Hector Cuper etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hector Cuper etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2013

Haftanın Maçı #28 | Orduspor vs Fenerbahçe

Son yılların en sıkıntılı döneminden geçiyoruz. Genç nesil, ilk defa mor - beyaz renkleri düşme korkusu içerisinde görüyor ciddi ciddi. Ve bu duruma alışkın olmayan bizler, nasıl davranılması gerektiği konusunda sıkıntı çekiyoruz. Oysa ligin bitimine 7 hafta varken ahlar vahlar içerisinde kendimizi kümeye düşürüyoruz. Evet, bende dahil buna. Son zamanlarda oynadığımız maçların hemen ardından derin bir umutsuzluk kaplıyor içimi. Geçiyor sonra, başlıyoruz hesap kitap yapmaya. Biz kötüyüz ama rakiplerimiz de iyi değil. Elazığspor bugün 4 yedi Kayseri'de. Unutmamak gerekir, biz kaybedeceğiz ama onlarda kaybedecek.

Şimdi konumuz Fenerbahçe maçı. Önümüzde ki fikstüre baktığımızda, daha rahat olan geçmiş maçlarımızda istenilen puanları çıkartamayınca ligin en büyük düşme adayları arasında gösterilmeye başlandık. Gösterilmeye başlanmakla beraber, fazlasıyla düşmemizi isteyen bir kitle ortaya çıktı. Kendi içimizde de var bunlardan. Düşmemizi isteyenleride geçiyorum, bizzat düşmemiz için lobi yapanlar ve ya bunun üzerinde çaba harcayanlarıda görmüyoruz değiliz. Bir Anadolu takımı olarak, düşmemiz için çaba gösterenlerin gözünde çok sesimiz çıktı, çok göze battık. Oysa biz Anadolu idik. Susmalıydık. Ama Karadeniz insanı hiçbir zaman haksızlığa boyun eğmedi ki. Bizde eğmemiştik, eğmeliydik. Süper Lig denilen yerin ne kadar çöplük olduğunu gördük ve bu çöplüğün içerisinde kirli insanların, kirlü oyunların içerisinde kaldık. Zira Süper Lig, bunu gerektiriyordu. Belli hedefler uğruna ise, bu ligde kalman gerekiyor. Yoksa ben 1. Lig'de ki maçlardan daha çok zevk alıyordum. En azından orada futbol yoktu ama samimiyet vardı.

İki Lazio maçı arasında Ordu'ya gelecek Fenerbahçe, içine girdiğimiz zorlu fikstürde bir şans bizim için. Hafta içerisinde yoğun bir gündem içerisinde hazırlandık bu maça. Özellikle Cuper gitti, kaldı üzerine birsürü senaryo yazılıp çizildi. Sonuçta ise Fenerbahçe maçına Cuper ile  çıkılacak. Bu yaşanan süreç, Cuper'in takıma yeni bir teknik direktör gibi bakmasını sağlayacaktır. Şu saatten sonra takımın başına kim gelirse gelsin, Cuper'in yaptığının fazlasını yapamayacaktır. Zaten ortada takımın başına getirecek teknik direktör bile yok. Bulamadık. Ya Cuper'le düşecek yada Cuper'le kalacağız. Sevindirici olan tek durum düşsekte kalsakta artık bu takımda Yiğit Gökoğlan'ı görmeyeceğiz. Ordu'ya gelmiş geçmiş en verimsiz futbolcular listesinde başı çekecek kapasitede mükemmel bir sezon geçirdi Ordu'da. Parasını aldı, bırak katkıyı zararı olduğu maçlar daha çok olmasına rağmen. Futbolculuk güzel meslek değil mi? Hiç bir iş yapmadan eski parayla milyarları at cebe. Yiğit Gökoğlan'ı unutmayacağız.

Şanssızlıkta var. Son haftalarda aldığımız sonuçlar için direk Cuper'i suçlamak haksızlık olur. Elazığspor ve Sivasspor deplasmanlarında oynadığımız oyunda hepimiz hem fikiriz. Direk rakibimiz olan 2 takıma karşı aldığımız mağlubiyetleri kesinlikle haketmemiştik. Ki hala Sivasspor maçının şokundayım, düşmemeye oynayan bir takım nasıl bir anda bu kadar rahat maç vereblir, anlamıyorum. İyi gün taraftarı olmadık hiçbir zaman, bu ligin son 90 dakikasına kadar, onlar inancını yitirsede biz yitirmeyeceğiz. O son 90 dakikaya kadar hep hesap kitap içerisinde olacağız. Dün akşam Galatasaray'ın 10 kişiyken maçı kazanması, Fenerbahçe'ye gözdağıydı. Ellerinde ki kadro yapısı şu saatten sonra şampiyonluğu kolay kolay verecek bir yapıda değil. Fenerbahçe'nin bundan sonraki asli hedefi Avrupa olabilir. Bu mantıkla bu maçta puan kaybı ihtimalini de fazlasıyla göze alabilirler. Böyle bir Fenerbahçe'yi, Gaziantepspor'a Elazığspor'a Karabükspor'a vs. tercih ederim. İplerin bizim elimizde olacağını düşünüyorum. 2 sene önce Ordu'da ki Rizespor maçının havasını oluşturabildiğimiz taktirde bu maçta hanemize 3 puanı yazdırabileceğimize inancım var. Ben inanıyorum, tribnülerde inanıyoruz. Sevgili futbolcu ve teknik heyette ki dostlarım, abilerim. Şu ise sizlerde İNANIN.

17 Mart 2013

Peki Ya Şimdi? | Orduspor 2:3 Gaziantepspor

 

Bizler kendimizi yeni nesiller olarak adlandırırsak eğer, kendimizi bildik bileli hiç düşme gibi bir duygu yaşamadık. Çevremizde çok oldu yaşayanlar ki mutlaka çok zor bir duygu olsa gerek. Allah yaşatmasın. Şimdi maç üzerine yazılacak çok şey olabilir lakin ortalığı yakıp yıkmak istemiyorum. Şunun bilincinde olmanızı istiyorum. Tutanımızda iyi atanlarımızda iyi. Defansımımızda bu ligi kaldırabilecek düzeyde. Bu olumlu görüntüye karşın bakın düşme potasına girdik. Bir takımın tutanı kötü olabilir, defansı kötü olabilir. Ama atanı yada atanları iyidir, o takım yediğinden fazlasını atabilir. Ama bunları yapmak için kalbur üstü orta saha oyuncularının olması gerekmektedir. Yok. Orta sahamız yok. Geçen sene ki orta sahamız bu sene olsaydı, biz bu sene çok farklı şeyler konuşacaktık. Şimdi biz nerdeyiz? Kimleyiz?
Futbolcular ruhsuz,
Cuper hatalı,
yönetimin oyuncu tercihleri yanlış. Ortada bir zincirleme hata var. Bunların hesabı, kitabı sene sonunda mutlaka yapılır. Herkesin günahı, sevabı konar ortaya.
Galatasaray maçından hemen sonra twitter'dan "Bu maç bizi kümeye düşürür, normal bir mağlubiyet değil." demiştim. O an ki üzüntü bana bunları yazdırdı. Bugün sahadaki oyunu gördükten sonra umutsuzluğum bir kat daha arttı. Arttı da hemen kestirip atmak ?
Biz Süper Lig'e çıkınca taraftarlarımız bir alt lige düştü. Takımı gaza getirmek yok, en kritik anlarda sadece maç seyredenler, "yönetim istifa", "Cuper istifa" diye bağırıyorlar.
Biz yönetim şakşakçısı değiliz, -göreceksiniz yönetimie de en büyük eleştiriyi bizler yaptık ve sene sonunda yapacağız- niye bağırıyorsunuz gibi bir anlam çıkmasın,
Ama
Niye bağırıyorsunuz ?
Bu kedar vefasız olunmaz. 2 hafta önce "büyük başkan", 2 hafta sonra "yönetim istifa."
Maç boyunca küfür ettiğiniz rakibinizi, maç sonu tribünlere çağırdınız. Mutlu oldunuz mu bizi yendiler diye?
Ben hep, senelerce bir teknik direktörümüz olsun, bazen iyi bazen kötü gidelim ama bir istikrar sağlayalım isterdim. Yücel İldiz gittiğinde çok üzülmüştüm mesela. Cuper içinde aynı şeyi düşünüyorum. Dile getiremiyorum ama olmuyor. Gitsin de diyemiyorum,
Ama bazı gerçekleri de görmemezlikten gelemiyorum.
Farkındasınız sizlerde,
Ligin en kötü futbol oynayan takımıyız. Düşmeyide hakediyoruz, gönül razı değil... 
Neydi?
"Umudun bittiği yerde inadımız başlar."
8 hafta var ligin bitmesine. Gaziantepspor, aylar sonra ilk deplasman galibiyetini aldı. Bizler zoru severiz. Süper Lig'e hangi şartlarda çıktığımızı unutuyorsunuz. Zor geldik buralara, kolay gitmeyeceğiz. Milli arada futbolculara gerekli ultimatom verilmeli. Sivas'ta ise, Elazığ'da ki atmosferi yakalamalıyız. Gaziantep'in bugün yaptığını, Sivas'ta biz yapacağız. 
Görün, bakın.

26 Şubat 2013

S.O.S | Galatasaray 4 - 2 Orduspor


Söze nasıl başlamak gerekir gerçekten bilmiyorum. Maçtan önce ilk yarıyı 2-0 önde bitireceğimizi söyleseler herhalde inanmazdım. Ama bu sefer şans faktörü bizim yanımızdaydı. Dünya futbol tarihinde bir futbolcunun kendi kalesine attığı en ilginç gollerden biri ile 1-0 öne geçtik. Zaten gol olduğunu hemen algılayamadık. Daha sonra Galatasaray sazı eline aldı. Oyunu yarı sahamıza yıktı ama nadir çıktığımız iki pozisyonda da Galatasaray kalesinde tehlike yarattık. ilk pozisyonda Nizamettin karşı karşıya değerlendiremedi. İkinci çıkışımızda ise Şamil'in mücadelesinde penaltı kazandık. İlk yarının son dakikalarında kazandığımız penaltıyı Stancu topu ve kaleciyi ayrı köşelere göndererek durumu 2-0 yaptı.

2. yarı başladığında Fatih Terim'in hakem tarafından tribüne gönderildiğini öğrendik. Bu bizim için bir avantaj gibi gözüksede Galatasaraylı futbolcuları ateşleyen temel etken oldu. Her pozisyona tribünlerin de aşırı tepki vermesi, Galatasaraylı futbolcuların aşırı itirazları, kulübedeki herkesin itirazları maçı farklı bir havaya soktu. Orta sahada çalınan üç düdük ile hakem bizi doğruyor psikolojisini ortaya koydular ve bu durum da sahadaki futbolculara oldukça olumlu yansıdı. İlk yarının sonlarında Ayila'nın sakatlanması ile Ali'nin tandeme geçmesi de orta sahadaki bütün ipleri Galatasaray'a vermemize neden oldu. Galatasaray sağlı sollu ataklarla kalemize gelmeye başladı. Biraz daha dayanırsak baskıyı kırabiliriz diye düşünürken 58. dakikada Sneijder'in golü ile Galatasaray farkı bire indirdi. Bundan sonraki süreçte bizim bir hamle yapıp gidişatın önüne geçmemiz gerekirken hamle Galatasaray'dan geldi. Umut'un oyuna girmesi ile deyim yerindeyse 4-2-4'e döndüler. 2-1'den sonraki senaryo ap açık belli olmuştu artık. 2-0 öndesin ama yediğin bir gol ile darmadağın oluyosun. Sonrasında Galatasaray'ın golleri ardı ardına geldi. Galatasaray'ın hücum gücü ne kadar iyi olursa olsun deplasmanda 2-0 öne geçiyorsan ve o maçın ikinci yarısında 4 gol yiyorsan bu durumun açıklamasını yapamazsın.


