Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2013

Bir "Deplasman" Hikayesinden Daha Fazlası


Süper Ligde ki son deplasman galibiyetini 29 Ocak 2012'de Eskişehirspor'a karşı 1-0'lık skorla alan Orduspor, dile kolay bugün itibari ile tam 408 gündür dışarıda kazanamıyor. Bu sayının gün olarak biraz daha uzayacağı kesin. Orduspor'un her deplasman maçından sonra Orduspor'un deplasmanda ki rekoru diye tabir edilen bu olumsuz serisi haber olarak karşımıza çıkıyor. Lig tarihindeki 400.golü kalemizde görerek aldığımız Elazığspor mağlubiyeti ile deplasmanda 18 maç üst üste üste kazanamamış olduk. Peki bu bir rekor mu ? Orduspor, deplasmanda bundan daha kötü bir performans sergilemişmidir ? Bunun için sizleri biraz geriye götürmek istiyorum. Hem buna bir göz atalım, hemde bir galibiyetin nelere kadir olduğunu görelim.

Öncelikle Orduspor taraftarlarına küçük bir hatırlatma yapayım. Süper Ligde 11. sezonunu geçiren Orduspor, bugüne kadar 172 deplasman maçında kaç maç kazandı biliyormusunuz? Sadece 11 maç! Yanlış okumadınız, 172 maçta sadece 11 galibiyet. Diğer bir deyişle her sezona bir deplasman galibiyeti düşüyor ama bu 11 deplasman galibiyetinin 3'ünün geçtiğimiz sezon alındığını belirteyim. Orduspor'un deplasmanda mağlup ettiği takımlar ise Eskişehirspor, Ankaragücü, Karabükspor, Samsunspor, Bursaspor, Kocaelispor, Boluspor (2), Denizlispor, Beşiktaş ve Zonguldakspor'dan oluşuyor, sayması bile kolay. Kısacası tarih boyu zaten Orduspor'un Süper Ligde deplasmanda karnesi hiçbir zaman parlak olmadı. Bu sezon hiç deplasman galibiyetimiz yok ve lig bitene kadar 4 deplasman maçımız daha var. Orduspor bu tabloya aslında çok yabancı değil... Daha önce 1976-77, 1977-78, 1979-80, 1980-81, 1983-1984 sezonları olmak üzere tam 5 sezon bu ligi deplasmanda hiç galip gelemeden tamamladığımızı hatırlayan muhtemelen ya çok azdır, yada hiç yoktur.

Gel gelelim şu deplasmanda 18 maçtır yani şu an itibari ile 408 gündür devam eden ve bir çok kişinin rekor diye tabir ettiği maç kazanamama serisine... Süper Lige ilk olarak 1975 yılında yükselen Orduspor, ilk deplasman galibiyetini de ilk sezonunda 2 Kasım 1975 tarihinde Zonguldakspor'a karşı 2-1'lik skorla elde etmişti. Peki ya bundan sonra ne oldu biliyormusunuz? Orduspor o sezon (1975-76) deplasmanda başka maç kazanamadı. Sonra ki sezon da, ondan sonraki sezon da kazanamadı ve bu hasret böyle sürdü gitti. Kaç maç, kaç gün sürdü diye soracak olursanız, bu kötü seri Süper Ligde tam 48 maç devam etti. Yani toplam 1196 gün süren bir hasret! 408 gün nerede, 1196 gün nerede... Deplasmanda 48 maç kazanamayan, 1196 günde oynadığı bu 48 deplasman maçının sadece 17'sinde berabere kalan ve geri kalan 31 maçta sahadan mağlubiyetle ayrılan Orduspor, o dönem KÜME DÜŞMEDİ! Dikkat çekiyorum arkadaşlar, deplasmanda bu kadar uzun süre maç kazanamamasına rağmen Orduspor o süreçte ligden düşmediği gibi, o sezonlarda son haftaya konum itibari ile hep rahat girmiştir.


48 maç deplasmanda kazanamayan Orduspor, 1978-79 sezonunun 16. haftasında, ligin 2. yarısının ilk maçında İstanbul'a yolcudur. Bitmez denen deplasman hasretinin 49. maçta sona ereceğine inanan o dönem belki çok az kişi vardı ama Necip Cemal Gökalp ve öğrencileri bu kötü gidişata son vermeye kararlıydı. Rakip, 22 Bin Siyah Beyazlı taraftarın önünde, İnönü Stadyumunda Beşiktaş'dı. Karşılaşmanın 30. dakikasında Üstün Türközer'in rakip cezasahasına gönderdiği top, Beşiktaşlı Nezihi'nin eline temas edince, hakem Talat Tokat penaltı noktasını göstermiş, topun başına geçen Zafer Dilber takımını 1-0 öne geçiren golü kaydetmiş ve Orduspor 1196 gün süren deplasman galibiyeti hasretine Beşiktaş'ı 1-0 mağlup ederek son vermişti. Beşiktaş deplasmanında alınan bu galibiyet, sadece 48 maç süren galibiyet hasretini sonlandırmamış aynı zamanda Orduspor'a tarihinin ilk ve tek Avrupa macerasının kapısınıda aralamıştı. Beşiktaş galibiyeti ile deplasmanda o sezon sadece iki maç kazanan Orduspor, özellikle evinde seyircisinin desteğiyle elde ettiği iç saha galibiyetleri ile sezonu iki puanlı sistemde 34 puanla 4.sırada tamamlayarak bir sonraki sezon Avrupa'da Türkiye'yi temsil etme hakkı kazanmıştı.

