Varsayımlar üzerinden konuşuyoruz ama yarın sahaya nasıl bir 11 çıkarsa çıksın kenarda oyuna girdikten sonra etki edebilecek isimlerimiz olacak. 

Rakibimiz Kayserispor'da Bobo çok formda. 19 maçta 12 gol attı. Kayserispor ligin yaş ortalaması en genç takımı. Prosinecki geldikten sonra üzerlerindeki ölü toprağını attılar ama yine de istikrarsız bir görüntü ortaya koyduklarını söyleyebiliriz. Bobo'nun haricinde Cleyton 3 gol 5 asist, Pablo Mouche  4 gol 4 asist, Sefa Yılmaz ise 4 gol 3 asist ile takıma katkı sağlayan diğer isimler. Bobo, Ertuğrul Taşkıran ve Riveros en çok forma giyen oyuncuları. Geçen sezon deplasmanda 1-0 yenilmiştik Kayserispora. 2. yarı ise aynı skorla biz yenmiştik. Bu sezon ilk yarıdaki maçta ise 3-2 ‘lik skorla gülen taraf biz olmuştuk. Tarihimizde 10 kere karşılaştığımız Kayserispor’a karşı  5 galibiyet, 3 mağlubiyet 2 de beraberliğimiz var.

Altımızda bulunan takımların kazanmaya devam ettiğini düşündüğümüzde bizim de bir seri yakalamamız gerektiğini söyleyebiliriz. Uzun bir aradan sonra deplasman fobisini de son verirsek hem psikolojik açıdan hem puantaj bakımından kendimize geleceğiz. Takımımızdan galibiyet bekliyoruz.


TRES PUNTOS

3 Şubat 2013

Selam 3 Puan | Orduspor 2:1 Gençlerbirliği

Aslında 3 puandan daha fazlasını aldık bugün Gençlerbirliği karşısında. Şehrin takıma, takımın kendine olan güveninin tekrar geri geldiği bir 3 puan oldu. Tabi ki bu 3 puanla herşey düzelmedi ama futbolcular açısından bakarsak "bizim potansiyelimiz var." diyebilirler tekrardan. Bu, sonra ki haftalar açısından umut verici.

Maç öncesi kadroya bakıldığında, kendi sahamızda olsakta yinede defansif bir kadroyla çıktığımız söylenebilirdi. Lakin geçmiş maçlara oranla buluştuğumuz tek ortak nokta, bu sefer yedek kulübemizin güçlü oluşuydu. Stancu tek başına, bir çok maçta varlık gösteremedi. Benim şahsi görüşüm Ordu'da ki maçlarda Barral ile Stancu'nun beraber başlaması. Bugün Stancu ileride tek forvet, arkasında Monje ve kanatlarda Umbides ile Müslüm'ü izledik. 

Bu maçın diğer maçlara göre farklı olacağı maçın daha ilk saniyesinden belli olmuştu. Takımın, hırslı ve atak oynama isteği santradan sonra topu geriye doğru göndermeyerek, direk rakip yer alanında oyuna devam etme isteğinden belliydi. Ki daha ilk saniyelerde bu sayede pozisyona giren taraf biz olduk. Kontraya yakalandık pozisyonlar verdik. İlk 5 dakika bu şekilde karşılıklı atışmalarla geçti. Bu sefer cesurduk, farklıydı diğer maçlara göre. Gerçi geçen hafta oynadığımız Eskişehirspor maçının ilk 20 dakikasında da fena bir oyun ortaya koymamıştık ama deplasmanda oynamamızdan dolayı bir yerde temkinli davranıyorduk. 

Klasik oyunumuz olan kanatlara inip, ceza sahasına ortalarla içeride karambol oluşturmak yada defanstan atılan uzun toplarla rakipin arkasına sarkarak pozisyon arama geleneğimiz devam etti bu maçtada. Lakin Monje, kafasına taş geldikten sonra çok değişti. Hiç bir zaman vasat bir oyuncu olamadı. Kanatlara inip gol arayan bir takım için, olabildiğince kötü ortalarla 3 - 4 net pozisyonu içimiz acıya acıya harcadı. Bu ortalar öyle sıradan kötü ortalarda değildi, hepsi dağlara taşlara giden toplardı. İki takımda da bu maçta takım olma özelliğini göremedim. Her iki takımda bireysel oyuncuların bireysel özellikleriyle pozisyonlar ve goller aradılar. Hurşut, pire gibi bir oyuncu. Dışarıdan bakınca her takım Hurşut gibi bir oyuncusunun olmasını ister. Ama bugün izlediğim Hurşut bireysellik işini çok aşırıya kaçırıyor. Teknik var ama, bencil. Müslüm'de farklıydı mesela bugün. Bildiğimiz vasat Müslüm değil, mücadele eden, koşan, top kapan lakin bu özellikerinin yanında sık sık top kaybeden bir oyuncu görüntüsündeydi. Biz daha önceki maçlarda Müslüm'ü sadece top kaybeden, anlık dakikalarda ise koşan özelliğini görebilmiştik.