Haftalardır dile getiriyoruz ama yine söylemekte fayda var. Göz var nizam var. Orduspor Süper Ligin en kötü ve olumsuz futbol oynayan takımı. Bazı maçlarda dönemsel kıpırdanmalar olmuyor değil ama sahaya yansıttığımız futbol, takındığımız futbol anlayışı gerçekten ligin ortalama standartlarının altında. 33-35 yaş ortalamasına sahip Sertan Vardar, Çağdaş Atan, Emrah Eren, Emin Aladağ gibi Bank Asyada ilk 6 kovalayan bir takım havasında olan Akhisar ise bizim rakibimiz ve onların oynadığı futbolun yarısını sahaya yansıtamıyorsak konuşulacak çok fazla şey olduğunu da söyleyemeyiz. Bu ligi öyle veya böyle bu takımla ve teknik heyet ile bitireceğiz ama dünkü karşılaşmada biz sadece üç puan kaybetmedik. Kaybettiğimiz çok şey oldu.Küme düşmenin ''K''sini bile diline dolamak istemiyor insan ama dün akşam oluşan yarayı iyileştirebilir miyiz bilmiyorum. 

Hector Cuper dünya çapında bir teknik direktör, çok iyi bir insan, mütevazi ama artık olmuyor. Başarı olduğu zaman bu sistemi bir nebze olsun sindirirsin ama başarı da olmayınca haftalardır futbol diye izlediğimiz zulmü çekmenin kelimelerle izahı yok. Ki bu zulüm için Cuper'e de ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Herşeyiyle kendi kurduğu bir takımın bu durumda olmasına kendisi anlam verebiliyor mu gerçekten merak ediyorum. Oyuncu tercihleri, son zamanlarda oyuna müdahele edememesi, gereksiz ısrarları, haftalardır devam eden kötü gidişata müdahele edememesi vs vs. Bu süreçten sonra beklentilerimiz de çok fazla değil aslında. Yine kendi bildiğini yapsın ama mesela Ali'yi stoperde oynatmasın artık. Haftalardır sahada düz koşu yapan Nizamettin'e katlanmayalım. Sezon sonu da 26 yıllık hayallerimizi çöpe atan adam olmasın. Geriye baktığımız zaman hoş bir anı olarak hatırlayabilelim kendisini. Bunu bize çok görmesin.


Bir söz ise taraftarlara. Dün çok az sayıda taraftarımız vardı. Maçın hafta içinde olması belki bir etken ama taraftar olarak dün verdiğimiz görüntü hakikaten üzüntü verici. 300-400 kişi yoktu tribündeki sayımız. Bu sayının yarısına yakınını da çevre illerden gelen taraflarlarımız oluşturuyordu zaten. Fenerbahçe maçında yaşanılanlardan sonra dün bir kez daha anladık. Bazı suni oluşumların Orduspor'a zarardan başka bir katkısı yok. Amacı Orduspor'dan nemalanmak olan kişi ve oluşumları kötü günlerde daha iyi tanıyoruz. Aynen devam edin.

4 Şubat 2013

Ali Çamdalı'dan Maksimum Verim Almak...


Dün Gençlerbirliği karşısında kazanarak 9 haftadır devam eden kötü seriye son verdik. Oyunu kontrol etme anlamında sıkıntılar yaşamış olsak da pozisyon çeşitliliği bakımından özlediğimiz Orduspor'u izlediğimizi söyleyebiliriz. Üstelik Stancu tek forvet oynamasına ve ileri uçta çoğu zaman yalnız kalmasına rağmen genel ortalamamızın üzerinde pozisyona girmemiz mutluluk vericiydi. Haftalardır hücum anlamındaki tek yapabildiğimiz şey kanatlardan pozisyona girmeye çalışmaktı.  Dün kanatları iyi kullanmanın yanı sıra Kaptan Ali Çamdalı'nın dikine oyunu, orta alandaki hakimiyeti, defansın arkasına attığı toplar ile deyim yerindeyse ligin başından beri kendi kendimizi nasıl sabote ettiğimizi daha iyi anladık. Ali'nin üstelik partneri Nizamettin oldukça formsuzken ve sorumluluk almazken bu yaptıkları takdire şayandı.

Sezona stoper olarak başlayan Ali Çamdalı orta sahada harikalar yarattı. Gerek defansif olarak gerekse ofansif olarak üzerine düşenin fazlasını yaptı.İkili mücadelelerdeki başarısının yanısıra İniesta vari pasları ile Gençlerbirliği savunmasının arkasına attığı topların hemen hemen hepsinde başarılı oldu. İlk önce şunu irdelemek lazım; Ali Çamdalı zorunluluktan mı yoksa H.Cuper’in isteği doğrultusunda mı stoper oynuyordu? Açıkcası kadroya baktığımızda stoper olarak oynayabilecek 4 futbolcumuz (Agus, Roversio, İbrahim Kaş,Ömer Alp Kulga) varken Ali’nin stoper oynaması çok garip. Garcia ve Şamil’in de stoper oynayabileceğini  ve ara transfer döneminde 2 stoper daha aldığımızı düşünürsek  Ali’nin haricinde 8 kişi stoperde görev yapabiliyor. Artık H.Cuper’in bazı inatlarından vazgeçip Ali Çamdalı’yı gözü kapalı orta sahada oynatması lazım. Dünkü maçta hiç doldur-boşalt yapmadık. Bunun tek sebebi olmasa bile en büyük sebebi Ali Çamdalı’dır. 

Ali Çamdalı sezon başından beri kırk yıllık bir stoper gibi formasını terletiyor ama orta alandaki eksikliğimiz gün gibi ortadayken, Nizamettin haftalardır sorumluluk almazken Ali'yi tandemde oynatmaya devam etmek ve ısrarla takımı kanat organizasyonlarına mahkum etmek ile resmen kendi kendimize yazık etmişiz. Bir futbolcudan maksimum verim alabilmek önemlidir. Bu hafta Şamil cezalı olmasaydı Cuper'in Ali'yi orta alanda oynatmayacaktı bunu hepimiz biliyoruz. Fakat dünkü karşılaşmadan sonra bundan sonraki süreçte oldukça mecburi bi durum olmadığı sürece Ali'yi tandemde oynatmak ciddi anlamda takımı sabote etmektir. Ali'nin yaptığı onca doğruyu, performansını yok saymaktır.

Hep aklımızda olan ama artık unuttuğumuz bir şeyi hatırlattı bize Kaptan dünkü performansıyla. Dün sahada gördüğümüz çeşitliliği bundan sonraki süreçte de görmek istiyoruz. O yüzden ilk 11 yazılırken ilk olarak Fornezzi'yi kaleye yazıyorsak dünkü performansıyla Kaptan'ı da direk orta alanın ortasına yazmak zorundayız. Son olarak; Kaptan'ın sözleşmesi sezon sonu sona eriyor. Orduspor yönetimi hala neyi bekliyor?

6 Ocak 2013

Orduspor 2012-2013 Sezonu İlk Yarı Değerlendirmesi

 
2012-2013 sezonunun ilk yarısı, 2011-2012 sezonunun ilk yarısı gibi geçti aslında. Bu sene de lige çok iyi başladık ama sonu yine istediğimiz gibi bitmedi. Diğer takımların maçlar geçtikçe form tutması, alınan başarılı sonuçlardan sonra takımda rehavet olması, yaratıcı oyuncu eksikliği vb.  bunun sebepleri olabilir. Ancak bu seneki hedef biraz daha yukarılara tırmanmaktı çünkü sezona Hector Cuper ile başlıyorduk ve Cuper’in istediği tüm transferler yapılmış, Cuper’in istemediği futbolcular ile yollar ayrılmıştı..

Kendi sahamızda oynadığımız Galatasaray maçına kadar her şey istediğimiz gibi gidiyordu. Puan anlamında yapılan olumlu başlangıçtan dolayı bazı maçlarda sahaya yansıttığımız olumsuz futbolu çok da fazla önemsemedik. Cuper'in sisteminin bir parçası olduğunu kabullendik ama işler tersine dönünce durum değişti... Galatasaray maçından sonra sadece Sivasspor maçında galibiyet alabildik ve ilk yarıyı 20 puanla bitirdik. Geçen seneye göre değerlendirdiğimizde ilk yarıyı 3 puan alarak kapattık ama son haftalarda oynadığımız maçların büyük çoğunluğunda oynanan kötü futbol bizleri hayal kırıklığına uğrattı ve karamsarlığa itti.

Oynadığımız taktiği ele alacak olursak Galatasaray ile birlikte 4-4-2 sisteminde oynayan birkaç takımdan biriyiz. Hücum organizasyonlarımızı kanatları kullanarak yapıyoruz. Orta sahanın ortasında oynayan oyuncular hücuma pek katılmıyor. Top rakip takımda iken de sistem 4-5-1 e dönüyor. Bu sistemi uygularken defansif olarak pek bir sıkıntı çekmiyoruz. Ama ofansif anlamda pek verim aldığımız söylenemez. Dikkat çekmek istediğim diğer bir konu ise duran toplardan kazandığımız gol sayısının bu sene daha az olması. Geçen sene Yalçın, Sedat ve Garcia ile rakip kalede gol bulabiliyorduk. Ancak bu sene defans oyuncularımızdan Roversio dışında kimse gol atamadı. Cuper’in bu kamp döneminde duran top organizasyonu sorununu çözmesini bekliyorum. Ama stoperlerimiz çoğu maçta üzerlerine düşen görevi yaptı. Zaten 17 maçta yediğimiz 19 gol de bunun göstergesi. Ligin en az gol yiyen 2. takımıyız. Tabi bunda Fornezzi’nin muhteşem kurtarışlarının da katkısı büyük. Beklerimiz ise bazı maçlarda ofansa destek vermedi. Atila bu işi iyi yapıyordu ama o da son dönemlerde formu düşen oyuncuların başında geliyordu. Ferhat ise Atila’nın tam tersi ofansa pek destek verdiğini görmedik. Garcia ise diğerlerine nazaran ofansa katkı manasında daha dengeli bir profil gösterdi.