Şimdi bunu neden hatırlatma gereği, sizlere uzun uzun anlatma istediği duyduğuma gelelim. Aslında bu yazıyı dikkatli okuyan insanlara çok fazla birşey söylemeye gerek yok. 408 gündür deplasmanda kazanamadı diye ligin bitimine 9 maç kala Orduspor'u küme düşürenlere, bu takımın daha önce 1196 gün deplasmanda kazanamadığı halde küme düşmediğini hatırlatmak istedim. Hatta ve hatta 48 maç süren deplasman galibiyetine son verdiği Beşiktaş maçının ardından nasıl Avrupa kapısını araladığını hatırlatmak istedim. Deplasmanda kazanamayan Orduspor'un en büyük silahının Ordu'da takımını yalnız bırakmayan, içeride alınan her galibiyete imzasını koyan ve Orduspor'un uzun yıllar Süper Ligde kalmasını sağlayan taraftar olduğunu hatırlatmak istedim. Ayrıca inanmayanlara inat bir hoca ve öğrencilerinin istedikleri vakit kötü gidişe nasıl dur dediklerini, neleri başardıklarını hatırlatmak istedim. Belki bu bahsettiğim döneme şahitlik etmedim ama bir Ordusporlu olarak o dönemi okuyarak, araştırarak, dinleyerek hep hissettim. O duygu ile bu takımın 9 haftada çok şeyleri değiştirebileceğine inandığımı söylemek isterim.

Haftaya Gaziantepspor maçı var. Unutmayın, o maçtan sonra da koskoaca bir 8 hafta var! Yok arkadaş, bu maçı kazanamazsak ligde kalamayız gibi felaket tellallığı yapacaklara da bundan 2 yıl önce ligin bitimine 3 hafta kala, bu takım Süper Lige çıkamaz diyenlere inat yazdığım yazıyı altta ki linki tıklayarak okumalarını tavsiye ederim. O dönem de, bugün de bu yazıları yazmama neden olan, bu takımın daha iyi günler göreceğine inanmamı sağlayan, sadece kalbimin en güzel yerinde bir ömür yaşayacak olan ORDUSPOR aşkıdır.

27 Nisan 2011 Tarihli "Bir İhtimal Daha Var" başlıklı yazım : http://www.morbeyaz.net/yazar/2097-bir-ihtimal-daha-var.html

Saygılarımla....

2 Aralık 2012

Galibiyeti Unutmak | Orduspor 1:2 Beşiktaş

Fenerbahçe maçıyla başlayan "Tehlikeli Virajlar"da tepetaklak uçuruma yuvarlanıyoruz. Her geçen gün daha kötüye giderek. Geçen senenin kopyası bir sene daha yaşıyoruz. 2 senedir bir noktadan sonra kopuyor takım. Aslında bunun sinyallerini lig başından beri veriyorduk. Her ne kadar yediremesekte takım 14 maçın 8inde 9unda top oynamayarak geldi buralara. Çok mu acımasız oldu ne? Kötü oynayan takımımız biraz kırmızı şansı biraz ligin yeni başlaması çok büyük faktörlede ev sahibi avantajını öyle yada böyle iyi kullanmamız 14 haftada 18 puanı getirdi bize. 3 maç kaldı geriye ve 3 maçta ne yapacağımız muamma. Bu 3 maçta her türlü sonuca açık diyebiliriz.

Maça girilirken Beşiktaş'ta tek konu Fernandes idi. Medya Fernandes ile yattı Fernandes ile kalktı. Maç başladı Fernandes maç bitti Fernandes. Bunun yanında bizim Nizamettin, Garcia yada Barral'ın olmayışından bahseden yok. İlk zamanlar çok alınıyordum böyle durumlara ama alıştık artık. Yancı medya...

Belirteyim stadyumun içerisinde ve soyunma odalarında Fanatik Gazetesinin reklamını görmek içimizi acıtıyor. Unutmayız...

Beşiktaş'ta Fernandes'in olmayışının yanında, bizde de Garcia'ların ve son anda Nizamettin'in yokluğu tüm planları altüst etti diyebilirim. Yedek kulübesinde Barral'ın da olmayışını ekleyelim. Çok farklı bir defans kurgusuyla çıktık maça. Atila-Roversio-Kaş-Ferhat dörtlüsü ilk defa yanyana maça çıkıyorlardı. Bu şartlarda defansta hatalar gayet olağan karşılanabilirdi. Ama yancı medya bundan da bahsetmez. Fernandes'siz Beşiktaş kazandı. Süper Beşiktaş. Nazar değmesin Beşiktaş...

Kendi sahamızda neden rakibe bu kadar top oynama şansı verdik anlayamıyorum. Beşiktaş maç boyunca hep bizim yeralanımız içerisindeydi. Topla daha çok oynayan taraf, üzerimize gelmeye çalışan taraf onlardı. Galatasaray maçında yapmaya çalıştığımızı Beşiktaş'a denedik, rakibi üzerimize çekip kontralar deneyecektik ama tutmadı. Çok ekstra goller yedik.

Golleri yemeden önce öne geçtik ama. Stancu maç seçiyor. Bu maçta oynadığı futbol ona verilen paraya helal olsun dedirtti ama her maç aynı kaliteyi göremiyoruz. Bir futbolcudan tabi ki her maç aynı performansı beklememiz acımasızlık olur ama söylemek istediğimi anlatabildiğimi umuyorum. Stancu için "maç seçiyor" cümlesini kaç kere kullandım bu zamana kadar sayamıyorum bile artık. Hasan Kabze'ye yaptığı asist senenin en güzel asistlerinden biri olabilir. Hasan Kabze ise attığı bu golün yanında daha en yakın da Kasımpaşa maçında kaçırdığı golleri sorgulatıyordu bize.