Temposu gayet yüksek ama pozisyon bakıöından kısır geçen ilk yarıda, Umbides diye bir adam çıktı 40 metreden golünü attı. Bu golü hafta boyunca sık sık konuşabiliriz. Sıradan rastgele atılmış bir gol değil, kaleye bakılarak, ölçülerek, biçilerek avlanmaıştı Gençlerbirliği'nin kalecisi. Maçın tam anlamıyla yıldızıydı. Bir futbolcu bir maçta ne yapabilirse hepsini yaptı. Gol attı, attırdı, rakibi 10 kişi bıraktı. Umbides hep bu standartlarda oynasa kolay kolay teslim olmazdık rakiplere bu haftalara kadar.

Şamil yoktu bugün, Ali nasılda özlemiş orta sahada oynamayı. Sanki hayata yeniden bağlanmış gibi. Attığı paslar, pozisyonların içinde olması, golü araması. Ali - Nizamettin ikilisi kesinlikle bizim orta göbeğimiz olmalı. Doğrusu olan Şamil - Nizamettin değil. Roversio bugün defansta sırıttı mı? Ben beğendim gayet. İkinci yarı boyunca da oyunun belli bir hakimi yoktu aslında. Görünürde amacımız skoru 1:0'da tutmak, olursa rakibin açıklarından 2'yi bulmak olacaktı. Ne kadar beğenmesekte, bu takımın taktiği bu. Bu takım kolay kolay maçlarının 2 farklı bitiremez bu yüzden, ki bitiremiyorda. 60. dakikadan sonra rakip 10 kişi kaldı, sonra Müslüm akıllara ziyan golüyle farkı 2'ye çıkardık. 2:0 olunca skor ve rakipte 10 kişi kalınca bir başka bilindik senaryo çıktı karşımıza. Oyunu rakibe bırakmak. Geçen sezon olsun, bu sezon olsun bi 3:0 olan maçları 3:2 yaptırmama, birde 10 kişi takımlara top oynatmama işini beceremedik. Gençlerbirliği dirençli takım, Lekiç girdi, ilk topla buluşması gol oldu. Ondan sornası dışardan izleyenlere tam anlamıyla futbol ziyafeti oldu. Romero'yu merak edenl çok var. 15 dakika izleyebildik kendisini. Ve bu 15 dakikada gayet parmak ısırttı. Ama bu durum çok yanıltıcı olur. İlk zamanlarında Dalmat'a da Monje'ye de parmak ısırmıştık çünkü. Romero'yu 2 3 maç izleyip yorum yapmak daha mantıklı. Skor 2:1 iken Romero olsun Barral olsun Atilla olsun karşı karşıya kaçırdıklarıyla saç baş yoldurdular. Gerçi Romero'yu tenzih etmek gerekir ama Barral ve Atilla'nın kaçırdıkları goller kesinlikle laubalilikten başka birşey değildi. Sen 2 - 3 farkla önde değilsin ki böyle rahat goller kaçırıyorsun. Saçmaydı.

Doğruların en güzeli gelen 3 puandı. Bu 3 puan, bazı şeylerin başlangıcı olsun. Üzülmeyelim daha fazla, yeter. Tebrikler çocuklar...

28 Ocak 2013

Nereye Gidiyoruz? | Eskişehirspor 1 - 0 Orduspor

 
Doğrusunu söylemek gerekirse bu sonuçtan daha kötüsünü de düşünmüştük... Fakat; aklımızdan geçen kötü düşüncelere rağmen ufak da olsa umudumuz vardı. Kalede Fornezzi varsa o umut zaten hep oluyor zaten dimi?

Kötü gidişat yetmezmiş gibi ön tarafta oynayan önemli futbolcularımızın da eksikliğinden dolayı 18 kişilik kadroyu zar zor tamamlayarak gittik Eskişehir'e. Maç öncesi Stancu'nun da sakatlanması tüm bu aksiliklerin üzerine tuz biber oldu. Bütün bu saydıklarıma rağmen maça şaşırtıcı bir şekilde iyi başladık. İlk 20 dakikalık periyodda acaba bu maçı kazanabilir miyiz diye düşünürken Ferhat Öztorun bir çuval inciri berbat etti. İki kart ve penaltı pozisyonu doğru karardı bana göre. İlk kart pozisyon icabı ona bir şey diyemeyiz ama penaltı pozisyonundaki amatörlüğü kelimelerle ifade etmek güç.. İlk cümleden itibaren sıraladığım olumsuzluklara rağmen yine de umutlandık. Fornezzi penaltıyı kurtardı. 10 kişi kalan takımımız tamamen geri gömüldü, Fornezzi kurtardı. Eskişehir üstümüze geldi, Fornezzi kurtardı. Fornezzi, Fornezzi, Fornezzi...

İkinci yarı başlarken 45 dakika dayanabilir miyiz diye soruyorduk kendimize ama 20. dakikadan sonra deyim yerindeyse futbol adına yaptığımız tek şey geriye gömülüp defans yapmaktı. İlk yarının ilk haftalarında birkaç maçta rakiplerimiz 10 kişi kalmıştı ama ben böyle bir tablo hatırlamıyorum mesela hiç? Bu şartlarda kah yerlerde yatarak, kah şansımız ile, tırnaklarımızı kemirerek maçın bitmesini bekledik. Ama işte bir yere kadar.. İbrahim Kaş önce eliyle ayağıyla indirdi rakibini. Fornezzi bu sefer kurtaramadı. Aynı İbrahim Kaş penaltıdan iki dakika sonra ''BİLEREK, İSTEYEREK'' kırmızı kart gördü. Çok zor dönemden geçiyoruz ya biz, hiç düşünmedi gelecek hafta takımı yalnız bırakacak olmasını. Bursaspor maçında Nizamettinde düşünmemişti mesela!