Asıl sorunumuzun olduğunu düşündüğüm orta sahaya gelecek olursak; kanatlarımız çalışmadığında uygulayabileceğimiz 2. bir taktik yok. Bunun temel sebeplerinden birisi orta sahanın ortasında oynayan oyuncularımızın yaratıcı özelliğinin olmaması. Sezon başında Cuper sisteminde 10 numara yok demişti. 4-4-2 oynayan takımlar için bu cümleyi kurması gayet normal ama orta alanda oynayan futbolcularımız ofans anlamında fark yaratan isimler olmadığı için ilk yarının çou bölümünde geriden uzun toplar ve kanatlar haricinde hücum organizasyonu almayan bir takım imajı ortaya koyduk. Monje'nin ilk 6 hafta çok iyi olan form grafiği sakatlık ve malum olaydan sonra dibe vurunca ondan verim alamadık. Umbides de hatırladığımız birkaç maç haricinde bizim için hayal kırıklığıydı. Bu isimlerden verim alamayınca ve yetersiz kulübeden de katkı gelmeyince hücumda ne yaptığı belli olamayan topu ileri taşıyamayan bir takım hüviyetiyle ilk yarıyı bitirdik. Topu ayağında tutacak futboluya da sahip olmadığımız için maçların çoğunda rakiplerimize esir olduk. İkinci yarı aynı sistem ile devam edeceğimizi düşünürsek kanatlarda direk oynayabilecek en az iki isim ve orta alanın ortasında toplu oyunca fark yaratacak ve takımı ileriye taşıyacak bir futbolcuya ihtiyacımız var.

Forvet oyuncularımız’dan Stancu dışında dengesiz bir performans gösterdiler. Ama bunun en büyük sebeplerinden bir tanesinin orta sahamız olduğunu düşünüyorum.Gerek kanatlarımızın çalışmaması gerek orta sahadan yardıma gelmeyen oyunculardan dolayı bu problemin ortaya çıkmasına sebep oldu.Dolaysıyla forvet oyuncularımız skora yeteri kadar katkı sağlayamadılar.

Oyuncuları Tek Tek değerlendirecek olursak; 

Fornezzi: İlk yarının tartışmasız yıldızıydı. Geride olduğumuz maçlarda yaptığı kurtarışlarla oyunda kalmamızı, önde olduğumuz maçlarda yaptığı kurtarışlarla rakip takımın oyuna ortak olmasını engelledi. Geçtiğimiz sezondan sonra bu sezon da performansıyla, mütevaziliğiyle, profesyonelliğiyle gönlümüzdeki yerini perçinledi.

Fevzi: Kupa maçları dışında oynamadı ama sadece karakteri bile takımda kalması için bir neden. Oynadığı maçlarda da üzerine düşeni yaptı. Yedek kulübesindeki heyecanlı halleri, yüzünün sürekli gülmesi bile takım için ayrı bir motivasyon.

Garcia: Geçtiğimiz sezondan daha iyi olduğunu söyleyemeyiz. Her ne kadar geçtiğimiz sezonki performanının uzağında olsa da Garcia bizim için önemli. Etliye sütlüye dokunmaz bir görüntü verdi ama ikinci yarı daha iyi olacağını umuyorum.

İbrahim Kaş: Beklediğimizden daha iyi bir performans gösterdi. Ama gereksiz olarak yaptığı müdahaleler de oldu. İhtiyacımıza yanıt verecek yine ama sadece İbrahim'e bel bağlarsak sıkıntı çekeriz.

Agus: Üzerine düşeni yaptı Agus ama çok da anlayamadık iyi mi kötü mü. Birebirlerde geri kaçan, gölge markaj yapan bir stoper. Topunu oyuna sokma konusunda kötü olduğunu söyleyemeyiz ama kademe açısından sıkıntılı olduğu zamanlar oldu. Fakat herşeye rağmen takımda kalması gereken bir futbolcu. Cuper mi onu göndermek istiyor o mu gitmek istiyor ama takımdan ayrılması söz konusu olan ilk futbolculardan biri. Bu ayrılık gerçekleşirse çok da mantıklı bir durum olmayacak gibi...

Roversio: Cuper'in tercihini genellikle Agus'dan yana kullanmasından dolayı çok fazla şans bulamadı. Tam şans bulmuş ve kendini göstermişken sakatlanması onun adına ve bizim adımıza iyi olmadı.

Ferhat: Ferhat'tan beklentilerimiz ney bilmiyorum ama Süper Ligde üst sıraları hedefleyen bir takımın futbolcusu olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Atila: O da iyi başlayıp sonunu getiremeyenlerden. Atila henüz 92 doğumlu ve inkar edilemeyecek bir potansiyele sahip. Ligimizde biraz eli ayağı düzgün stoperlerin milyon dolarlar ettiği bir ortamda bazı maçlarındaki dengesiz performansından dolayı Atila'ya tü kaka muamelesi yaparsak kaybeden biz oluruz. Hücuma katkı anlamında özel bir bek oyuncusu. Defansif anlamda eksikleri var ama o eksikleri asgariye indirmek hem kendisinin hem Cuper'in elinde. Atila'dan faydalanmak yerine son 3 sezon 15 maç anca yapmış Ferhat Öztorun'u transfer edersek hata yaparız (!)

Abdulkadir: 1.5 sezondur Orduspor'da. Yeterince şans bulduğunu düşünüyorum. Bir maç dahi ışık göremediğimize göre ısrar etmek anlamsız. Gereksiz kadro şişkinliği yaratan futbolcularımızdan biri.


Ali Çamdalı: Gerek defansta gerek orta sahada ne görev verildiyse onu yaptı. İlk yarının iyilerindendi ama orta alanda oynadığı zamanlarda oyunun hücum yönünü daha etkin oynayabilmeli. Çok fazla o toplara girmiyor ama biraz daha bu hücum yönünü geliştirmeli.

Şamil Cinaz: Cuper'in sevdiği tarzda bir futbolcu ama bizim oyun sistemimize ne kadar uygun orası muamma. Geçtiğimiz sezon Şamil'in yerinde Gosso oynuyordu. Gosso da Şamil gibi hücum özellikleri çok fazla iyi olmayan bir isimdi ama fiziksel olarak o bölgeyi doldurabiliyordu ve rakip orta sahaya kendi üstünlüğünü kabul ettiriyordu. Fakat Şamil'in bu özelliğe sahip olduğunu söyleyemeyiz. Hücum anlamında çok iyi oynadığı bir Antalyaspor maçı var Şamil'in. O maç iyi bir performans ortaya koyan Şamil'in diğer 17 maç neden vasatın altında kaldığı da ayrı bir soru işareti.

Nizamettin: Elimizdeki hücuma dönük tek orta saha oyuncumuz. Sahaya ağırlığını koyduğu zaman takıma kazandırdıkları belli ama sahaya ağırlığını genellikle koyamadı. Bir maç iyiyken üç maç kötü oynayarak belli bir istikrar sağlayamadı. Kısacası beklentilerimizin altında kaldı.

Umbides: Sezon başlamadan önce beklentilerimizin en fazla olduğu futbolculardan biriydi ama o da beklentileri karşılayamayanlardan. Duran topları etkili kullanıyor, yaptığı ortalar tehlike yaratıyor ama özellikleri bu söylediklerimden fazla değil.

Monje: Sezona iyi başladı ama gerek yaşadığı sakatlıklar gerek malum olaydan sonra kendisini toparlayamadı. 

Yiğit:  Kamp döneminde takımda değildi. Sonradan geldi ama en fazla iki yada üç haftada kendisine gelmesi gerekirdi. Monje ve Umbides'in aksadığı dönemlerde ve Türkiye Kupasında yeterince şans buldu ama takıma katkısı ilk yarı itibariyle sıfırdı.

Müslüm: Yeteneksiz demek yanlış olur ama o yetenekleri ne kadar kullanabiliyor soru işareti. O da eline geçen fırsatları değerlendiremedi.

Hasan Kabze: İlk maçlarda kötüydü sonra toparladı ama tekrar performans düşüklüğü yaşadı. Performans düşüklüğünün sebebi olarak orta alandan hücuma katkının yeterince iyi olmadığını da söyleyebiliriz.

Barral: Sezona iyi başladı ama  o da sürekliliği sağlayamadı. Bir türlü istediği havaya giremedi. Bunda Cuper'in de hatasının olduğunu düşünüyorum. Barral'ın sonradan oyuna girdiği maçlarda gösterdiği üstün performanslardan sonra bile yedek kalmasının dolayı biraz şevkinin kırıldığını düşünüyorum. Sonrasında yaşadığı sakatlık da bu durumun tuzu biberi oldu.

Stancu: Fornezzi ve Ali Çamdalı ile birlikte en iyi 3 oyuncumuzdan birisiydi. Geçtğimiz sezonki gibi gollerine devam etti ama goller haricinde her bakımdan kendini geliştirdiğini söyleyebiliriz. Orta alandan yeterli desteği alamamasına rağmen öndeki oyunuyla çoğu zaman takımı rahatlatan isim oldu.
Murat Torun:  Murat Torun’u pek izleme şansımız olmadı ama Hüsamettin’e yapılan linç kampanyasının Murat’a yapılmasına izin vermememiz gerekiyor!

Malum devre arasındayız ve her takımda olduğu gibi bizde de gelenler-gidenler olacak.Eksikleri tekrar tekrar dile getirmenin anlamı yok. Sezon başında dile getirdiğimiz eksiklerimizi tamamlayalım yeter.

27 Aralık 2012

Ayrılık... | Yolun Açık Olsun Numan

 

Bazı ayrılıklar gerçekten çok daha fazla üzüyor insanı. Numan'ın biraz daha şans yanında olsaydı şuan bu satırları yazmayacaktık belkide. Süper Lige çıkan kadrodan takımda kalan birkaç isimden biriydi. Sezona çok iyi başladı. Olumlu performansını sürdürdüğü takdirde Milli Takıma dahi gidebileceğini dile getirirken 6. hafta Karabükspor maçında ön çapraz bağları koptu ve sezonu kapattı Numan. Şans öyle bir anda arkasını döndü ki ona bir anda herşey değişti...

Numan 28 yaşında ama kariyerine baktığımız zaman çok kısa bir zaman diliminde eriştiği yer imrenilmeyecek gibi değil. 23 yaşında Sürmenespor'da profesyonel oluyor Numan. Çok geç bir yaşta, 3. ligde başlıyor hikayesi. Mustafa Reşit Akçay'ın onu keşfetmesi ile Sürmenespor'dan Ofspor'a transfer oluyor ve Ofspor ile 2. lige yükseliyorlar. Ofspor'da geçirdiği 1.5 sene onun Orduspor'a transfer olmasını sağlıyor. Sonrasını zaten hepimiz biliyoruz. Devre arası geldiği takımın Bank Asya'da kalmasını sağlayan isimlerden biri oluyor. Sonraki sezon ise 26 yıllık hasrete son veren kadronun en iyilerinden... 23. yaşında profesyonel olup 3. ligde kariyerine başlayan Numan, 4 sezon sonra Süper Ligde boy gösteriyor. Yıllardır Süper Ligde oynayan isimlere taş çıkartan bir performans sergiliyor. Fakat o sakatlık bu hikayenin seyrini değiştiriyor ne yazıkki...