Beşiktaş'ta doğru olan ne? Bizle kıyaslayacağım. Hilbert, Almeida, Fernandes, Holosko gibi bu ligin üzerinde bir yabancı kontenjanına sahiplerken, bu sene başında takıma dahil ettikleri genç isimlerin çoğu takıma beklenenden daha çok verim sağladılar. Bu da umutsuz geçecek bir seneyi onlar adına "acaba şampiyonluk?" ışığını yaktı. Takımın herşeyi olduğu düşünülen Fernandes olmadan gelince galibiyet bu ışık onlar adına daha bir umutla yanmaya başladı. Bizdeki sorun ise yerlilerimiz. Maç sonrası arkadaşlarımız arasında hep ortak noktamız, vasatın altındaki yerli oyuncularımız. Yabancılarımıza ayak uyduracak yerlilerimiz mevcut değil. Bu takım devre arasında direk ilk 11 oynayacak 4 yada 5 yerli oyuncu dahil etmeli. Yoksa 2. yarıda sıkıntı yaşarız. Sıkıntı yaşarız derken düşmek gibi bir sıkıntı yaşamayız ama Beşiktaş "acaba şampiyonluk?" diye soruyorsa bizde "acaba düşüyor muyuz?" diye sorarız. Ama düşmeyiz. Benim istememle olmayacak biliyorum ama ben bu takımda Şamil'i ben bu takımda Yiğit'i ben bu takımda Ferhat'ı görmek istemiyorum. Uyutmuyor bu takım bizi geceleri, kızgınım. 

Geçen sene Metin Diyadin için yazmadığımız kelime kalmamıştı burada. Bu zamanlarda da göndermiştik zaten. Çünkü Metin Diyadin'in inatı ve takıntıları takıma olumsuz yansıyordu. Şimdi, geçen seneden bir farkımız yokken hangimiz Cuper için olumsuz bir kelime kullanıyor? Ben dün Cuper'i ilk defa bu kadar kızgın gördüm 2. golü yedikten sonra. Biz deyip genellemiyorum, kendi adıma konuşuyorum. Cuper'in bu takım için bişeyler yapmaya çalıştığını ve hala ilk günkü gibi heyecanlı olduğunu anlayabiliyorum yüz ifadelerinden ve hareketlerinden. Cuper'in elinde malzeme olsaydı biz bugün ilk 5'de çok rahat olurduk. Ama takım artık kafasında ilk yarıyı bitirmiş durumda. Kalan 3 maçta ne alsak kar gözüyle, 2. yarıya daha sağlam isimlerle hedefi ilk 10 olarak tutacağız, ligde kalma değil.

Berabere kitlenecek bir maçtı bu maç. İki takımda pozisyona girmekte sıkıntı yaşadı. Beşiktaş bize göre daha çok pozisyon yakalasada, bizim tek pozisyonumuz gol ile sonuçlansada ortada galip gelecek kadar güzel oynayan bir taraf yoktu. Şanssız takımız aslında takımlarında ilk golü atan oyuncular hep bizi buluyor bu sene. İbrahim Toraman'ın bu sezon ki ilk golü, ofsayt tartışmalarıyla 1:1 yaparken skoru, Oğuzhan'ın ceza sahası dışında attığı çok ekstra gol takımına galibiyeti getirdi.

30 Kasım 2012

Haftanın Maçı #14 | Orduspor vs Beşiktaş


Haftalardır oynadığımız kötü futbolun, sahadaki ciddiyetsizliğimizin cezasını Türkiye Kupası'ndan elenerek çektik. Koyduğumuz hedeflere bizi götürecek yollardan biriydi kupa ama biz o yolu kendi ellerimizle kapattık. Kendi evimizde son haftaların en olumlu futbol oynayan takımlarından biriyle karşılaşacağız. Rakibimizin son haftalardaki performansı ile bizim performansımızı teraziye koyduğumuz zaman bu maç öncesi canımız sıkılmıyor değil.. Bu tür maçlarda takımımız bir başka reaksiyon veriyor en azından bununla teselli oluyoruz ama bu durum da bir noktada can sıkıcı.. Sahi, maç mı seçiyoruz? Galatasaray maçı mesela.. Ya da çok eskiye gitmeyelim. Mağlup olmamıza rağmen sahada Orduspor olduğunu hissettiğimiz Trabzon maçı.. Kasımpaşa karşısında, Göztepe karşısında oynanan futbolu düşününce takımın bu kadar kısa sürede renk değiştirmesinin maç seçmekten başka bir açıklaması olamaz. Şimdi irdelenmesi gereken konu değil bu konu aslında ama dile getirmeden de duramadım.Umarım Beşiktaş maçı futbolcularımızın keyfine, gönlüne göre olan maçlardan biridir..

Az önce belirttiğim gibi son haftaların en formda takımıyla oynayacağız. Sezon başında sıkıntı yaşayacağı düşünülen Beşiktaş tecrübeli isimler ile genç isimlerin kaynaşmasıyla çok farklı bir havaya büründü. Bir ara bocalayıp üç maç üst üste kaybetmiş olsalar da o süreçten sonra ligde oynadıkları altı maçın dördünü kazanarak o kaosun içinden çıkmayı başardılar. Beşiktaş ekstraları olduğu kadar zaafları olan da bir takım. Bu zaafların üzerine gidip onların ön plana çıktığı durumların önüne geçebilirsek galip geliriz. Ama tam tersi olursa istemediğimiz, keyfimizi oldukça kaçıracak bir sonuçla da sahadan ayrılabiliriz.