Nitekim mağlup olduk. Maçtan önce bu mağlubiyet aklımızdan geçiyordu aslında ama bu kadar üzüleceğimizi düşünmemiştik. Yine dilimizde Fornezzi'nin emekleri, yine dilimizde umutsuzluk cümleleri... Güzel günler yakında diye cümle kurmak istiyor gönül ama önümüze baktığımız zaman kocaman bir boşluk var. Ne olacağımız mechul. O kelimeyi kullanmak dahi istemiyorum ama sıralamaya bakıp yüzleşmek lazım. Durum iç açıcı değil. Burun kıvırdığımız takımlar bizden kat ve kat iyi futbol oynuyorlar. Kadrolarını güçlendirdiler, moralli bir şekilde lige sımsıkı sarıldılar. Peki ya biz? Ne yaptık? Sorunun cevabı yok. Kampa yetişeceği söylenen transferlerden hala ses soluk yok. Bu durumdan daha vahimi ise ihtiyaçlarımızı saptayamamış olmamız. Hala stoper peşinde koşturuyoruz mesela, anlaması güç. 

Daha fazla uzatmaya gerek yok. İçerde oynayacağımız karşılaşmalar kaderimizi belli edecek. Önümüzde bir Geçlerbirliği maçı var. Yine sakat ve cezalı futbolcular var. İkinci yarının üçüncü maçına ilk iki maçta çıktığımız kadrodan alakasız bir kadro ile çıkacağız yine.. Ne olacak, nasıl olacak bilmiyoruz. Sadece iyi düşünmeye çalışıyoruz...



27 Ocak 2013

Stres, Sıkıntı... | Eskişehirspor vs Orduspor


Bak şimdi,
artık bu işin şakası kalmadı.
Olay ciddi.
Galatasaray maçından sonra kendimizi yakıştıramadığımız yerdeyiz, düşme potasında... Hafta itibariyle altımızda ki takımlar puanlar aldılar, nefeslerini iyiden iyiye hissetmeye başladık. Haftalar öncesinde bende dahil, felaket tellalığı yapanlara sallayıp durmuştuk.
Üzgünüz,
haklı çıktılar. 
Dedim ya, yediremedik bazı şeyleri. Bazen körü körüne gerçekleri görmek istemedik. Çok heveslenmiştik, hiç olmadığımız yerlerdeydik. Haftalar önce bu takım liderlik maçına çıkmıştı, ilk haftalar olsa bile aşırı bir güven getirmişti bu duygu bize. İşte bu güven yüzünden, takımı gözümüzde çok büyütüp, olumsuzlukları görsekte nasılsa geçer demiştik.
Geçmedi.
Geçmemekle birlikte, dibe doğru hızlı bir şekilde çakıldı.
Yarın akşam 19.00'da Eskişehirspor deplasmanındayız. Tam tamına 6 as oyuncumuzun yokluğuyla beraber. Umutsuz bir tablo var, ama umutsuzluk yakışmaz bize. 
Yaşıyorsak umut vardı hani...


Dolduramadım bu akşam bu sayfayı. Bizim oyuncuların içinden gelmiyor ya oynamak, benimde içimden gelmedi birşeyler yazmak.
Temennimiz, yarın akşam bu saatlerde gözümüzün içi güleç bir şekilde yastığa başımıza koymak.
Son söz, o armayı taşıyan futbolcularımıza,
kendinize gelin, adam gibi oynayın, gerekirse kaybedin!

22 Ocak 2013

Bıraktığımız Gibi.. | Orduspor 1 - 1 Mersin İdman Yurdu

Uzun bir kamp dönemi geçirdik.. İlk yarı boyunca göze batan eksiklerimizi bir kenara bırakıp anlamsız transfer maceraları peşinde koştuk. Yerli rotasyonunda, kanatlarda, orta alanda sıkıntı yaşamamıza rağmen öncelikli ihtiyaçlarımızı bir kenara bıraktık. Bu eksikler konusunda girişimler var ama lig başladı artık ve her maçın, her puanın altın değerinde olduğu bir durumda biraz fazla gevşek davrandık. Ve gördüğümüz kadarıyla rakiplerimiz güçlerine güç katarken biz hala ilk yarının son maçında olduğumuz yerde, Akhisar maçının bittiği andaki halimizdeyiz. Bu maç öncesi umutsuz değildik aslında. Eksikler giderilmemiş olmasına rağmen ilk yarının sonlarındaki kötü ORDUSPOR'un dönemsel bir düşüş yaşadığına ve takımın gerçek kimliğine yeniden bürünüp farklı bir başlangıç yapabileceğimize inandık. Ama gördük ki, çok fazla iyimsermişiz...