Bu sezon başında Numan takımla sezon başı kampına katıldı. Bizler kaldığı yerden devam edeceğini düşünüyorduk ama hem onun hem de bizim düşündüğümüz gerçekleşmedi ve Numan bu sezon şans bulamadı. Sadece Göztepe maçında kadroda yer aldı. O maçta iyi bir performans sergilemedi ama bir maç ile Numan'ın Orduspor'daki geleceğine karar verilmemeliydi. Geçtiğimiz sezon gösterdiği performansı düşündüğümde Ali Çamdalı'nın önliberodan devşirilip stoper olarak forma giydiği bir takımda daha fazla şans bulmalıydı Numan. Abdülkadir'in, Müslüm'ün defalarca yakaladığı kendini gösterme şansını ne yazıkki elde edemedi. Cuper'in bu konuda yanlışları olduğunu düşünüyorum. Numan'a, Ömer'e hiç şans vermeyip, kadroda o bölgenin futbolcuları varken devşirme bir isime tandemde defalarca şans vermek bu futbolcular adına gerçekten gurur kırıcı bir durum olsa gerek..

Herşeyden önce Numan'a Orduspor taraftarları adına verdiği emekler için teşekkür ediyoruz. Oynadığı futbol ve beyefendiliği ile o da gönlümüzde ayrı bir yere koyduğumuz isimlerden biri oldu. Ligin ikinci yarısında büyük ihtimal K.Erciyes forması giyecek. Ligde iyi bir konumda olan K.Erciyesspor ile Süper Lig'e çıkma başarısını gösterip yeniden hak ettiği ligde forma giyeceğine inanıyorum. Yolun açık olsun Numan...

25 Kasım 2012

Hector Cuper


Kasımpaşa maçında ilk yarının sonları oynanıyor. Kasımpaşa'nın bariz üstünlüğü var sahada. Üzerimize üzerimize geliyorlar, Fornezzi ile atakları savuşturuyoruz. Sahada iyi olmasını umut ettiğimiz Orduspor'dan bambaşka bir Orduspor var. Bize ayrılan yeri doldurmamıza, maçın başında çok çoşkulu olmamıza rağmen sahada izlediğimiz Orduspor üzerine bizler de donup kalıyoruz. Bağırmaya çalışıyoruz ama katılım çok az, kimsenin içinden gelmiyor..

Derken, arkalardan Hectoooor Cupeeer sesleri yükseliyor ve herkes katılım gösteriyor bu tezahurata. Önce kendi kendime sahada bu kadar kötü bir takım varken yine zamansız bir olaya girdik diyorum ama yedek kulübemize baktığım zaman bütün fikirlerim değişiyor..

Tribünden yükselen Hector Cuper tezahuratlarını duyan hocamız o sırada oldukça kötü oynayan takımını kulübede oturarak izliyor. 90 dakika boyunca yerinde duramayan hocamızın takım böylesine kötüyken sessiz bir şekilde oturmasına alışkın olmadığımız için şaşırıyoruz. Sonra, Cuper tribünden yükselen ses üzerine yerinden kalktı ve eliyle bizi selamladı. Saniyeler  önce takıma ayak uyduran ve oturan Cuper taraftarın kendi adını bağırması üzerine mahçup oluyor takıma bizim bildiğimiz heyecanıyla taktik vermeye, oyuna müdahele etmeye başlıyor. Saniyeler önce verdiği görüntüden ötürü utanıyor, mahçup oluyor.. 

Anlık gelişen bu durum üzerine Hector Cuper'e bir kez daha hayran oluyorum. Mütevaziliği, işini sahiplenmesi, geldiği ilk andan bu yana heyecanından hiçbir şey kaybetmemesinden dolayı ona olan saygı ve sevgimizi tarif edemeyiz. Son haftalarda kötü bir çizgi sürdürmekten ziyade kötü futbol oynuyoruz. Ama Trabzon maçının bazı anlarını ve Kasımpaşa maçının ikinci yarısını düşündüğümüz zaman Cuper'den ziyada futbolcuların kişisel performanslarındaki istikrarsızlığın bu kötü gidişatta etkili olduğunu düşünüyorum. Cuper'in tercihleri de sorgulanabilir ama futbolcularımızın da artık silkelenip kendilerine gelmeleri gerekiyor. Gücümüzün, potansiyelimizin farkındayız. Onlar da bunun farkına vardığı zaman neler yapabileceğimizi hepimiz biliyoruz. Zor bir dönemden geçiyor. İyi günde bu takımın yanında olduğumuz gibi kötü günde de yanındayız. Tam da şimdi, daha yüksek sesle... ORDUSPOR!

23 Kasım 2012

Haftanın Maçı #13 | Kasımpaşa vs Orduspor


Ligde son iki hafta üst üste mağlup olarak sezon başından beri sürdürdüğümüz ritmimizi kaybettik. Uzunca bir zaman sonra üst üste iki maçta mağlup olurken 9 ay sonra Ordu'da kaybederek başka bir seriye de son verdik. Futbol olarak yaşadığımız bu düşüşü bir yana bırakırsak Trabzonspor maçından sonra yaşanılan olayın ciddi bir şekilde moralimizi bozduğunu ve saçma sapan bir kaos ortamına girdiğimizi söyleyebiliriz. Kendini Ordulu ve Ordusporlu olarak adlandıran, Orduspor'un başarılı olmasını sindiremeyen, başarının kendilerini Orduspor'dan daha da uzaklaştırdığını düşünen ve bu düşüncenin etkisiyle Orduspor'u, Ordu'yu rezil etmeyi göze alabilecek kadar adileşen bir güruh hakkında söylenilebilecek çok fazla şey yok. Saldırıyı düzenleyenlerin bugün kimliklerinin tespit edildiği açıklandı. Olay yargıya intikal ettiğine göre bu olaya sebebiyet verenlerin, azmettirenlerin en ağır cezayı almaları tek temennimiz..

Yaşanılanları, kaybettiklerimizi bir kenara bırakıp önümüze bakma zamanı geldi. 12 hafta geride kaldı ve 17 puan ile çok da kötü bir durumda değiliz. İki hafta önce zorlu bir viraja girdiğimizi, bu virajı çok fazla yara almadan dönmemiz durumunda ilk yarıyı olumlu bir yerde bitirebileceğimizi söylemiştik. Fenerbahçe ve Trabzonspor maçlarında sahadan mağlup ayrılarak  önemli bir avantajı kaçırmış olsak da kaybettiğimiz çok fazla şey yok. Üst üste kazanacağımız iki karşılaşma tekrardan ritmimizi bulmamızı sağlayacaktır. O yüzden Kasımpaşa'yı mağlup ederek olumsuz gidişe dur demeliyiz. 12 hafta geride kalırken deplasmanda hiç galip gelemediğimiz halde 17 puana ulaşmamız da ilginç bir durum. Şimdiye kadar olan süreçte Ordu'da kazandığımız için çok fazla gözümüze batmadı bu durum ama içerde kaybedince deplasmanda alınacak olan ekstra puanların ne kadar önemli olduğunu daha iyi anladık. Bir yerden başlamak ve deplasmanda galip gelmek gerekiyor. Umarız o maç bu maç olur ve 13. hafta ilk deplasman galibiyetimizi Kasımpaşa karşısında elde ederiz.

Fenerbahçe maçında olumlu bir futbol ortaya koyamadık ve mağlup olduk ama Trabzonspor maçı ile ilgili çok da kötü oynadığımızı söyleyemeyiz. İlk 30 dakika maçı koparma fırsatı yakalamamıza rağmen elde ettiğimiz fırsatları değerlendiremedik. Maçın ikinci yarısında da dengeli hatta daha üstün oynamamıza rağmen Trabzonspor'un kalemize iki defa geldiği bir maçta mağlup olduk. Savunma özellikleri ile ön plana çıkan bir takım olmamıza rağmen Fenerbahçe ve Trabzonspor maçında yediğimiz gollerin bu imaja çok da uygun olduğunu söyleyemeyiz. Tandemde görev alan Agus'un birebirlerde geri kaçması, Ali'nin kademe hataları ile birleşince evlere şenlik bir görüntü oluştu merkez savunmamızda. Ali Çamdalı'yı orta alanda kullanmak varken defansda oynatarak hem orta alandaki etkinliğimizi kendi elimizle azaltıyor, hem de defansda oluşabilecek pozisyon hatalarına davetiye çıkarıyoruz. Ali orta düzey takımlara karşı defansda oynadığı maçlarda olumlu bir görüntü ortaya koydu ama rakip takımın ileri uç elemanlarının kalitesi biraz artınca bizim defansdaki yamamız çok daha bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Bu sorunun üstesinden gelebilecek kadro yapımız var aslında ama Cuper'in Ömer Alp ve Numan'a bütün bu olanlara rağmen şans vermemesinden anladığımız kadarıyla devre arası defans bloğuna takviye yapmamız gerekecek.

Defansda bu sorunlarla boğuşurken ön tarafta sakatlıktan çıkan Monje ve Hasan'ın beklediğimiz kadar iyi dönememesi, bu olumsuz durumun üstüne zaten form düşüklüğü yaşayan Barral'ın da sakatlanmasıyla geçtiğimiz iki hafta ileri uçta elimiz kolumuz bağlandı. Geçtiğimiz hafta Trabzonspor Olcan ve Halil gibi sonradan giren isimlerle sonuca giderken bizim kulübemizde sonuca etki edebilecek bir isim olmamasından dolayı sadece Müslüm - Monje değişikliği yapabildik. Bu hafta Barral'ın dönecek olması, Monje ve Hasan'ın geçtiğimiz haftalara göre daha konsantre olacağını umut edersek önde daha iyi, yakaladığı fırsatları değerlendiren bir Orduspor görebiliriz. Son haftalarda sıkıntı yaşadığımız defans bloğundaki eksiklerimizi de giderdiğimiz takdirde bu maçtan umut ettiğimiz sonuçla ayrılmamamız için bir neden yok.

Rakibimiz hakkında birkaç şey söyleyecek olursak, Süper Ligin yeni takımlarından biri olmalarına rağmen oldukça efektif, göze hoş gelen bir futbol oynuyorlar ve şahsen beğendiğim oldukça alternatifli bir kadroya sahipler. Yönetim ve taraftar arasında sorunlar olmasına, ligin henüz 12 haftası geride kalırken hoca değişikliği yapan bir takım olmalarına rağmen ulaşmış oldukları 20 puan takımın kalitesi hakkında bize oldukça iyi referans veriyor. Kadrolarında Özer Hurmacı, Kalu Uche, Djalma, Ernst, Isaksson kaliteli isimler bulunurken bizim yakından tanıdığımız, geçtiğimiz sezon kadromuzda bulunan Hakan Özmert, Yalçın Ayhan ve Abdurrahman Dereli de ilk 11'de sürekli şans buluyorlar. Kasımpaşa ile en son 2008-09 sezonunda İstanbul'da karşılaşmış, Bruno'nun attığı iki gol ve Hakan Macit'in golüyle deplasmanda 3-1 galip gelmiştik. Umarız tekrar aynı senaryoyu tekrarlarız.