Hector Cuper'in Galatasaray maçında Galatasaray'ın zaaflarını iyi analiz etmesi, Melo ve Selçuk'un saha içi etkinlerini asgariye indirerek Galatasaray'ı dar bir alanda oynamaya mahkum etmesi sonucunda güzel bir galibiyet almıştık. Beşiktaş maçı öncesi Beşiktaş'ı da olumlu bir şekilde analiz edeceğinden şüphemiz yok ama Beşiktaş bizim oyun anlayışımıza çok ters bir takım olduğu için en azından bu maç için genel görüntümüzün dışında bir anlayış ile sahaya çıkmamız gerekebilir. Beşiktaş, top kendisindeyken hücumda oldukça üretken olan ve çok rahat skora giden bir takım. Top rakipteyken ise oldukça basit kademe hataları yapan, sertliğin dozajını kaçıran ve oldukça fazla kart gören bir takım. Bu yüzden oyunun kontrolünü elimizde tutmayı başarır ve topun bizde kalmasını sağlarsak Beşiktaş'ın hücum etkinlerini asgariye indirebiliriz.



Beşiktaş'da kronik sakatlıklar harici Fernandes de sakatlığından dolayı kafilede yer almıyor. Fernandes ve Oğuzhan'lı bir Beşiktaş ortasahası bizi oldukça zorlayabilirdi. Orta alanda Necip, Oğuzhan, Olcay gibi dikine oynayabilen farklı oyunculara sahip olsalar da Fernandes'in oynamayacak olması bizim adımıza önemli bir şans. Aynı şekilde bizde de önemli eksikler bulunuyor. Sezon başından beri sürekli olarak oynayan Garcia kart cezalısı olması sebebiyle Beşiktaş karşısında forma giyemeyecek. Son haftalarda Hector Cuper'in solbekte görevlendirdiği Ferhat büyük ihtimalle Garcia'nın yerine sağbekte forma giyecek, Atila ise yeniden ilk 11'e dönüş yapacak. Garcia haricinde Kasımpaşa maçında sakatlanan Agus ve Barral da Beşiktaş karşısında forma giyemeyecek. Agus'un yerini bir şekilde doldurabiliriz ama Barral eksikliğini hissedeceğimizi düşünüyorum. Karşılaşmada yedek kulübesinde bulunması bile Cuper için oyuna müdahale anlamında bir kozdu. Fakat Barral'ın da olmayacak olmasından dolayı maçın gidişatı bizim istediğimiz seyirde gitmez ise eğer kenardan yapacak hamle şansımız olmayacak. Umarız herşey istediğimizi gibi gider..

Son olarak istatistiklere bakalım. Ordu'da Beşiktaş'a karşı üstünlüğümüz var. Beşiktaş ile 22. maçımıza çıkıyoruz. Oynadığımız maçlarda 6 galibiyetimiz 4 beraberliğimiz ve 12 mağlubiyetimiz bulunuyor. Zor bir zamandan geçiyoruz ama bizim ilacımız belli. Güzel futbol ve üç puan. Umarız yarın tribünde taraftarlarımız sahada futbolcularımız gerekeni yapar ve yarın akşam kötü gidişata dur deriz.

1977        Ordu SK Beşiktaş JK 2-1 
               Beşiktaş JK Ordu SK 2-0 
               Ordu SK Beşiktaş JK 2-1 
1977        TK Beşiktaş JK Ordu SK 0-0 
                Ordu SK Beşiktaş JK 2-3 
1978        Beşiktaş JK Ordu SK 2-2 
                Ordu SK Beşiktaş JK 0-1 
1979        Beşiktaş JK Ordu SK 0-1 
                Ordu SK Beşiktaş JK 0-1 
1980        Beşiktaş JK Ordu SK 0-0 
                Ordu SK Beşiktaş JK 1-2 
1981        Beşiktaş JK Ordu SK 4-1 
                Ordu SK Beşiktaş JK 1-0 
1984        Beşiktaş JK Ordu SK 1-0 
                Ordu SK Beşiktaş JK 2-0 
1985        Beşiktaş JK Ordu SK 3-1 
                Ordu SK Beşiktaş JK 1-0 
1986        Beşiktaş JK Ordu SK 5-1 
                Ordu SK Beşiktaş JK 0-2 
2012        Beşiktaş JK Ordu SK 2-1
                Ordu SK Beşiktaş JK 1-1

28 Kasım 2012

Yine Bir Beşiktaş Maçı, Yine Abitoğlu!


Geçtiğimiz sezon Ordu'da oynanan ve 1-1 sonuçlanan Beşiktaş maçından sonra maç yazısında belirttiğimiz ilk şey bir şey vardı. ''İstanbul takımlarına karşı maç kazanabilmek için öncelikle sahada iyi niyetli bir hakemin olması gerekiyor'' demiştik Beşiktaş maçından sonra. Maçın hakemi karşılaşma boyunca bütün takdir haklarını Beşiktaş'tan yana kullanmış, maçın son 10 dakikasında maçın sonucuna etki edebilecek iki pozisyonda verdiği alakasız kararlar ile 2 puanımızı gasp etmişti. Geçtiğimiz sezon böylesine şeyler yaşanmışken aynı hakemin Ordu'da oynanacak olan Beşiktaş maçına atanması nasıl bir tesadüf gerçekten açıklaması zor. 