İlk 45 dakika boyunca devre arası yaptığı transferler ile neredeyse toplama bir takım olan Mersin İdman Yurdu karşısında hiçbir varlık gösteremedik. Belki de göstermek istemedik.. İkinci yarı ise klasik anlayış... Golü yiyene kadar üç top yapmaktan aciz takım ikinci yarı futbol adına bir varlık koyamasa dahi mücadele etti, gol atmaya maçı döndermeye çalıştı. Her seferinde olduğu gibi bu reaksiyonu göstermek için gol yemeyi bekledik ne yazıkki..

Yazıyı çok fazla uzatıp eleştirinin dozunu kaçırmanın anlamı yok ama dün ciddi bir şekilde sinir harbi yaşadık ve deyim yerindeyse kafamızda oluşturduğumuz pembe tabloyu bir kenara bırakmamız gerektiğini anladık. Bugünden sonra yapılacak olan transferler takımın bu halini ne kadar değiştirir muamma. Sezon başındaki hedefler, şuan içinde bulunduğumuz durum, kadro yapısı ve oynanan futbolu masaya yatırıp bu sezon ki amacımız ney onu tekrardan irdelememiz gerekiyor.

Son olarak,

İyi ki varsın FORNEZZİ..

20 Ocak 2013

Haftanın Maçı #18 | Orduspor vs Mersin İdman Yurdu

Yarın akşam, saat 20:00'de 2013 yılını Mersin İdman Yurdu maçı ile Ordu'da açıyoruz. Maçın yayını Lig Tv 2. Hakem ise Ali Palabıyık. Palabıyık'ın bu sezonki 3. Süper Lig maçı olacak Orduspor-Mersin İ.Y. maçı. 2012/2013 sezonunda daha çok Bank Asya'da görev yaparken gördük kendisini. Maçlarında sık sık kartına başvuran bir hakem. Ve bu kartların çoğunu da ev sahibi takımlara çıkartmış durumda. Hakem hakkında biraz fazla durdum çünkü çok aşina olmadığımız bir isim olduğundan ve Orduspor'umuzun ilk defa maçını yöneteceğinden kaynaklandı biraz.

Mersin İdman Yurdu deplasmanların en kötü takımı durumunda. Oynadıkları 9 maçta sadece 3 beraberlikle deplasmanlarda son sıradalar. Genel sıralamaya da baktığımız da kendilerini 17. sırada görüyoruz. Aldıkları 3 galibiyeti de Mersin'de aldılar. Karabükspor, İstanbul B.B. ve Akhisar B. 3 puan aldıkları takımlar. Mersin ile devam edelim yola. Akdeniz ekibi devre arasını hareketli geçiren takımlardan oldular. Bu dönemde kadrolarına 2'si kiralık 7 oyuncu kattılar. Bu oyuncular içinde biri kaleci (Bicik), diğeri ise çok yakından tanıdığımız Gosso'da bulunuyor. Özellikle Gosso'nun transferi, Mersin ile aramızda ileriki zamanlarda sıkıntı yaratabilir ki bunu da bekleyip göreceğiz. Tanju Kayhan (Kiralık), Burhan Eşer (Kiralık), Kemal Tokak, Mehmet Yıldız ve Milan Mitrovic, Mersin İdman Yurdu'nun devre arasına ait diğer transferleri oldular. (Kemal Tokak transferi için Gaziantepspor ile anlaşılamamış) Gelenler yanında gidenlerde fazlaydı bu dönemde konuk ekipte. 5 isimle yolları ayırdılar, bir nevi baştan bir takım oluşturdular herşeye sıfırdan başladılar. Böyle bir ani değişim bu hafta bize avantaj sağlayacaktır.

Her ne kadar transfer yapamasakta... Evet biz devre arasını Mersin kadar parlak geçiremedik. Gündemde hala bir sürü isim var ama şu an için transfer konusunda Ferhat dışında ses seda yok. Ferhat dışında anlaşılan isminde (Godson) son anda Ordu'ya gelmesinden vazgeçmesini saymazsak. Bir şanssızlık var ama bu konuda yönetime top atmak yanlış olur. Devre arasında transfer yapmak çok güç her anlamda. Yönetimin transfer konusunda ki en büyük hataları sezon başında olmuştur, şimdi değil. Her ne kadar geç kalınsada en azından Türk isimler için adı geçenler, bana heyecan veriyor. Umarız bu geç kalınmışlığın sonunda takıma ciddi anlamda katkı sağlayacak isimler gelecektir yakın zamanda.

Devreyi çok kötü bitirdik geçen sene. Ruhsuz bir oyun, ruhsuz oyuncular ile bir anda kendimizi küme düşme hattına yakın yerlerde bulduk. Oysa inceden de olsa bir Avrupa hedefi vardı sene başında oynadığımız oyunla. İyi başladıkta geçen sezon meydana gelen aynı senaryoyla 10. haftadan sonra derin bir çöküşe geçtik. Şimdi yeni bir başlangıç daha yapıyoruz. Takım da değişen birşey yok şu an için. Transfer yok, aynı oyuncular var. Kafaları bıraktığımız gibiyse vay halimize! Sanmıyorum ama. Devre arası iyi geldi bize, öyle umuyorum en azından. Garcia yok bu maç ama Barral geri geldi. Barral, ilk geldiği Barral gibi olursa yeni bir transfer gibi çok işimize yarar. E tabi Barral'ı da küstürmemek gerekir. Potansiyeli yüksek bir oyuncu hepimiz biliyoruz bunu.