Suni bir kaos ortamı, kötü gidişat, içinde olduğumuz can sıkıntısı... Hepsini yarın alacağımız üç puan ile bertaraf edip, olanların üzerine sünger çekebiliriz. Takımımıza inanıyoruz. Son iki hafta aldığımız mağlubiyetlere rağmen tribüne çağırıp ''Aldırma Ordu'm'' dediğimiz takımızla yarın maç sonunda, omuz omuza ''Güzeller içinden bir seni seçtim'' diye haykıracağız.

#TresPuntos


11 Kasım 2012

#11 Tehlikeli Virajlar | Fenerbahçe vs Orduspor

Şükrü Saraçoğlu Stadyumu,
Rüya gibi bir sezonun ardından Süper Lig'e çıktıktan sonra, bu gözlerin gördüğü ilk Süper Lig maçının oynandığı stad.
O maç seyircisizdi ama bu sefer Saraçoğlu'da Orduspor seyircisini görecek.
Fenerbahçe,
Hector Cuper'in Orduspor başında maça çıktığı ilk maçtaki rakip.
Ordu'da 1:1 biten maç ile başlayan Cuper maceramız.
2. senemiz ama hala inanamıyorum bazen Süper Lig'de olduğumuza. Bundan 3 4 sene önce Cuper Ordu'ya teknik direktör olacak deseler, deli der sopayla kovalardım.
Böyle bir şablon yoktu kafamda ama birden Cuper ile başladım yazıya. 
Cuper'e ve takımına inancımız tam. Bizler, Fenerbahçe deplasmanına 1 puan için değil 3 puan için gidiyorsak ve bunun olmaması için hiçbir neden olmadığını biliyorsak bu güveni bizlere aşılayan herkese teşekkür etmemiz gerekir.
Bu güvenin nedenlerinden en önemlisinden biri Cuper'in hala ilk günkü heyecanı yaşıyor olmasıydı. Cuper geldiğinde içten içe hangimiz bu adam geldi ama sezon sonunda gider diye geçirmedik? Bunu düşünmemize neden olan faktörler var çünkü. Türk futbolu...
Rezil bir futbol kültürümüz var. Aragones? Hiddink? Rijkard? Del Bosque? vs.
Hepsi iyi kötü isim yapmış isimler ama Türkiye'de yokları oynadılar, hepsi ülkeden giderken ülkemiz takım taraftarları bayram yaptı. Sonra Del Bosque, İspanya'yı Avrupa ve Dünya Kupası'nda şampiyon yaptı. 
Böyle örnekler varken Cuper için bu düşünceleri aklımızdan geçirirken pekte haksız değildik belkide. Ama Cuper için ilk günkü heyecanı yaşıyor demiştik hani,
Geçen hafta Sivasspor maçında harika bir detay vardı maç yazısında yazamadım diye hafta boyu kendi kendimi yedim.
Stancu'nun penaltısı sırasında Cuper'in gözlerini kapatması... İşte o kare çok şey anlatıyordu Orduspor'da.
Takım yarın akşam yenilebilirde. Ama sahada karakterli bir Orduspor olduğu sürece yenilsekte alkışlarız hepsini.

DAG ekibi olarak hazırladığımız bir pankart var görebiliriz inşallah tribünlerde. DAG'ın İstanbul tayfasını kıskanıyorum. Her ay Orduspor'u görüyorlar muhakkak. Saatler akşam 8'i vurduğunda onlar tribünde bizler televizyon başında başlayacağız heyecana. Maç Lig Tv'den canlı yayınalanacak. Hakem ise Halis Özkahya.

Fenerbahçe Süper Lig'de bu sezon ilk defa taraftarıyla buluşuyor. Bu o tarafa ekstra bir motivasyon getirecektir. Avrupa Ligi'nde bir çok kez taraftar heyecanını yaşasalarda lig biraz daha farklı oluyor. Bu sene Avrupa'da oynayan takımlarımıza baktığımız zaman ligde ki başarının Avrupa'da ki başarıdan daha ön sırada tutulduğunu görebiliyoruz. O yüzden seyircili ilk lig maçı ayrı bir motivasyon yanında ayrı bir stres getirebilir. Fenerbahçe açısından devam edersek olaya maçı kazanamamaları durumunda belki konuşmak için daha erken olsada şampiyonluk yolunda iyiden iyiye geri kalacaklar. Bu durum o tarafı daha çok üzecektir. Biz onlara göre nisbeten daha rahat tarafız. Çünkü biz yarın kaybetsek bile telafi şansımızın olacağı maçlar olacak önümüzde Avrupa hedefindeysek.

Seyirci ve geri kalma hissi Fenerbahçe'nin maç boyunca üzerimize üzerimize gelmesine neden olacaktır. Deplasmandayken bu oyunda tam bizim istediğimiz birşey aslında. Ligin en iyi kontra takımlarından birisiyiz. Kontra derken, bu işi hakkıyla yapıyoruz. Rakip Fenerbahçe deyip 90 dakika kapanıp sıkıştırırsak bir gol düşüncesinde olmayız mesela. Fenerbahçe'nin hafta içi Avrupa maçı vardı. Bizim için bir artı yön Türk takımlarının Avrupa dönüşü ilk maçlarında bocalaması. Gerçi Fenerbahçe'nin AEL maçını izledim, Akhisar maçından daha basit oldu kazanmaları. Pek yormadılar kendilerini. Bu yüzden AEL maçına göre birşeyleri analiz etmek doğru olmaz. Bir dezavantaj, Fenerbahçe'de sakatların düzelmesi. Meireles izlediğim kadarıyla yararlı bir transfer olacak Fenerbahçe'ye. Yarın akşam oynar mı göreceğiz. Bunun yanında Sow-Kuyt ikilisi gözümü korkutmuyor değil. Kuyt lige çok iyi başlasada bir durgunluk dönemindeyken yeniden buldu kendini. Yaşına rağmen Kuyt gibi oynadığı zaman ligde farkını belli ediyor. Fenerbahçe'nin hücumdaki etkili isimlerinin yanında vasat bir defans hattı bulunuyor. Orta sahalarını geçtiğimiz zaman her atağımızın tehlike yaratma ihtimali yüksek, özellikle Monje'yi görebilirsek maçta. Ama saçma sapan havadan pas atma trafiğini aşırıya kaçırırsak vay halimize. Cesur olun şut atın...

Konu başlığında bahsettiğimiz tehlike virajların başlangıcına geldik. Samsun - Ordu arası Yalıköy öncesi eski yolda böyle bir tabela olurdu "Tehlikeli Virajlar 20 km" diye o yoluda yad edelim. Fenerbahçe maçıyla ile başlayan sıkıntılı bir fikstüre giriyoruz. Trabzon geliyor haftaya. Kasımpaşa'ya gidiyoruz sonra. Beşiktaş, Bursa(d), Antalya, Akhisar(d) diye de devam ediyor. Ürkütücü. 7 maçta gelecek en az 10 puan belli bir hedef yolunda başarılı sayılabilir.

Bu sezon 13 gol atan Fenerbahçe kalesinde 9 gol gördü. 10 maçta aldığı 16 puanlada, bugünki sonuçlarla 7. sıraya kadar düştü. Fenerbahçe'nin attığı gollerin dakikasında baskın bir taraf yok. 15'er dakikalık ayrımlarda her 15 dakika içinde ortalama aynı gol sayısını bulmuşlar. Atılan bu gollerde Sow'un 4, Kuyt'un 3 golü mevcut. Buda takımın attığı gollerin yarısında bu isimlerin olduğunu gösteriyor. 10 hafta boyunca hiç kırmızı kart görmemeside istatistikler arasına girebilir. En çok süre alan oyuncular içerisinde Hasan Ali Kaldırım 790 dakika (1 asist 1 sarı kart) Moussa Sow 772 dakika (4 gol) ve Dirk Kuyt 732 dakika (3 gol 2 asist) ile ilk 3'ü paylaşıyorlar. Fenerbahçe ile 21. maçımıza çıkıyoruz. Oynanan 20 maçta, 3 galibiyet 5 beraberlik alırken 12 mağlubiyetimiz bulunuyor. Kadıköy'de ise 10 maçta 9 mağlubiyet 1 berbaerlik gibi kötü bir istatistiğe sahibiz. Ayrıca bir ilginç bilgide bu iki takımın aralarındaki maçlarda takımlarla birbirlerine en fazla 2 gol atmayı başarmışlar. Bir maç hariç. 1976 yılında Kadıköy'de, Fenerbahçeye 3:0 ile boyun eğdik.

3 Kasım 2012

Haftanın Maçı #10 | Orduspor vs Sivasspor


Sezona çok iyi başlamamıza rağmen Galatasaray maçından sonra oynadığımız üç karşılaşmada aldığımız iki beraberlik bir mağlubiyet ile duraklama dönemine girdik. Futbol sonuç oyunudur ama sahaya yansıttığımız futbol anlamında da sıkıntılar mevcut. Konsantrasyon sorunu yaşayan, ritmini kaybetmiş bir Orduspor izliyoruz üç haftadır. Futbolun içinde bu tür iniş çıkışlar vardır ama bu dalgalanmalardan güçlü çıkabilmek bizim adımıza çok önemli. 

Ligin ilk yarısının ilk periyoduna göre çok daha zorlu bir ikinci periyod oynayacağız. Bir geçiş dönemindeyiz ve bu geçiş dönemini olumlu atlatabilmek adına yarın oynayacak olduğumuz Sivasspor karşılaşması çok önemli. Biraz olsun nefes alabilmek, güven tazeleyebilmek ve zorlu maçlar öncesi puansal olarak da rahatlayabilmek adına yarın kazanmalıyız.

Bir süredir sakat olan Monje ve Hasan Kabze hafta içi takımla antrenmanlara başladılar. Geçtiğimiz hafta sakatlanan İbrahim Kaş'ın sakatlığı ise devam ediyor. İbrahim Kaş'ın sakatlığından dolayı tandemde Agus-Ali, orta alanın ortasında ise Nizamettin-Şamil ikilisi ile maça başlayacağımızı düşünüyorum. Hasan Kabze ve Monje yeni yeni takımla çalışmaya başladıkları için Cuper bu iki futbolcuya şans verir mi şimdilik soru işareti ama sol kanattaki sıkıntıyı gidermek adına ikisinden birinin maç saatine kadar hazır olması bizim adımıza önemli. Bu isimler haricinde son haftalarda bariz form düşüklüğü olan Umbides ve Barral'ın ilk 11'de olup olmayacağını da maçtan önce öğreneceğiz. Sivasspor'da ise önemli eksikler var. Milan Cerny, Aatıf, Borjan, Pedriel ve Murat Akça'nın bize karşı forma giyemeyeceği açıklandı. Hücumdaki etkili isimlerinden Aatıf ve PedrielWin forma giyemeyecek olması bizim adımıza avantaj. Fakat bu isimlerin yokluğuna rağmen Enaramo, Grosicki, Erman Kılıç hücum gücü yüksek futbolculara sahip Sivasspor.