Merkez Hakem Kurulu hakem atamalarını hangi kriterlere göre yapıyor bilmiyoruz ama bizim yapılan hatalardan sonra medya baskısıyla düdük astıracak duruma getirecek gücümüz olmadığı için bu maçta canımız yansa da kendi kendimize bir hafta söyleneceğiz en fazla. Mustafa Kamil Abitoğlu'nun verecek olduğu kararları, çalacağı düdükleri şimdiden merak ediyoruz. Tek temennimiz cumartesi günü tek rakibimizin Beşiktaş olması (!)

12 Mart 2012

Orduspor 1 - 1 Beşiktaş | Hakeme Ne Demeli ?


İstanbul takımlarıyla oynadığımız klasik karşılaşmalardan biri oldu yine. İlk yarıdaki Fenerbahçe maçı, Ordu'daki Fenerbahçe maçı ve bu maç... Sahada kazanmayı hak eden takım hep bizdik ama tecrübesizliğimizin sonucu bize yine iki puana mal oldu. Sahada oynanan futbolu, verilen mücadeleyi bir kenara koyarsak söylememiz gereken diğer şey ise ; İstanbul takımlarına karşı maç kazanabilmek için öncelikle sahada iyi niyetli bir hakemin olması gerekiyor. Biz Mustafa Kemal Abitoğlu'na rağmen dün kazanabilirdik ama olmadı.

Savunma anlamındada, hücum anlamındada dün sahaya doğru şeyler yansıttık. Ama bir türlü son noktayı koyamadık. Beşiktaş'ın Atletico maçının yorgunluğundan faydalanmak için önde basarak onları hataya zorladık ve bunda başarılıda olduk. Beşiktaş topla çıkarken kazandığımız topları iyi kullanabilseydik maçın ilk yarısını çok daha farklı bir şekilde tamamlayabilirdik ama onların topla çıkarken yaptığı beceriksizliği biz pozisyonları harcayarak geri iade ettik. Hakan Özmert kendi performansından ne kadar memnun bilmiyorum ama Hasan Kabze'nin sakatlığından sonra ilk 11'de çıktığı hiçbir maçta bizim beklediğimiz performansa yaklaşamadı. Hücumda neticelendiremediğimiz çoğu pozisyonda onun imzası vardı desem abartmış olmam. Attığımız goldeki payı büyük ama Hakan Özmert'in beklentilerimize yanıt verdiğini söyleyemeyiz. Onun son toplardaki beceriksizliğide sonuç olarak tandemden başlayıp en uca uzanan olumlu futbolun olgunlaşamamasının nedenlerinden biri oldu.

Hakemin sonuca etki ettiği maçın son 10 dakikasında gerçekleşen iki pozisyon
Son maçlara nazaran defans hattında sıkıntı yaşamadık. Sedat, Yalçın ikilisine çok fazla iş düşmedi. Selçuk ve Garcia'da görevlerini gayet iyi yaptılar. Defansta bariz sıkıntı yaşamamamıza rağmen Edu'nun attığı güzel ve ekstra olan golle Beşiktaş puanı aldı. Hak ederek mi aldı orası tartışılır ama o gol çok ekstraydı. Bizim defans olarak iyi bir görüntü vermemizin diğer nedeni ise Beşiktaş'ın olumsuz futboluydu. Fernandes dışında sahada göze batan futbolcuları yoktu. Bizim son toplardaki beceriksizliğimiz, Edu'nun attığı ekstra gol, Abitoğlu'nun sonuca etki eden kararları voltranı oluşturdu ve Play Off yolunda çok önemli iki puanı kaybettik. Kaybedilen iki puana rağmen takıma söyleyecek sözümüz yok. Bazen böyle oynayın canımızı yiyin dersiniz ya, aynen öyle yürekten oynadık dün Beşiktaş karşısında. Bireysel olarak bir iki futbolcumuzun formsuzluğu vardı ama göze batan o eksikliklere rağmen takıma söyleyecek bir sözümüz yok. Tribün ve sahadaki futbolcularımız bu maçı kazanmak için herşeyi yaptılar ama bazen olmuyor işte.

Bütün bu güzellikleri dile getirmişken dün sahada yaşanan olaydan bahsetmeden olmaz. Culio ve Gosso arasındaki gerginlikten... Hem Culio hemde Gosso maça gerçekten çok iyi başladılar. Culio son maçlarda hiç görmediğimiz kadar olumlu işler yapıyor, Gosso'da Afrika Kupasından döndükten sonra ilk defa kendi öz futbolunu oynuyordu. Takımımız golü buldu bulacak derken sahada bu ikilinin birbirini tartaklaması, Gosso arkasını dönüp giderken Culio'nun bacağına hafif bir tekme sallaması, sonra Gosso'nun arkasında dönmesine rağmen o anda sakin kalmayı başarabilmesi... O anın 10 saniye sonrası baraj kurulurken ikilinin birbirine sarılması bir nebze içimizi ferahlattı ama yaşananların gerçekten izahı yok. Bu ikilinin maça çok iyi ve hırslı başladığını söyledim. Yaşananları aşırı konsantrasyona yoruyorum. Normal şartlarda sahadaki bu olayın karşılığı çok ağır cezalar olmalıdır ama ikilinin sınırı aşmalarına rağmen saniyeler sonra yan yana gelmeleri ve devre arasında gerginliğin giderilmesinden dolayı herhangi bir yaptırım uygulanmayacak.