Mersin İdman Yurdu devre arasına girmeden önce teknik direktör değişikliğine gitmişti. Takımın başına geçen Giray Bulak ilk maçına Gaziantepspor deplasmanında çıkmıştı ama yeni teknik direktör puan yada puanlar getirir geleneğini bozmuştu 2:1 kaybederek. Hatta bu maçtan sonra Mersin İdman Yurdu ile çıktığı 2 kupa maçında da mağlubiyet alarak Mersin macerasına çok kötü başladı.Giray Bulak kaliteli bir isimdir, ama Mersin'de ki bu başarısızlığının bu maçtada devam etmesi şimdilik en büyük isteğimiz olur. O tarafta Ben Yahia ülkesinin milli takımında olduğu için bu maçta forma giyemeyecek. Ki aynı oyuncu takımda en çok süre alan 3. isim konumundaydı. 1372 dakika forma giyen Ben Yahia bu süre içerisinde 2 gol 1 asist 1 kırmızı kart istatistiğiyle sahada kaldı. Takımın en golcü ismi 9 golle Nobre. Nobre bu sezon 1412 dakika ile Mersin'de en çok süre alan isim. Nobre'nin ismi devre arasında transfer söylentilerinde çok geçti. 

Culio geliyor, tepki olacaktır.

Mersin İdman Yurdu ile 20. maçımıza çıkıyoruz. İlk yarıda Mersin'de oynanan maç 0:0 bitti. Oynanan 19 maçta 8 galibiyet 5 berbaerlik ve 6 mağlubiyetimiz var. Ordu'da ise 5 galibiyet 2 beraberlik ve 3 mağlubiyetimiz bulunmakta.

6 Ocak 2013

Orduspor 2012-2013 Sezonu İlk Yarı Değerlendirmesi

 
2012-2013 sezonunun ilk yarısı, 2011-2012 sezonunun ilk yarısı gibi geçti aslında. Bu sene de lige çok iyi başladık ama sonu yine istediğimiz gibi bitmedi. Diğer takımların maçlar geçtikçe form tutması, alınan başarılı sonuçlardan sonra takımda rehavet olması, yaratıcı oyuncu eksikliği vb.  bunun sebepleri olabilir. Ancak bu seneki hedef biraz daha yukarılara tırmanmaktı çünkü sezona Hector Cuper ile başlıyorduk ve Cuper’in istediği tüm transferler yapılmış, Cuper’in istemediği futbolcular ile yollar ayrılmıştı..

Kendi sahamızda oynadığımız Galatasaray maçına kadar her şey istediğimiz gibi gidiyordu. Puan anlamında yapılan olumlu başlangıçtan dolayı bazı maçlarda sahaya yansıttığımız olumsuz futbolu çok da fazla önemsemedik. Cuper'in sisteminin bir parçası olduğunu kabullendik ama işler tersine dönünce durum değişti... Galatasaray maçından sonra sadece Sivasspor maçında galibiyet alabildik ve ilk yarıyı 20 puanla bitirdik. Geçen seneye göre değerlendirdiğimizde ilk yarıyı 3 puan alarak kapattık ama son haftalarda oynadığımız maçların büyük çoğunluğunda oynanan kötü futbol bizleri hayal kırıklığına uğrattı ve karamsarlığa itti.

Oynadığımız taktiği ele alacak olursak Galatasaray ile birlikte 4-4-2 sisteminde oynayan birkaç takımdan biriyiz. Hücum organizasyonlarımızı kanatları kullanarak yapıyoruz. Orta sahanın ortasında oynayan oyuncular hücuma pek katılmıyor. Top rakip takımda iken de sistem 4-5-1 e dönüyor. Bu sistemi uygularken defansif olarak pek bir sıkıntı çekmiyoruz. Ama ofansif anlamda pek verim aldığımız söylenemez. Dikkat çekmek istediğim diğer bir konu ise duran toplardan kazandığımız gol sayısının bu sene daha az olması. Geçen sene Yalçın, Sedat ve Garcia ile rakip kalede gol bulabiliyorduk. Ancak bu sene defans oyuncularımızdan Roversio dışında kimse gol atamadı. Cuper’in bu kamp döneminde duran top organizasyonu sorununu çözmesini bekliyorum. Ama stoperlerimiz çoğu maçta üzerlerine düşen görevi yaptı. Zaten 17 maçta yediğimiz 19 gol de bunun göstergesi. Ligin en az gol yiyen 2. takımıyız. Tabi bunda Fornezzi’nin muhteşem kurtarışlarının da katkısı büyük. Beklerimiz ise bazı maçlarda ofansa destek vermedi. Atila bu işi iyi yapıyordu ama o da son dönemlerde formu düşen oyuncuların başında geliyordu. Ferhat ise Atila’nın tam tersi ofansa pek destek verdiğini görmedik. Garcia ise diğerlerine nazaran ofansa katkı manasında daha dengeli bir profil gösterdi.