Oynadığımız son üç karşılaşmayı bir kenara koyacak olursak yarın sahada potansiyelin farkında, ne oynadığını bilen bir Orduspor göreceğimi umut ediyorum. Bu maçın öneminin onlar da farkında. Maç saati uygun, bilet fiyatları makul. Yani her bakımdan hem taraftar hem de takım adına olumsuz bir hava yok. Eski ritmimize dönecek olursak eğer karşılaşmanın ilk periyodunda skor avanatajını elde etme isteyecektir Cuper. O yüzden ilk yarım saat hücumda etkili, oyunu ön tarafta oynayan bir Orduspor bekliyorum. Skor avantajını elde ettiğimiz zaman ise oyunu tartarak, dengeli oynayan bir kimliğe bürüneceğimizi düşünüyorum. Sivasspor deplasmanda olsun, kendi evinde olsun rakip ayırt etmeksizin açık oynayan bir takım. Rakibi üzerimize çekip hızlı atağa çıkan bir takım olmamızdan dolayı skor üstünlüğünü elde etmemiz durumunda maçı koparacak pozisyonlar yakalayacağımızı düşünüyorum. Bütün bunları bir kenara bırakacak olursak öncelikle sahada maçı kazanmak isteyen bir Orduspor'un olması da önemli.

Sivasspor ile yarın 10. defa karşı karşıya geleceğiz. Geride kalan dokuz karşılaşmada Sivasspor'u beş kez mağlup ederken, üç defa mağlup olmuşuz. Bir karşılaşma ise beraberlikle sonuçlanmış. Sivasspor ile Ordu'da oynadığımız beş karşılaşmada ise dört maçta galip gelirken Ordu'da sadece bir kere mağlup olmuşuz. Sivasspor'a karşı Ordu'da aldığımız tek mağlubiyet geçtiğimiz sezondan...


Teknik taktik konuşmak, analiz yapmak bir yere kadar. Yarın sahaya çıkacak olan futbolcularımız karar verecek neyin nasıl olması gerektiğine. Yarın hem takım üzerindeki durgunluğu atacak hem de tribünler sezon başından beri üzerinde olan ölü toprağından sıyrılacak. Unutmadan, Damla kendisine hediye edilecek 100. galibiyeti bekliyor. Bu sefer olsun..

#TresPuntos

6 Ekim 2012

Kazanılmış 1 Puan mı, Kaybedilmiş 2 Puan mı ?

 
7. hafta sonunda namağlup olarak yolumuza devam ediyoruz. Namağlup olmayı kendimize teselli sayıyoruz ama dün akşama döndüğümüzde çok rahat kazanabileceğimiz bir maçta iki puan kaybettiğimizi düşünüyorum. Kötü bir Karabükspor'a karşı bulunan pozisyonlara rağmen sahada ciddiyetsiz bir Orduspor vardı. 60. dakika Barral'ın girmesinden sonra biraz kıpırdanmamız bile neredeyse maçı almamızı sağlayacakken nedense bir puanla yetindik. Üstelik Cuper de bu durumdan memnun. Bize söyleyecek çok fazla şey düşmez bu durumda ama dün kazanılan bir puandan öte kaybedilen iki puandan bahsetmek gerekir..

Maçın hemen başında yediğimiz golün bir benzerini üç gün önce bir 3. Lig ekibi olan Kastamonuspor'dan yedik. Öncelikle şunu söylemek gerekir. Savunması ile övülen, beğenilen bir Orduspor'un böyle bir gol yemeye hakkı yok. Yediğimiz gol bir tarafa maç boyunca savunma anlamında oldukça açık verdik. Karabükspor'a pozisyon vermedik o nasıl oluyor diyenler olabilir ama Karabükspor yerine biraz daha derli toplu bir takım olsaydı çok rahat ikiyi atıp maçı bitirebilirlerdi. Kendi yarı alanımızla yay ile orta alan arasında çok iyi parselleyen bir takımız ama dün akşam Karabükspor her gelişinde o bölgeyi güle oynaya geçti. Özellikle Şamil maç boyunca olması gereken yerde değildi. Üstelik önlibero özellikli üç tane futbolcuyla sahada olmamıza rağmen o alanın egemenliğini Karabükspor'a teslim ettik. Rakibimizde Lua Lua, Shelton gibi sprinter özellikli futbolcular olduğu içinde İbrahim Kaş ve Agus belkide sezonun başından beri ilk defa bu kadar aciz duruma düştü. Bir pozisyonda İbrahim Kaş, bir pozisyonda Nizamettin rakibini yaka paça indirip kart görmek durumunda kaldı hatta. 1 hafta önce Galatasaray'a karşı yaptığımız alan savunmasının, önde baskının dün akşam üçte birini sahaya yansıtamadık bana göre. Bunun tek sebebi de ciddiyetsizlik (!)

Tabloya bakınca herşey güllük gülistanlık, namağlup bir takım.. Puan sıralamasında ikinci sıradayız, bir hafta önce evimizde ligin en iyi takımlarından birini mağlup etmişiz, moralimiz çok iyi ama takımın dün akşamki havası bence hiç olumlu değildi. Birşeyin farkında olmamız lazım, bizim için lig bundan sonra başlıyor. Geçtiğimiz sezon 7. hafta sonunda kaç puanımız vardı hatırlayan var mı ? 7. hafta sonunda 14 puanı olan bir Orduspor vardı geçtiğimiz sezon ama ondan sonraki süreçte sahaya yansıyan performans neticesinde devre arasında düştük diyen bir sürü kişi dolanıyordu ortalıklarda (!) Geçtiğimiz sezonki yaşadığımız travmayı yaşayacağımızı kesinlikle düşünmüyorum. Maç kaybedeceğimiz gün illaki gelecek ama öylesine bir seri de olmayacaktır. Sadece hedefimizden kopup ortalara gerileriz ki işte o zaman Karabükspor, İ.B.B maçları gibi kolay kazanabileceğimiz maçlarda kaybettiğimiz puanların ahlarını vahlarını konuşuruz. O yüzden böyle durumlarda kazanmaktan başka çareniz yok. Üstelik rakibinizin sahadaki halini gördükten sonra kaybedilen iki puan yerine kazandığımız bir puan demeye hiç hakkınız yok. Bundan sonraki süreçte Gaziantep, Fenerbahçe, Kasımpaşa, Bursaspor deplasmanlarına gideceğiz. Rakiplerimizin dün akşam Karabük'ün oynadığı gibi oynayacağını mı düşünüyorsunuz?


Bence önemli olan takım iyi durumdayken bu eleştirileri yapabilmek. İki maç kaybedince zaten herkes konuşacak, bizim dillendirmemize gerek bile kalmayacak. Bir eleştirimde Hector Cuper'e ve teknik ekibe var. Sezon başından beri 4-4-2 formatında oynadık. Kötü oynadığımız maçlarda bile bu formatın bir niğmeti olarak maçtan galip ayrıldık. Hatta bir ara Hasan Kabze, Stancu, Barral üçlüsünü aynı anda kullandık ve hücum anlamında nasıl geri dönüş aldığımızı hepimiz gördük. Tüm bunlar ortada iken, 6 haftadır çalışan bir sistem, futbolcuların alışık olduğu bir düzen varken bu düzeni Karabükspor karşısında terketmeye ben anlam veremedim. Rakibe göre sistem değiştirirsin tamamdır ama Karabükspor karşısında yapılan şey rakibe göre sistem değiştirmek değil olayın kolayına kaçıp futbolcu eksikliğinden dolayı sistemi değiştirmekdir. Dün yapılması gereken yabancı kontenjanını diğer bölgelerde kullanmaktı. Sistemde yer alan futbolcuları değiştirip 6 haftadır işleyen makinayı sahaya sürmek varken biz kulağımızı tersten tutmaya kalkıştık. 60 dakika tek forvet oynayan Orduspor önde çoğalamadı, çift forvet oynamaya alışan Stancu çoğu pozisyonda kenarlara gelip top aldı ama onun ceza alanının dışına çıktığı anlarda içeride gol yapacak kimse yoktu (!) İlk 45 dakikada Karabükspor savunması her anlamda S.O.S verirken ikinci yarıya aynı formatta başlamamız, 60. daikaya kadar Barral'ı bekletmemiz gerçekten anlamsız bir uğraştı. Nitekim Barral girdikten sonra 10 dakika içinde bulduğumuz pozisyonlarla maçı kazanabilirdik. 10 dakika içinde bir asist yaptı ama şans yanında olsaydı kalecinin sektirdiği pozisyonda yaptığı vuruş ve Nizamettin'e indirdiği top da gol olabilirdi. 

Benim çok önemsediğim bir konu daha var. Barral bizim için çok önemli bir futbolcu ama onun hevesini kırmamamız lazım. Galatasaray maçı öncesi çok hevesli ve istekliydi. Yedek soyunmasına rağmen kibir yapmadı, maçtan sonra yüzünde gülücükler vardı kazandığımız için. Bu hafta ise hafta içi Kastamonuspor'a iki gol atmışken, üstelik Hasan Kabze'nin sakatlığı mevcutken sistem değiştirip Barral'ı oynatmamak bence heves kırmaktır. Açıkçası bu durum beni korkutuyor.

Konuşulacak çok şey var aslında. Biraz işin içine girince herşey görüldüğü kadar mükemmel olmadığını görüyoruz. Başlıkta yer alan soruya gelecek olursak Cuper'e göre 1 puan kazandık. Bana göre ise; kazanabileceğimiz bir maçta 2 puan bıraktık..

29 Eylül 2012

Namağlup... Orduspor 2 - 0 Galatasaray

Ocak ayından beri dış sahada kaybetmeyen bir Galatasaray varsa, Aralık'tan beri mabette bileği bükülmeyen de bir Orduspor var..  Bu maçın atmosferinin çok daha farklı olacağı kesin.. Takımın bu maça diğer maçlardan çok daha farklı bir özgüven ve motivasyonla çıkacağı da malum. Gerçek potansiyelimizi sahaya yansıttığımız zaman Ordu'da yenemeyeceğimiz takım yok. Tribün ve takım elinden gelenin bir fazlasını sahaya yansıtacak ve bugün sahadan mutlu ayrılan biz olacağız, buna inancımız tam.
 

Maç yazısında çok fazla teknik ayrıntıya girmedik çünkü teknik ve taktik olarak Cuper'in Galatasaray'a karşı farklı bir formatta sahaya çıkacağını düşünmüyorduk. Nitekim kendi futbol doğrularımızla çıktık sahaya. Maç yazısında ve giriş kısmında belirttiğim gibi rakibimizin gücünün farkında olarak elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık. En iyisini yapamasak da sahaya yansıttığımız performans maçı kazanmamıza yetti.