Ligin bitmesine 4 hafta var. Çoğu kişi unumuzu eledik eleğimizi astık havasında ama neden bu kadar erken havlu atılıyor ? İlk 8 ile aramızda 4 puanlık fark var. Oynayacak olduğumuz 4 maç ve alınması muhtemel 12 puan var. Bu karşılaşmalar tabikide kolay karşılaşmalar değil, rakipler güçlü ama matematiksel olarak iddiamız sürüyor. Maçlarımızı kazanmamız dahilinde ulaşabileceğimiz bir hedeften bu kadar erken vazgeçmemizin, zaten kümede kaldık onu gönderelim, bunu oynatalım, şunu oynatalım dememizin mantıklı bir açıklamasını göremiyorum ben. Kalan 4 maçımızada aynı ciddiyetle çıkıp ligi bitirebildiğimiz kadar iyi bir noktada bitirmeliyiz. O yüzden şunu futbolcu gönderip, gençlere yer verme vakti değil şuan içinde bulunduğumuz durum. 4 hafta daha aynı ciddiyetle yolumuza devam edip, bu konuşmaları lig bittikten sonra yapmak çok daha mantıklı. Culio-Gosso olayı, Stancu mevzusu, Culio'nun kalıp kalmayacağı ve benzeri düşüncelerin hepsinin üzerine sünger çekip bu mevzuları ligin sonuna kadar idare etmeliyiz.

Yazmak istediğim çok şey vardı. Yazıya başlarken aklımda olan şeylerin çoğunu atladım ama sonuç olarak faiş hakem hatalarından dolayı Ordu'da 2 puanı kaybettik. Genel kanının aksine hiçbirşey bitmedi. Orduspor ortada bir umut varsa sonuna kadar kovalamlıdır. Geriye kalan 4 hafta alınacak olan 12 puan var. Bunu başaramayacak bir takımda değiliz. O yüzden lig sonuna kadar aynı bütünleşme ile takımımızın arkasındayız.

4 Aralık 2011

13. Hafta | Beşiktaş vs Orduspor

5 Aralık 2011 Pazartesi
20:00
Antalya Mardan Stadyumu
Yunus Yıldırım
***
13. haftanın kapanış maçında karşılaşıyoruz Beşiktaş ile. 2 haftadır oynadığımız Kayserispor ve Gaziantepspor maçları gibi, yıllar sonra bir takımla daha karşılaşıyoruz. Tabi ki bu tür karşılaşmalarda hep anılar gelir akla. Kayserispor maçı öncesinde Kayserispor taraftarlarıyla yıllar önce yaşanan dostluklar anlatılır, Kayseri'de mesela. Yıllar önce oynanan bir Beşiktaş maçının hikayesini dinlemenin keyfi daha başkadır büyüklerimizden. Biz o keyfi bir önceki maç yazımızda sizlere yaşatmaya çalıştık Korhan abimizin kalemiyle. E tabi yıllar geçti, sahalar daha bir yeşile büründü. Artık herşey daha profesyonelce olmaya başladı. Teknoloji gelişti, her takımın maçları televizyondan verilmeye başlandı. Eskilere göre artık herşeyin daha göz önünde bulunduğu zamanda bulduk kendimizi. Daha bundan 6 7 yıl önce takımımızın maçlarının sonuçlarını teleteksten beklediğimiz günler vardı hani. Tuttuğun takımın golünü -eğer o gün ulusal medya senin maçına yer verirse- ancak ertesi gün kimin attığını öğrendiğin zamanlardı. 3. Lig'de hangi şehrin takımı olduğunu bile bilmediğin garip takımlarla oynadığın maçlar o kadar da eskide kalmış değil hala. Geldiğimiz yer çok önemli aslında, kıymeti bilinmeli. Sağlam adımlar atılmalı, takıma herkes sahip çıkmalı. Çünkü başka bir Orduspor yok. Bugün burdayız ama yarın o şehrini bile bilmediğimiz takımlarla karşılaşmayacağımızın kim garantisini verebilir? 3 sene önce Kocaelispor 3. Lig'e düşecek dense kim inanırdı misal. Evet, konuyu nereden nereye getirdim bilmiyorum ama yazı kendini buraya çekti birden. Özet geçmem gerekirse, bu takım galibiyetlerde bizimse, mağlubiyette de bizimdir. Sevinçlerimizin olacağı kadar, hayal kırıklıklarımızda olacaktır. Sevinçler uzun sürmez, hayal kırıklıkları kalır akıllarda. Biz sevinç dönemlerimizi yaşadık, hayal kırıklığı dönemindeyiz. Bu dönemde taraftara düşen görev, takıma normalin üzerinde desteğini göstermek, futbolcuların şu 3 haftada neyin değiştiğini sorgulamak, teknik heyetin ise -ki futbolcularla sabah akşam aynı havayı soluyanlar onlar- iyiyi kötüyü ayırt etmek.

Beşiktaş hafta içinde zorlu bir Avrupa sınavından çıktı. İsrail'de takım gücünün daha fazlasını ortaya koydu sahaya. Bize göre artı daha çok yoruldular demektir bu. Bu tür maçlardan sonra Beşiktaş'ın puanlar kaybettiği spor basınında konuşulan bir konu. Bu maç öncesinde Beşiktaş, ligde ki 2 zorlu sınavı güzel atlattı diyebiliriz. Galatasaray maçında ortaya koyduklaerı futbolla 3 puanı kaçıran taraf olduklarını söylebiliriz. Trabzon deplasmanında gelen 3 puan ise beraberlikte olsa olur maçlarından birinde geldiği için Galatasaray maçında kaybedilen 2 puanı telafi etmiş sayılabilir. Son maç olan Maccabi maçından yola çıkarsak, maça çok hızlı başladıkları aşikar bir durum. Şüphesiz ki yarınki maçtada ilk amaçları erken gol bulmak olacaktır. İnanıyorum ki ilk 20 dakikayı atlatırsak Beşiktaş'tan puan veya puanlar alabiliriz. Zaten Maccabi maçında özellikle 2. yarıda çok düstüler oyundan. Skorun 2:0'dan 2:2'ye gelmesi, rehavet, konsantrasyon kaybı gibi nedenlere bağlanabilir. Aslında Beşiktaş'ın 2. yarıda ki kötü futboluda bu terimlere bağlanabilir. Queresma'nın oynadığı zaman tek başına bir takım olduğu Beşiktaş'ta, yarın Queresma'nın yarın olmayışı bir eksiklik olduğu doğrudur. Ama Queresma'nın devamlı bir oyuncu olmaması bizim için bir artı mı yoksa eksi mi olacak bilemeyiz. Yarın oynayacak Queresma, Maccabi maçında ki Queresma olmayacaktı zira.

