Baştan anlaşalım, yazı, maç yazısından daha çok kişisel bir yazıdır. Okuyup, okumayacağınıza ona göre karar verin diye söylüyorum. Zamanımız kıymetli çünkü...
Ordu'daydım dün. 7 - 8 ay oldu sanırım gelmeyeli. Günü birlik bir çırpıda aile ziyaretlerini gerçekleştirip Samsun'a dönmüştüm. Sabahta tekrar erken uyanıp Ordu'ya gelecektim. Plan bu şekildeydi en azından. İçten içe de 2 gün içerisinde Ordu'ya iki kere git gel yapmak saçma geliyordu. Bu sabah uyandığımda daha doğrusu uyanamadığımda içimde bişeyler gitme dedi. Kafamı yastığa koyup geri uyandığımda ise saat 12'yi gösteriyordu. Hala vakit vardı Ordu'ya gitmek için ama dedim ya içimde birşeyler tutuyordu 2 saatlik yol için beni. Oysa ben yada bizler, imkanlar dahilinde hiçbir zaman yollardan kaçmamıştık Orduspor peşinde. Bu yazıyı okuyan insanlar, çevrelerinde Orduspor uğruna katedilecek yollar öncesnde yada sonrasında "bilader sen delisin" sözüne hiç yabancı değiller değil mi? Olayı Orduspor olarak daraltmayayım hatta, futbol bir deliliktir zaten. Futbolu anlamayan adam, senin bir top uğruna belki arkadaşlarını, belki aileni, hafta sonunu yada hafta içini feda etmene akıl sır erdiremeyecektir zaten. Bugün bir delilik yapamadım ben. Yenilirsek, 2 saatlik dönüş yolunun bitmeyeceğini düşünmekten. Sanki ömrümün geri kalan kısmının o yolda geçeceği düşüncesinden. Çok korktum sonra maç bittiğinde "iyi ki gitmemişim" demekten. Maç anına kadar ise kendimi sorguladım durdum. Ben bu takımın son yıllarda yaşadığı tüm sevinçlerde yerimi almıştım, mutluluklarını paylaşmıştım. Yıllar yıllar sonra bile Samsun'da ve Ankara'da yaşadıklarımızı ballandıra ballandıra anlatabileceğim için şanslı taraftarlardan birisi olarak sayıyorum kendimi. Bunların yanında "en kötü gün bugünse" deriz ya. İyi günlerde vardıkta kötü günlerde yokuz? Gün boyu düşündüm durdum "bende mi iyi gün taraftarıyım acaba?" diye. Çünkü ben, ilk defa küme düşme duygusunu bu kadar içten yaşıyorum. Kaldıramıyorum da özellikle son 3 haftadır maç sonlarını. Her maç bittiğinde kendimi boş boş duvara bakarken buluyorum ki hepimiz yaşıyoruz bunları. Sorun düşmekte değil aslında. 1. Lig'de ilk defa oynamayacağız, gayet iyi bildiğimiz bir lige geri dönüyoruz. Sorun, formamızı, renklerimizi, armamızı terleten ruhsuz futbolcularımız. Yazının şu kısmına geldiğimde dişlerimi sıkıyorum. En iyi söz "ruhsuzlar" çıkabiliyor sadece. Diğer sıfatları yazamıyorum çünkü buraya. Ben her maç o renklerin, rakibi karşısında aciz duruma düşmesine katlanamıyorum. İçim yanıyor benim, içim! Tribündergi'yi takip edenler vardır aranızda. O forumda "chopper" nickli arkadaşımız maç gecesi şöyle bir yazı yazmıştı;
"Tek bir kelimenin bile ortak olmadığı,derdini anlatamadığın,havanın leş
nemin beleş olduğu Çin'de pasaportunu,parasını,cüzdanını,ehliyetini
çaldırmış bir adam olarak diyorum ki; UMUTLARIMIZI ÇALMAYIN!"
Süper Lig'e çıktığımız sezon, normal sezonun bitime 5 - 6 hafta kala blog aracılığıyla tüm futbolcularımıza mektup yazıp otelde kapılarının altından atmıştık. O sezon gerçekten çok mütevazi futbolcularımız vardı takımda. Onlarada çok saydırdığımız zamanlar olmuştu ama o takım kaybettiği zaman dahi mücadele ediyordu. Mektupları yazdığımız zaman karşımızda bir muhattap olduğunu biliyorduk mesela. O kadro, şimdi bugün burada olsaydı, bugünden daha iyi yerlerde olacağımızada adım gibi eminim (Örn: Akhisar Bld.). O sezonun yabancıları bile ADAM gibi ADAM kelimesinin tarifiydi. Kostovski vardı mesela, çoğu maçta "nasıl futbolcu olmuş?" nidalarını yükselttik aramızda. Ama, öyle iyi niyetliydi ki gidişine de çok üzüldük Süper Lig'e çıkınca. Fornezzi'yi tenzih ediyorum, bu sezon hangi yabancı oyuncumuzda Kostovski'nin mücadelesini gördünüz? İşte biz bu ruhsuzlara, mektup yazdık, video hazırladık, izlettirdik, stadyuma isimlerini döşedik, tres puntos'lar yaptık, sokaklara, yol üzerlerine onların diline dahi çevrilmiş pankartlar hazırladık. Futbolcularımızın %80i, yapılan bu çalışmaların hepsine "gülmüş geçmiş." maalesef. Biraz etkilenseydiler çünkü, bugün bunları yazıyor olmazdık. Eşek olsa anlardı, bunlar anlamadı bizi, eyvallah. Bugün bir takım küme düştü, matematik daha düştü demesede. Bugün aslında sadece bir takım küme düşmedi, bugün kendi halince küçük bir şehirde küme düştü. Sizler bizim umudumuzdunuz, şimdi beddualarımızın sahibi oldunuz. Bu şehir 26 yıllık özlemi bitiren futbolcuları unutmadığı gibi, sizleride unutmayacak olup çok çınlatacaktır kulaklarınızı. Bu gece 100 binlerce insanın gözüne sizin yüzünüzden uyku girmeyecekken, sizler kafanızı yastığa koyduğunuzda eğer rahat bir uyku çekebiliyorsanız bu şehirde yediğiniz ekmeklerde haram zıkkım olsun.
Başlığı hatırladınız değil mi?
Siz bu şehrin yüreklerisiniz dedik ya hani sizlere,
"Siz bu şehrin yüreklerini s...lerisiniz."
Biz bugün gittik. Belki hemen tekrar döneceğiz, belki dipsiz kuyulara sürükleneceğiz. Sizler seneye, belki bu ligde belki başka ülkelerde kaldığınız yerden devam edeceksiniz. Ardınızda küçük, mütevazi bir şehrin hayallerini yerle bir etmiş şekilde.
Bizler yine burada olacağız yıllar sonra dahi. Ali Çamdalı, sende kal bizimle.
İyisiyle kötüysüyle, bir hikayenin sonuna geldik.
Bize Eyvallah...
Neydi o söz?
"SEVİNMEK İÇİN SEVMEDİK."