 Maça Galatasaray'a karşı özel bir sistemle başlamadık. Son haftalardaki bireysel performansların karşılığı olan ideal 11'imiz ile sahadaydık. Son maçları yakından takip etmeyenler ve kadro yapımızı bilmeyenler için Stancu-Barral tercihi belki şaşırtıcı gelmiş olabilir ama Cuper kendine göre doğru olanı seçti ve tercihi o yönde kullandı. Klasik önde baskıyla başladık. Çemişgezekspor ile de oynasak oyun anlayışımız belli aslında. İlk yarım saatte golü bulana kadar önde oynayan, rakibini boğan hataya zorlayan bir Orduspor, sonrasında ise bulduğu golün de avantajıyla oyunu geride kabullenip rakibini kendine çekerek kontra ataktan gol bulmak için pusuda bekleyen bir Orduspor. Dün akşam bu yönümüzü sahaya dört dörtlük yansıttık. Golü erken bulduk ama golün sonrasında da bir süre önde oynamaya devam edip sonrasında oyunu geride kabullenmeye başladık. İlk 15 dakika rakibin Selçuk İnan ve Melo gibi ligimizin üstünde iki önliberoya sahipken onları uzun topla çıkmaya mahkum etmemiz önde oynadığımız oyunun meyvesini nasıl verdiğinin en bariz göstergesi bence. Her maçımızda hayalini kurduğum bir durum da yok değil.. Galatasaray'a karşı ve diğer takımlara karşı oynadığımız maçın ilk 25-30 dakikalık kısmını neden 90 dakikaya yaymaya çalışmadığımızı merak ediyorum mesela. Aşırı efor sarfediyor takım o bölümde farkındayım ama maçların ilk periyodundaki anlayışı 90 dakikaya yayabilen bir Orduspor hayali hakikaten çok güzel..

Maça iyi başlayıp erken bulduğumuz golün de etkisiyle oyunu kendi yarı alanımızda daha erken kabullendik. Dün sahaya bazı yönlerimizi çok iyi yansıttık ama bazı açılardan çok çok iyiydik demek yanlış olur. Spor programlarının çoğunda göklere çıkarılıyoruz, övülüyoruz ama görmezden gelmememiz gereken şeyler de oldu. Galatasaray gibi bir takıma pozisyon vermek çok normal ama genel olarak yapmamız gereken hatalar yaptık ve Galatasaray'a pozisyonlar verdik. Son vuruşlarda Burak'ın beceriksiz olmasından dolayı bu maçta şansın bizim yanımızda olduğunu söyleyebiliriz. Çoğu maçta oyunu kendi yarı alanımızda kabullenip rakibin açıklarını kolladık ama bireysel hatalar sebebiyle bu kadar pozisyon verdiğimiz bir maç da olmadı. Galatasaray'a geniş alan bırakmadığımız için Galatasaray; Umut, Elmander ve Burak ile bulduğu klasik pozisyonlarını bulamadı. Defansda 11 kişi topun arkasında önde, ortada ve geride çizgi halinde çektiğimiz setler çoğu pozisyonda Galatasaray'ı uzun top oynamaya etti. Uzun topları da Agus ve İbrahim Kaş'ın çok iyi bir şekilde karşıladığını söyleyebiliriz. Oyunu iyice geride kabullenip geriye çekildiğimiz bir anda sadece 4 pasla 7 saniye gibi bir sürede Galatasaray kalesine gidip Stancu ile bulduğumuz gol de maçın belkide Hasan Kabze'nin rövaşatasından da güzel tarafıydı. Sonuç olarak kendi doğrularımızla, kendi doğrularımızı tam olarak sahaya yansıtamamıza rağmen güzel ve özel bir galibiyet aldığımızı söyleyebiliriz.

Barral'ın neden oynamadığı konusundan da bahsedecek olursak, son haftalara baktığımızda bu hafta kadro olarak kimin kesileceği merak zaten konusuydu. Monje'nin yokluğunda başarılı olmuş Hasan Kabze, Barral, Stancu üçgeni İstanbul Belediye maçında sekteye uğrayınca maçın son anlarında Cuper Monje'ye şans vermiş, Monje de Stancu'ya alda at dediği golde yaptığı asist ile Galatasaray maçı için hazır olduğunun sinyalini vermişti. Hasan sol açıkta Monje'nin yokluğunda iyi maçlar çıkardı ama Galatasaray maçında Monje'nin solda oynaması zorunluluktan öte şarttı. Son maçlarda iyi oynayan Garcia-Umbides ikilisini, Fornezzi'yi, Agus'u da kesemeyeceğine göre Cuper'in yabancı sıkıntısını ön tarafta halletmesi gerekiyordu. Ya Stancu, yada Barral'a kulübe yolu görünecekti. Cuper bu ikili arasından Stancu'yu tercih etti ve ön tarafta Stancu - Hasan Kabze ikilisi ile maça başladık. Barral, Stancu'ya göre rakip defansı çok daha fazla yıpratan ve tehdit unsuru oluşturan bir futbolcu olmasına rağmen Stancu'nun forma giydiği son iki haftadaki performansından dolayı Cuper'in adil bir seçim yaptığını çok açık söyleyebiliriz. Nitekim her maçın ilk yarım saatinde uyguladığımız yoğun presin de bir getirisi olarak Stancu'nun ilk yarım saatte görevini çok iyi yerine getirdiğini söyleyebiliriz. Oyundan düştüğü dakikalarda bizler Barral'ın girmesini beklerken attığı gol ise hakikaten bu maçın balı kaymağı oldu..

6. hafta geride kalırken namağlup durumdayız ve liderin bir puan gerisindeyiz. Geriye baktığımız zaman iddaa ettiğimiz bir şey var. Takımın potansiyelinin farkında olduğumuz için çoğu maçta yeterince iyi oynayamadığımızı düşünüyoruz. Tam anlamıyla kendimizi sahaya yansıtamadığımız halde ligde bu konumda olmamız bile takımın nasıl bir kalite olduğunun bariz bir göstergesi olsa gerek. Farklı bir yapımız var. Biz bile hala tam anlamıyla çözebilmiş değiliz. Bu galibiyetin psikolojik etkilerini olumlu kullanabilirsek önümüzdeki Kastamonu, Karabük ve Elazığ maçlarını kayıpsız geçip çok daha farklı bir boyutta ligi sürdürebiliriz.

28 Eylül 2012

Zirve Aşkına | 6.Hafta Orduspor - Galatasaray


Bu maça çıkarken atabildiğimiz "Zirve Aşkına" başlığı bir çok şeyi açıklıyor aslında. Ligde 6.hafta oynanacak ve Orduspor, Galatasaray ve Fenerbahçe ile birlikte yenilgisiz yoluna devam ediyor. Puan tablosuna baktığımızda ilk 6'da İstanbul dışından tek takım Orduspor. Federasyonundan, medyasına Türk futbolunun her zerresinde varlığını hissettiren İstanbul hegemonyasının karşısında gösterdiği duruşa, ortaya koyduğu hedeflere, davasına yakışan bir Orduspor. Taraftar sayısıyla büyüklük yarıştıranların dünyasında, yüreği büyük bir Orduspor.. 

Bu tablo bizim için yarınki maçın sonucundan önemli de olsa, yenilmezlik serisinin sürmemesi için hiçbir sebep yok. Ocak ayından beri dış sahada kaybetmeyen bir Galatasaray varsa, Aralık'tan beri mabette bileği bükülmeyen de bir Orduspor var.. 10 kişi kalmış Belediye maçındaki endişe veren oyunun sebebinin kırmızı kartın rakibe direnç, bize rehavet olarak yansıması olduğunu düşünüyorum. Bu maçın atmosferinin çok daha farklı olacağı kesin.. Takımın bu maça diğer maçlardan çok daha farklı bir özgüven ve motivasyonla çıkacağı da malum.  Gerçek potansiyelimizi sahaya yansıttığımız zaman Ordu'da yenemeyeceğimiz takım yok. Tribün ve takım elinden gelenin bir fazlasını sahaya yansıtacak ve bugün sahadan mutlu ayrılan biz olacağız, buna inancımız tam. Haydi YENİLMEZ ORDU'M, İstanbul hegomanyasına bir fiske daha vur!

TRES PUNTOS!

20 Eylül 2012

Ordu'da Güzel Başlangıç... Orduspor 3 - 2 Kayserispor


Eksikliklerimiz olmasına ve bazı şeyleri oturtamamıza rağmen, 4. hafta geride kalırken ligde yenilgi yüzü görmeyen birkaç takımdan biri olmak bizim adımıza oldukça olumlu bir durum. Sahada yaptığımız olumlu işler fazla olduğu için olumsuz durumlar şimdilik can sıkmadı. Her geçen hafta takımın birbiri ile uyumunun artacağını ve eksikliklerin azamiye ineceğini düşündüğümüzde önümüzdeki haftalarda çok daha iyi olacağımızı varsayabiliriz.

Hector Cuper'i artık tanıdığımızı düşünüyoruz ama her seferinde bizi şaşırtmaya devam ediyor. Defansif takıntılarına rağmen Kayserispor maçında sahada oldukça ofansif bir kadro vardı. 4-4-2 görünümlü bir kadroyla sahaya çıktık ama oyun içinde çoğu zaman  4-3-3'e döndük. Maçın başında golü erken bulmamız ve Kayserispor'un 10 kişi kalması ile de maça sol kanatta başlayan Hasan Kabze, Atila'nın bindirmelerinin de verdiği etkiyle çoğu pozisyonda içeri kat etti. Hasan neredeyse bütün pozisyonların içindeydi...

Hector Cuper'li Orduspor'un bildiğimiz bir yönü var. Ordu'da yada deplasmanda olsun maça hızlı başlayıp ilk 25-30 dakikada skor avantajını ele alıp sonrasında oyunu rolantiye alan bir yapımız var. Geçtiğimiz sezon Ordu'da kazandığımız maçları incelediğimizde bu durumu çok daha iyi anlayabiliriz. Kayserispor maçına da aynı anlayışla başladık. Önde baskı yaparak, golü erken bulma arayışıyla maça başladık ve bu sezon diğer önemli kozlarımızdan biri olan bir duran toptan maçın hemen başında golü bulduk. Umbides'in ortasında Şamil topu Barral'a indirdi ve Barral topu ağlara gönderdi. Bu golde Barral kadar Umbides ve Şamil'in de payını olduğunu söyleyebilirim. Umbides durağan oynadığını anlarda bile etkili bir ortayla takımı pozisyona sokabiliyor. Nitekim 4 hafta geride kalırken girdiğimiz pozisyonların çoğunda Umbides'in etkili ortaları pozisyonların başlangıcı. İlk gol için Şamil Cinaz'a da bir iki satır ayırmak lazım. Şamil futbol seyircisinin çok fazla hoşuna giden futbolcu tiplerinden biri değil. Basit ve sade oynamayı seven, fizik ve mücadele gücü yüksek, nerede durması gerektiğini bilen bir futbolcu. Deyim yerindeyse eğer tam da Cuper'in istediği gibi bir futbolcu. Kesici özelliğinin yanı sıra dört hafta geride kalırken yan toplardaki başarısını da belirtmek gerekir. Eskişehirspor maçında bulduğumuz ikinci golde Şamil çok iyi bir kafa vuruşu yapmış, kalecinin güçlükle çıkardığı topu Hasan Kabze boş ağlara göndermişti. Kayserispor maçında da Umbides'in ortasını Barral'a indiren ve golü yaratan isim Şamil'di. Geçtiğimiz sezon Onur ile sezona başlamıştık ama Şamil'in Onur'dan daha iyi olduğunu açık bir şekilde söyleyebiliriz. Süper Ligde ilk defa forma giyen bir futbolcu olduğunu da hesaba katarsak zamanla daha iyi olacağını düşünüyorum.