Saha dışı faktörleride yaşandı maç öncesi. Şike iddanamesi kapsamında Beşiktaş'ın da ceza alabilecek takımlar arasında gösterilmesi takıma pek yansır mı bilemem. Bu olaylardan sonra Fenerbahçe'nin puan kaybı yaşayabileceğini düşünmüştüm ama zaman zaman zorlandıkları dakikalar olsa da Ankaragücü'nü yenmeyi başladılar. Her ne olursa olsa %1 bile olsa bu durumda Beşiktaş için eksi bir durum oluşturuyor bizim karşımızda.

Bizim dezavantajlarımız yok mu? Fazlasıyla. Fazla girmeyeceğim sonuçta hepimizin bildiği şeyler son haftalarda ortaya konan futbol. Ama bu maçın Antalya'da oynanmasına bende değinmek isterim. Çok konuştuk aramızda maçın Antalya'da olmasını. Şanssızlığımızdan dem vurduk. Fenerbahçe ve Beşiktaş deplasmanlarda yerini alamayacak bizler, kendimiz adına daha da üzüldük. Hafta içi olan bir maça, Beşiktaş'ın cezası olmasına rağmen o cezayı biz çektiğimiz için daha da çok üzüldük. Kimse gitmez o maça, gidemez. Giden kaybolur zaten. Taraftarla birlikte bizim futbolcularımıza verilen bir cezadır bu. Ordu'dan Trabzon'a, Trabzon'dan İstanbul'a, İstanbul'dan Antalya'ya, hatta bir Antalya'dan diğer Antalya'ya yorucu bir yolculuk bizim bir diğer eksi yanımız olacak.

Yukarıda ilk 20 dakikadan bahsettik ama istatistikler bunun tam tersini söylüyor. Ligde bu maça kadar 16 gol atan Beşiktaş bu gollerin neredeyse yarısını (7) son 15 dakikada kaydetmiş. Bu atılan gollere bakarsak Trabzonspor, Sivasspor, Bursaspor ve Ankaragücü maçlarında 3 puanı getiren goller hep son 15 dakikada atılmış. Gollerle başlamışken Beşiktaş'ta golcü bazında öne çıkan bir isim yok şuana kadar. En golcü isimler sıralamasında attıkları 3'er golle Mustafa Pektemek ile Simao Sabrosa başı çekiyor. Beşiktaş'ta teknik direktör Carvalhal'in en çok süre verdiği oyuncular sıralamasında ise 1019 dakika ile Egemen Korkmaz, 958 dakikayla Simao Sabrosa ve 938 dakikayla İsmail Köybaşı bulunuyor. Queresma ise takımın en hrçın oyuncusu görünümünde. Bu maçtada cezası dolayısıyla oynayamacak olan Queresma ligde 6 sarı ve 1 kırmızı kart gördü. 13. haftaya kadar 6 galibiyet 3 beraberlik ve 3 mağlubiyet aldılar. Cezalı olarak başka şehirde (Adana) oynadıkları son maçta ise Bursaspor'u 3:0 yendiler.

Hakem Yunus Yıldırım bu sezon Fenerbahçe'ye 1:0 kaybettiğimiz maçı yönetti. Kendisi 26 yıl sonra Süper Lig'e çıkan takımımızın bu ligdeki ilk maçını yönettiğinden ötürü pekte önemli önemli olmayan bir ilke sahip oldu. Aynı zamanda Beşiktaş'ın Bursa'da 2:1 kazandığı maçında hakemiydi kendisi. Hatta bu lige çıkarken ki son 3 virajdan 2'si olan Çaykur Rizespor maçlarından Rize'de 3:3 biten maçında hakemiydi.

Teknik taktikle bitirelim yazıyı. Son 3 haftada oynanan kötü futbol sonrası Metin Diyadin^'in birşeyler yapması gerek artık. Revizyonuda olması gerektiği gibi yapmalı. Misal şöyle birşey;


Beşiktaş ile oynadığımız 20 maçta 6 galibiyetimiz 11 mağlubiyetimiz ve 3 beraberliğimiz mevcut. Bu maçlar içinde 1984-1985 yılında aldığımız 2:0'lık galibiyet en farklı galibiyetimiz olurken 1986-1987 sezonunda aldığımız 5:1'lik mağlubiyet aldığımız en farklı mağlubiyet oldu.

2 Aralık 2011

Nostalji, 1985 | Orduspor 1 - 0 Beşiktaş

Beşiktaş maçı üzerine henüz detaylı bir yazı girmedik bloğa ama bu yazı biraz olsun eskilere götürecek okuyanları. tribundergi.com'da Beşiktaş - Orduspor maç konusuna bir Beşiktaş taraftarı 1985 yılında Ankara'dan maça geldiğinden bahsettiğini görünce kendisiyle irtibata geçip hatırladığı kadarıyla o maçı yazıya dökmesini rica ettim. Kendisi saolsun beni kırmadı ve zaman ayırıp o maçı bir Beşiktaşlı gözünden anlamamızı sağlayacak bir yazı kaleme aldı.