Asıl sorunumuzun olduğunu düşündüğüm orta sahaya gelecek olursak; kanatlarımız çalışmadığında uygulayabileceğimiz 2. bir taktik yok. Bunun temel sebeplerinden birisi orta sahanın ortasında oynayan oyuncularımızın yaratıcı özelliğinin olmaması. Sezon başında Cuper sisteminde 10 numara yok demişti. 4-4-2 oynayan takımlar için bu cümleyi kurması gayet normal ama orta alanda oynayan futbolcularımız ofans anlamında fark yaratan isimler olmadığı için ilk yarının çou bölümünde geriden uzun toplar ve kanatlar haricinde hücum organizasyonu almayan bir takım imajı ortaya koyduk. Monje'nin ilk 6 hafta çok iyi olan form grafiği sakatlık ve malum olaydan sonra dibe vurunca ondan verim alamadık. Umbides de hatırladığımız birkaç maç haricinde bizim için hayal kırıklığıydı. Bu isimlerden verim alamayınca ve yetersiz kulübeden de katkı gelmeyince hücumda ne yaptığı belli olamayan topu ileri taşıyamayan bir takım hüviyetiyle ilk yarıyı bitirdik. Topu ayağında tutacak futboluya da sahip olmadığımız için maçların çoğunda rakiplerimize esir olduk. İkinci yarı aynı sistem ile devam edeceğimizi düşünürsek kanatlarda direk oynayabilecek en az iki isim ve orta alanın ortasında toplu oyunca fark yaratacak ve takımı ileriye taşıyacak bir futbolcuya ihtiyacımız var.

Forvet oyuncularımız’dan Stancu dışında dengesiz bir performans gösterdiler. Ama bunun en büyük sebeplerinden bir tanesinin orta sahamız olduğunu düşünüyorum.Gerek kanatlarımızın çalışmaması gerek orta sahadan yardıma gelmeyen oyunculardan dolayı bu problemin ortaya çıkmasına sebep oldu.Dolaysıyla forvet oyuncularımız skora yeteri kadar katkı sağlayamadılar.

Oyuncuları Tek Tek değerlendirecek olursak; 

Fornezzi: İlk yarının tartışmasız yıldızıydı. Geride olduğumuz maçlarda yaptığı kurtarışlarla oyunda kalmamızı, önde olduğumuz maçlarda yaptığı kurtarışlarla rakip takımın oyuna ortak olmasını engelledi. Geçtiğimiz sezondan sonra bu sezon da performansıyla, mütevaziliğiyle, profesyonelliğiyle gönlümüzdeki yerini perçinledi.

Fevzi: Kupa maçları dışında oynamadı ama sadece karakteri bile takımda kalması için bir neden. Oynadığı maçlarda da üzerine düşeni yaptı. Yedek kulübesindeki heyecanlı halleri, yüzünün sürekli gülmesi bile takım için ayrı bir motivasyon.

Garcia: Geçtiğimiz sezondan daha iyi olduğunu söyleyemeyiz. Her ne kadar geçtiğimiz sezonki performanının uzağında olsa da Garcia bizim için önemli. Etliye sütlüye dokunmaz bir görüntü verdi ama ikinci yarı daha iyi olacağını umuyorum.

İbrahim Kaş: Beklediğimizden daha iyi bir performans gösterdi. Ama gereksiz olarak yaptığı müdahaleler de oldu. İhtiyacımıza yanıt verecek yine ama sadece İbrahim'e bel bağlarsak sıkıntı çekeriz.

Agus: Üzerine düşeni yaptı Agus ama çok da anlayamadık iyi mi kötü mü. Birebirlerde geri kaçan, gölge markaj yapan bir stoper. Topunu oyuna sokma konusunda kötü olduğunu söyleyemeyiz ama kademe açısından sıkıntılı olduğu zamanlar oldu. Fakat herşeye rağmen takımda kalması gereken bir futbolcu. Cuper mi onu göndermek istiyor o mu gitmek istiyor ama takımdan ayrılması söz konusu olan ilk futbolculardan biri. Bu ayrılık gerçekleşirse çok da mantıklı bir durum olmayacak gibi...

Roversio: Cuper'in tercihini genellikle Agus'dan yana kullanmasından dolayı çok fazla şans bulamadı. Tam şans bulmuş ve kendini göstermişken sakatlanması onun adına ve bizim adımıza iyi olmadı.

Ferhat: Ferhat'tan beklentilerimiz ney bilmiyorum ama Süper Ligde üst sıraları hedefleyen bir takımın futbolcusu olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Atila: O da iyi başlayıp sonunu getiremeyenlerden. Atila henüz 92 doğumlu ve inkar edilemeyecek bir potansiyele sahip. Ligimizde biraz eli ayağı düzgün stoperlerin milyon dolarlar ettiği bir ortamda bazı maçlarındaki dengesiz performansından dolayı Atila'ya tü kaka muamelesi yaparsak kaybeden biz oluruz. Hücuma katkı anlamında özel bir bek oyuncusu. Defansif anlamda eksikleri var ama o eksikleri asgariye indirmek hem kendisinin hem Cuper'in elinde. Atila'dan faydalanmak yerine son 3 sezon 15 maç anca yapmış Ferhat Öztorun'u transfer edersek hata yaparız (!)

Abdulkadir: 1.5 sezondur Orduspor'da. Yeterince şans bulduğunu düşünüyorum. Bir maç dahi ışık göremediğimize göre ısrar etmek anlamsız. Gereksiz kadro şişkinliği yaratan futbolcularımızdan biri.