Erken gelen gol ile biz moral bulurken Kayserispor ise  golün etkisinden çıkamadı. Golün ardından baskımızı sürdürdük. İkinci golü ararken Stancu'nun baskısı Kayserispor defansını hataya zorladı. Hatalar üst üste gelince kaleci Ertuğrul 2-0 geriye düşmek yerine Stancu'yu indirmeyi tercih etti ve kırmızı kart görerek takımını 10 kişi bıraktı. Bu dakikadan sonra Kayserispor'un 10 kişi de kalmasının etkisiyle hücum etkinliğimiz daha rahat gerçekleşti. Atila'nın ileri çıkması sonucu Hasan Kabze içeri kat etti ve Atila'nın güzel ortasına bir o kadar güzel kafa vuruşu yaparak topu ağlara gönderdi. Maç 2-0 olduktan sonra rahat bir şekilde ayağa pas yaparak farkı arttırmamız lazımken bir başka duran toptan bu sefer golü kalemizde biz gördük.

İkinci yarıya ilk yarının sonlarında yediğimiz gole rağmen rahat başladık. Umbides'in getirdiği topta Barral'ın direkten dönen topunu tamamlayan Stancu'nun attığı gol ile farkı ikiye çıkardık ve daha da rahatladık. Bu dakikadan sonra farkı daha fazla açmamız gerekirken yine basit bir gol yiyerek maçın son dakikalarını ufak da olsa stres yaşadık. Çözmemiz gereken sorunlarımızdan biri de bu. Bu gibi durumlarda oyunun mutlak hakimiyken geçtiğimiz sezon da bazı maçlarımızda basit hatalar yaparak rakiplerimizi maça ortak etmiş, çoğu maçı sıkıntılı bitirmiştik. Rakibin bir kişi eksik olduğu, skor olarak da avantajı elinde bulundurduğumuz bir anda çok daha farklı ve güvenli oynamamız gerekirken anlamsız stres yapıyoruz. Önümüzdeki haftalarda bu durumun umarım önüne geçeriz.

Sonuç olarak öncesiyle sonrasıyla Ordu'da çok güzel bir başlangıç yaptık. Maç öncesi takımın karşılanması, oynanan olumlu futbol, takım ve taraftarın bütünleşmesi, yeni futbolcularımızın Ordu'daki ilk maçlarında böyle bir ortamın içinde futbol oynamaları takımı bundan sonraki süreç için çok daha fazla motive edecektir. 4 hafta geride kalırken, 2 galibiyet ve 2 beraberlik ile 8 puan topladık ve bu hafta İ.B.B deplasmanındayız. Umarız 2. hafta Eskişehir'i mağlup ettiğimiz gibi İ.B.B'yi geçeriz.

26 Temmuz 2012

Cuper Yokuşu Dik'tir...

Velden'deki birinci kamp döneminden sonra yine Avusturya'nın Bad BleiBerger şehrinde takımımız çalışmalarını sürdürüyor. Zaman zaman resmi sitemiz aracılığıyla ulaşan fotoğraflar kampın futbolcular adına ne denli zorlu geçtiğini açıkça gösteriyor. Bugün ise Hector Cuper'in gazabına uğramışlar desek yeridir :) Hector Cuper'in kendi adıyla özdeşleşmiş Hector Cuper yokuşu ise resmi sitemizde şöyle izah edilmiş.
Orduspor Teknik Direktörü Hector Cuper, Avusturya’nın Bad Bleiberger kasabasında bulunan dağda oyunculara koşu yaptırdı. Cuper, 300 metrelik ve yüzde 45 eğime sahip dağa çıkış parkurunda oyuncuları hızlı tempolu olarak koşturdu. 7 defa git gelen yapan Ordusporlu oyuncular ter içinde kaldı.
Çalıştırdığı tüm takımlarda futbolcularına yaptırdığı ‘Cuper Yokuşu’ olarak bilinen koşu testinde, oyunculara başarabilme yeteneği kazandırılıyor. 50 ve 300 metrelik iki ayrı parkurda saniyeler ile yarışan oyuncular, 300 metrelik yüzde 45 eğimli parkurda ilk koşuyu 40 saniyede tamamlarken, 7. koşuyu ise 1 dakikada tamamlamayı başardı.

Bir diğer parkur olan 50 metrelik ve yüzde 60 eğimli parkurda ise oyuncular 9 ile 10 saniye arasında koşuyu tamamladı. 3 defa gidiş-geliş yapan oyuncular zorlu parkurları başarı ile tamamlayarak Cuper’in alkışını almayı başardı.
Aynı çalışmayı İnter'in başında olduğu zamanlarda da yaptırmış o zamanlar da basının ilgisini çekmiş bu çalışma...

Son olarak, kamptan çok fazla bilgi alamıyoruz ama şu son iki fotoğraf bir nebze olsun bize kampın nasıl geçtiği ile ilgili bilgi veriyor.

19 Temmuz 2012

Velden Kampında Hector Cuper Disiplini... :)

Fotoğraf Avusturya Velden kampımızdan. İlk bakışta Durugöl'de oynanan 2. amatör maçlarından önce ısınan göbekli amatör futbolcu abilerimizi anımsatıyor ama durum biraz farklı. Hector Cuper bugün takımımız ile Avusturya'da bulunan Medya Sorumlusu, Doktor, Fizyoterapist, Masörler ve malzemecileri de antrenmana dahil etmiş. Takım ruhunu kazanmak için diye de belirtmiş ama asıl sebep fotoğrafta bayağı bir açığa çıkan göbekler olsa gerek... :)

Yerli Transferi ve Kısıtlı Yerli Rotasyonumuz


Genel olarak bakıldığı zaman Süper Lig ekipleri arasında transfer konusunda en olumlu durumda olan takımlardan biriyiz. Yabancı transferini sonlandırdık ve hedefteki isimlerden birkaçı hariç hepsini kadromuza kattık. Kampın ilk günlerinden itibaren tam kadroya yakın bir şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yapılması gereken birkaç rütuş kaldı ve yönetimimiz bu rütuşları alternatif transfer olarak değerlendiriyor. Genel olarak baktığımız zaman Hector Cuper'in kafasında oluşturduğu şablonun kilit parçaları kadromuza dahil edildi ve ilk 11'in %90'ının şuan kampta olan futbolcularımızdan oluşacak olduğunu söyleyebiliriz.

Başkan Nedim Türkmen kadroya alternatif bir yerli sağ kanat alındıktan sonra transferi sonlandıracağımızı söyledi ama kadro yapımıza baktığımız zaman yerli rotasyonumuzun yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Genel anlamda ana iskeleti oluşturduk ama 36 haftanın yükünü aynı futbolcuların üzerine yükleyemeyiz. Lig uzun bir maraton ve sakatlıklar, cezalı olma durumları ve beklenen performansı futbolcudan alamama gibi durumları göz önüne aldığımızda bazı mevkilerimizin alternatif konusunda sıkıntılı olduğunu görebiliyoruz. Kale, defans hattı ve forvet hattımızda herhangi bir sıkıntı yok ama solbek, sağ açık ve sol açık olmak üzere en az üç mevkiye transfer yapmamız gerekiyor. Yapılacak olan transferlerin de alternatif etiketi altında değil direk ilk 11'de oynayacak kalitede isimler olması gerekiyor. Yedek olsun diye futbolcu transfer etmenin çok fazla mantıklı bir durum olduğunu düşünmüyorum keza...

Geçtiğimiz sezonu ele alırsak bu durumu daha iyi açıklayabilirim. Dalmat ve Ribeiro'dan beklentilerimiz çok fazlaydı ama iki futbolcudan beklediğimiz verimi alamamız üzerine sezon boyunca sıkıntı yaşadık. Hakan Özmert, Stancu ve Culio'yu çoğu maçta kanatlarda oynatmak zorunda kaldık. Şuan olumlu beklenti içinde olduğumuz futbolcularda da aynı sorunlarla karşılaşabiliriz. Şuandaki kadroya baktığım zaman sağ ve sol kanatta oynayacak olduğunu düşündüğüm Monje ve Umbides'in alternatifi yok. 4-4-2 oynayacak olan, sisteminde 10 numara tarzı bir futbolcu olmayan bir takımın en önemli hücum gücünün kanatlar olacağını düşündüğümüz zaman bu iki ismin arkasında bekleyen alternatif değil direk ilk 11'de oynayacak iki tane yerli futbolcu öncelikli hedefimiz olmalı. Umbides ve Monje'yi zorlayacak, Süper Ligde direk oynayabilecek kalitede iki yerli futbolcu ile kadromuzu takviye etmezsek bunun sıkıntısını sezon boyunca yaşarız...


Hedefimiz ilk 5 diyebiliyorsak yine kadromuzdaki diğer yetersizlikleri söylemeliyiz. Benim açımdan bir solbek ve hücuma yönelik görev olan bir orta saha oyuncusunun da kadromuzda olması gerektiğini söyleyebilirim. Solbek mevkimizde Selçuk Şahin ve Hüsamettin Tut var. Selçuk geçtiğimiz sezonun 2. yarısında Hector Cuper ile iyi bir ivme yakaladı ama uzun lig maratonunda en az onun düzeyinde bir futbolcunun daha kadromuzda olması gerektiğini düşünüyorum. Hüsamettin bizim içimizden biri. Hepimiz başarılı olmasını istiyoruz. Umarız başarılı da olur ama 2. ligden direk Süper Lige gelip harikalar yaratmasını bekleyemeyiz. Hücuma yönelik orta saha oyuncusu eksikliğine gelecek olursak ; Hector Cuper'in bu sezon takımı 4-4-2 formatında oynatacağını ve klasik 10 numara tarzında bir futbolcunun sistemde yeri olmadığını biliyoruz. Bahsettiğim tarzda elimizde Hakan Özmert ve İrfan Başaran vardı ama bu iki futbolcunun da ayrılmasıyla kreatif, yaratıcı futbolcu eksikliğini ciddi anlamda yaşayabiliriz. Her ne kadar sistemde yeri olmasa da önde olduğumuz karşılaşmalarda topu ayağında tutup oyunu yavaşlatabilecek, geride olduğumuz karşılaşmalarda ise oyuna girip gerekirse maçı kazandırabilecek bir 10 numara her takımın kadrosunda mutlaka olmalı. Sistemde yeri olmasa dahi bu tarz bir futbolcuya yer açılmalı. Ali Çamdalı, Şamil Cinaz, Onur Tuncer, Nizamettin ve Abdülkadir gibi 2 kontenjana 5 futbolcu sayarken bu yönde bir futbolcunun kadroda olmayacak olması bizim adımıza önemli bir handikap olur.

Bu sezonu geçtiğimiz sezondan çok daha iyi bir yerde ligi bitirmek istiyorsak önemsiz gibi görünen ama oldukça önemli nedenlere yol açabilecek bu tarz ince nüansları görmemiz gerekiyor. Bazı mevkilerde sıkıntımız yok hatta gereksiz yığılma var. Yaptığımız bir o kadar olumlu transferden sonra iki tane 1. sınıf, ilk 11'i zorlayacak yerli futbolcu almadan lige başlarsak bir nevi kendi bindiğimiz dalı keseriz.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...