Noktasına virgülüne dokunmadan, tribündergi.com forumuna yazan koko1903 nickli Korhan Karakoç abimizin yazısı. Kendisine tekrardan teşekkür ediyorum.


1985 yılının tahminen Mart ayının içindeydik. Lise hayatım boyunca İnönü'de oynanan her Beşiktaş maçını kapalının ortasından seyretmiş biri olarak ODTÜ'de okumak üzere Ankara'ya gelmiştim. Doğal olarak İstanbul'dan gelen çocuklarla takılmaya eğilimliydik ilk yıllarda. Bu grubun içinde de Beşiktaşlılar olarak Ankara'daki ve çevre illerdeki (Zonguldak, Eskişehir, Bursa) deplasman maçlarına giden ayrı bir grubumuz oluşmuştu.

1984-85 yılında şampiyonluk mücadelesi Beşiktaş ile Fener arasında geçiyordu. Yanılmıyorsam Fenerbahçenin 3-5 puan önünde bulunuyorduk o dönemde. Ligin bitmesine daha 7-8 hafta vardı ve Ordu deplasmanımız gelip çatmıştı. Gruptan 5 kişi Cuma günü kantinde laflarken laf dönüp dolaşıp Ordu'ya gidip gidemeyeceğimize geldi. O zamanlar Karadenize deplasman duyulmuş şey değildi. Çoğunluğumuz gidilemeyceğini düşünüyordu. Ancak Ahmet adlı arkadaşımız hepimizi Cumartesi akşamı bir yerde buluşmaya çağırdı ve ayrıldı yanımızdan. Cumartesi akşamı buluştuğumuzda Ahmet'i elinde 5 adet otobüs bileti ile bulduk. Gençliğin ve Beşiktaş'ın verdiği gaz ile apar topar kendimizi otobüste bulduk. O güne dek Karadenizi görmemiştim ve bu duygu beni heyecanlandırıyordu. Sabaha karşı yolun çok virajlı olduğunu hayal meyal hatırlıyorum.


Nihayet sabahın köründe Ordu'ya vardık. Simit-poğaça derken yavaş yavaş şehrin merkezine yürümeye başladık. Esnaf daha yeni yeni dükkan açıyordu. Dikkat çekmediğimizi düşünüyorduk ama gel gelelim esnafın bakışı öyle demiyordu. Bu arada kılık kıyafet olarak hiç de tribüncü gibi olmadığımızı hatrlatmak isterim. Mesela ben de vatkalı kırmızı mont, püsküllü bir ayakkabı vardı (80li yılların büyük şehir gençliğini aklınıza getirmeniz lazım). Ufak ufak laf atmalar başladı! Velhasıl lamba gibi ortadaydık ve çakılmıştık. Peşimize bir grup takıldı bir ara. Stadın oralara yakın bir postane vardı, hemen oraya girdik ve beklemeye başladık. Bizi takip edenler stadın oraya doğru yollandı zaten. Aradan bayağı bir zaman geçti. İçimizden biri "haydi stadın oraya gidelim, durma bir bakalım dedi. Epey bir tartışmadan sonra ne olacaksa olsun gidelim ulan dedik. Stadın önü bayağı dolmuştu.

Tabi gene lamba gibi belli olmuştuk. Ulan ya saldırırlarsa, ya bir şey olursa diye tırsmaya başladık. Kapalının önüne denk gelen alanda bulunan hemen hemen herkes bize bakıyor!


Aradan kısa bir süre geçti. Bir grup bize doğru gelmeye başladı. Biz hala nasıl yırtarız, nasıl kaçarız planı yapıyoruz. Neyse gelenlerin lideri konumundaki kişi nereli olduğumuzu sordu. Bir an bütün grup gözgöze geldik ve artık kaçış yok diyerekten Beşiktaşlı olduğumuzu, maça geldiğimizi söyledik. Senmisin bunu söyleyen. Bir muhabbet başladı anlatılmaz ondan sonra. İnönü stadını soranlar, ne yedip içtiğimizi soranlar. Maçın başlamasın akadar muhabbet ettik, hatta ne olur ne olmaz diye 2-3 kişi bizle kapalıya girdi maç boyunca yanımızda oldular.


Aklımda hep o kale arkasındaki depo, kömürlük benzeri yer kalmış. Ordu sert oynadı, bizi sindirdi ve o toprak sahada Beşiktaşı 1-0 yendi.


Mağlup olduk ama gösterilen konukseverlikten öyle mutluyduk ki acısını fazla duymadık. Maç çıkışı oturduk bir şeyler yedik, gara kadar uğurlandık. Hiç unutmam Yalçın adlı bir arkadaş vardı, üzgün olduğumuzu gördüğü için "merak etmeyin Feneri de yeneceğiz" diye bizi teselli etmişti. Bizden 2-3 hafta sonra herhalde Fener geldi Ordu'ya ve ne yazık ki Yalçın'ın dediği olmadı, Ordu maçı 2-0 kaybeti, biz de averajla şampiyonluğu!

Ordu be sene süper lige çıktığında bu anımı hatırlayarak mutlu olmuştum. Bu vesileyle bizi o zaman ağırlayan Ordulu arkadaşlara selam olsun....

Konuk Yazar ; Korhan Karakoç
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...