Ali Çamdalı: Gerek defansta gerek orta sahada ne görev verildiyse onu yaptı. İlk yarının iyilerindendi ama orta alanda oynadığı zamanlarda oyunun hücum yönünü daha etkin oynayabilmeli. Çok fazla o toplara girmiyor ama biraz daha bu hücum yönünü geliştirmeli.

Şamil Cinaz: Cuper'in sevdiği tarzda bir futbolcu ama bizim oyun sistemimize ne kadar uygun orası muamma. Geçtiğimiz sezon Şamil'in yerinde Gosso oynuyordu. Gosso da Şamil gibi hücum özellikleri çok fazla iyi olmayan bir isimdi ama fiziksel olarak o bölgeyi doldurabiliyordu ve rakip orta sahaya kendi üstünlüğünü kabul ettiriyordu. Fakat Şamil'in bu özelliğe sahip olduğunu söyleyemeyiz. Hücum anlamında çok iyi oynadığı bir Antalyaspor maçı var Şamil'in. O maç iyi bir performans ortaya koyan Şamil'in diğer 17 maç neden vasatın altında kaldığı da ayrı bir soru işareti.

Nizamettin: Elimizdeki hücuma dönük tek orta saha oyuncumuz. Sahaya ağırlığını koyduğu zaman takıma kazandırdıkları belli ama sahaya ağırlığını genellikle koyamadı. Bir maç iyiyken üç maç kötü oynayarak belli bir istikrar sağlayamadı. Kısacası beklentilerimizin altında kaldı.

Umbides: Sezon başlamadan önce beklentilerimizin en fazla olduğu futbolculardan biriydi ama o da beklentileri karşılayamayanlardan. Duran topları etkili kullanıyor, yaptığı ortalar tehlike yaratıyor ama özellikleri bu söylediklerimden fazla değil.

Monje: Sezona iyi başladı ama gerek yaşadığı sakatlıklar gerek malum olaydan sonra kendisini toparlayamadı. 

Yiğit:  Kamp döneminde takımda değildi. Sonradan geldi ama en fazla iki yada üç haftada kendisine gelmesi gerekirdi. Monje ve Umbides'in aksadığı dönemlerde ve Türkiye Kupasında yeterince şans buldu ama takıma katkısı ilk yarı itibariyle sıfırdı.

Müslüm: Yeteneksiz demek yanlış olur ama o yetenekleri ne kadar kullanabiliyor soru işareti. O da eline geçen fırsatları değerlendiremedi.

Hasan Kabze: İlk maçlarda kötüydü sonra toparladı ama tekrar performans düşüklüğü yaşadı. Performans düşüklüğünün sebebi olarak orta alandan hücuma katkının yeterince iyi olmadığını da söyleyebiliriz.

Barral: Sezona iyi başladı ama  o da sürekliliği sağlayamadı. Bir türlü istediği havaya giremedi. Bunda Cuper'in de hatasının olduğunu düşünüyorum. Barral'ın sonradan oyuna girdiği maçlarda gösterdiği üstün performanslardan sonra bile yedek kalmasının dolayı biraz şevkinin kırıldığını düşünüyorum. Sonrasında yaşadığı sakatlık da bu durumun tuzu biberi oldu.

Stancu: Fornezzi ve Ali Çamdalı ile birlikte en iyi 3 oyuncumuzdan birisiydi. Geçtğimiz sezonki gibi gollerine devam etti ama goller haricinde her bakımdan kendini geliştirdiğini söyleyebiliriz. Orta alandan yeterli desteği alamamasına rağmen öndeki oyunuyla çoğu zaman takımı rahatlatan isim oldu.
Murat Torun:  Murat Torun’u pek izleme şansımız olmadı ama Hüsamettin’e yapılan linç kampanyasının Murat’a yapılmasına izin vermememiz gerekiyor!

Malum devre arasındayız ve her takımda olduğu gibi bizde de gelenler-gidenler olacak.Eksikleri tekrar tekrar dile getirmenin anlamı yok. Sezon başında dile getirdiğimiz eksiklerimizi tamamlayalım yeter.

20 Aralık 2012

Haftanın Maçı #17 | Akhisar Bld. vs Orduspor

Tabi hayat futbol değil. Bugün Kamil Sönmez abimizi kaybettik. Söndü Vona'nın ışıkları dün gece. Gülen yüzünü hiç unutmayacak bu topraklar.
Mekanı cennet olsun...

***



Yarın akşam Manisa'da Akhisar Belediye maçıyla devreyi "nihayet" sonlandırıyoruz. Futboldan soğuduk. Takımın maçlarını izlerken bir heyecan olurdu içimizde. Son haftalarda heyecanımızı kaybetmiş durumdayız, taraftar olarak bizler, futbolcular olarakta sahadakiler. Hepsinde bir bitsede gitsek havası. Fenerbahçe maçıyla başladığımız "tehlikeli virajlarda" kaza yapmayı bekliyorduk, hala acemiyiz bu ligde. Ama bu kazanın bu kadar büyük, yolun sonunu göremeyeceğimiz bir biçimde, tepetaklak, uçuruma doğru olacağını tahmin etmemiştim. Kadroda ki rotasyon sıkıntısı 10. haftadan sonra kendini iyiden iyiye gösterdi. Geçen seneden aynı tabloyla bitirdik devreyi. Bu devre arası ligdeki geleceğimiz adına önemli. Takıma çok ahım şahım katkı yapacak bir isim bulmak çok zor ama birşeyler yapılmalı. Yabancı oyuncularda pek sorunumuz yok lakin bu takımda 2. devrede direk 11 oynayabilecek 4 yada 5 tane yerli oyuncuyu nereden bulacağız merak ediyorum. Göz göre göre, bu kadar kötü oynayan bir adamın (Yiğit) her maç kurtarıcı olarak oyuna girdiği bir takımın sevdalısı olmak ne büyük zorluktur, yaşayan bilir. Ki çoğu takım da yaşamıştır, hala da yaşamaya devam ediyordur.

Maç saat 20:00'da Lig Tv2 ekranlarında yayınlanacak. Hafta içine gelmesi nedeniyle Ordu'dan deplasman yapmak zor olacaktır ama Manisa ve çevre iller özelliklede İzmir'de yaşayan renkdaşlarımız takımı desteklemeye geleceklerdir. Maçta hakem ise Hüseyin Göçek.

Öyle umutsuz bir tablo var ki, kesin favoriyiz diyemiyoruz lig sonucusu Akhisar karşısında. 8 maçtır kazanamıyoruz deplasmanlarda, hiç iç açıcı bir tablo değil. Lakin rakip geçekten çok kötü bize göre. Bu sezon Manisa'da hiç maç kazanamadılar. Toplamda 7 maç yapıyor bu ve henüz Manisa'da taraftarlarına galibiyet yüzü gösteremediler. Gerçi Manisa onlar için ne kadar ev sahibi orası soru işareti. Kendi ilçelerinde maçlarını oynayabilseler şimdiki sıralamadan biraz daha farklı olabilirdi durumları. Onlar için tam anlamıyla final maçlarından olacak yarım akşam ki Orduspor maçı. Şeytanın bacağını kırma peşindeler. Hele bizi böyle kötü bir zamanda yakalamışlarken.

Cuper'in anlamsız korkak oyununa akıl erdiremiyorum. Bu takımda bir potansiyel var. Tamam takım kötü, yada kondisyon olarak istenilen seviyede değiliz ama yenik duruma düştüğümüz zaman Orduspor'un nasıl oynadığını hepimiz görüyoruz. Geçen hafta Süper Lig'in en çok şut atan takımıydık. Düşünün, bu şutları sadece 30 dakikada attık rakip kaleye. 30 dakikada 16 şut güzel tablo aslında. Bu potansiyelde oyuncularımız varken değerlendirmiyoruz. Devamlı bir kanatları inme çabası...

Bir takımın birden çok planı olmalı. At Umbidese, at Monje'ye, onlarda kişisel çabalarıyla birşeyler yapsınlar değil bu. Özellikle deplasmanlarda çağ dışı oyunumuz yakışmıyor bizlere. Şut...Vurun abicim yahu! Kaleyi gören vursun. Biraz da göbeği kullanalım. Hep kanatları kullandıkta ne oldu? Elde var sıfır. Şamil'i burada en çok eleştiren insanlardan biriside ben oldum ama geçen hafta Şamil nasıldı özellikle 2. yarıda? Gol attı diye değil, Şamil geçen maç 15 hafta boyunca ilk defa ileriye çıktı, ataklara katıldı, daha çok gösterdi kendini. Biz bu adamı defans diye aldık göbeğe monteledik. Çok düz oynuyor diyede 15 hafta boyunca eleştirdik. Acaba oynamasına mı izin vermiyor muyuz Şamil'in?

Şampiyon olduğumuz sene bize büyük emekleri geçen Kürşat (kadro dışı) ve geçen sene hayal kırıklığı yaşasakta hala Bank Asya yıllarındaki özlemimizle hatırlayacağımız Bruno'nun takımı olan Akhisar 11 puanla ligin son sırasına demir atmış durumda. Bununla beraber Ege temsilcisinin attığı gol sayısıda 11. Bu gollerin 4'ü duran toplardan geldi. 2'si ise ceza sahası dışından. 11 golü aralarında paylaşan 7 oyuncu bulunuyor. Yani Akhisar'ın ileri hattında belli bir istikrar yaratan oyuncu olmadı lig boyunca. Bruno'nun attığı 2 golü var. En çok golü ise ikinci yarının ilk 15 dakikasında attılar 4 gol ile. Akhisar, attığı 11 golü yanında çok rahat gol yiyen bir takım. 26 gol gördüler kalelerinde. -15 averaj bu lig için çok kötü bir tablo.

Yakın zamanda ilk kez 1. Lig'de karşılaştığımız Akhisar Belediyesi ile 3. maçımıza çıkacağız. 2 sene önce oynadığımız maçlardan 2:1 ve 4:0lık sonuçlarla galip ayrılmıştık. 
Olurda nostalji yapmak isteyenler olursa bu 2 yazıyı tavsiye ederim;
http://divaneasikgibi.blogspot.com/2011/02/orduspor4-akhisar-bld0.html
http://divaneasikgibi.blogspot.com/2010/10/6-hafta-akhisar-belediye-1-2-orduspor.html
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...