Hasan Kabze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hasan Kabze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2012

Galibiyeti Unutmak | Orduspor 1:2 Beşiktaş

Fenerbahçe maçıyla başlayan "Tehlikeli Virajlar"da tepetaklak uçuruma yuvarlanıyoruz. Her geçen gün daha kötüye giderek. Geçen senenin kopyası bir sene daha yaşıyoruz. 2 senedir bir noktadan sonra kopuyor takım. Aslında bunun sinyallerini lig başından beri veriyorduk. Her ne kadar yediremesekte takım 14 maçın 8inde 9unda top oynamayarak geldi buralara. Çok mu acımasız oldu ne? Kötü oynayan takımımız biraz kırmızı şansı biraz ligin yeni başlaması çok büyük faktörlede ev sahibi avantajını öyle yada böyle iyi kullanmamız 14 haftada 18 puanı getirdi bize. 3 maç kaldı geriye ve 3 maçta ne yapacağımız muamma. Bu 3 maçta her türlü sonuca açık diyebiliriz.

Maça girilirken Beşiktaş'ta tek konu Fernandes idi. Medya Fernandes ile yattı Fernandes ile kalktı. Maç başladı Fernandes maç bitti Fernandes. Bunun yanında bizim Nizamettin, Garcia yada Barral'ın olmayışından bahseden yok. İlk zamanlar çok alınıyordum böyle durumlara ama alıştık artık. Yancı medya...

Belirteyim stadyumun içerisinde ve soyunma odalarında Fanatik Gazetesinin reklamını görmek içimizi acıtıyor. Unutmayız...

Beşiktaş'ta Fernandes'in olmayışının yanında, bizde de Garcia'ların ve son anda Nizamettin'in yokluğu tüm planları altüst etti diyebilirim. Yedek kulübesinde Barral'ın da olmayışını ekleyelim. Çok farklı bir defans kurgusuyla çıktık maça. Atila-Roversio-Kaş-Ferhat dörtlüsü ilk defa yanyana maça çıkıyorlardı. Bu şartlarda defansta hatalar gayet olağan karşılanabilirdi. Ama yancı medya bundan da bahsetmez. Fernandes'siz Beşiktaş kazandı. Süper Beşiktaş. Nazar değmesin Beşiktaş...

Kendi sahamızda neden rakibe bu kadar top oynama şansı verdik anlayamıyorum. Beşiktaş maç boyunca hep bizim yeralanımız içerisindeydi. Topla daha çok oynayan taraf, üzerimize gelmeye çalışan taraf onlardı. Galatasaray maçında yapmaya çalıştığımızı Beşiktaş'a denedik, rakibi üzerimize çekip kontralar deneyecektik ama tutmadı. Çok ekstra goller yedik.

Golleri yemeden önce öne geçtik ama. Stancu maç seçiyor. Bu maçta oynadığı futbol ona verilen paraya helal olsun dedirtti ama her maç aynı kaliteyi göremiyoruz. Bir futbolcudan tabi ki her maç aynı performansı beklememiz acımasızlık olur ama söylemek istediğimi anlatabildiğimi umuyorum. Stancu için "maç seçiyor" cümlesini kaç kere kullandım bu zamana kadar sayamıyorum bile artık. Hasan Kabze'ye yaptığı asist senenin en güzel asistlerinden biri olabilir. Hasan Kabze ise attığı bu golün yanında daha en yakın da Kasımpaşa maçında kaçırdığı golleri sorgulatıyordu bize.

Beşiktaş'ta doğru olan ne? Bizle kıyaslayacağım. Hilbert, Almeida, Fernandes, Holosko gibi bu ligin üzerinde bir yabancı kontenjanına sahiplerken, bu sene başında takıma dahil ettikleri genç isimlerin çoğu takıma beklenenden daha çok verim sağladılar. Bu da umutsuz geçecek bir seneyi onlar adına "acaba şampiyonluk?" ışığını yaktı. Takımın herşeyi olduğu düşünülen Fernandes olmadan gelince galibiyet bu ışık onlar adına daha bir umutla yanmaya başladı. Bizdeki sorun ise yerlilerimiz. Maç sonrası arkadaşlarımız arasında hep ortak noktamız, vasatın altındaki yerli oyuncularımız. Yabancılarımıza ayak uyduracak yerlilerimiz mevcut değil. Bu takım devre arasında direk ilk 11 oynayacak 4 yada 5 yerli oyuncu dahil etmeli. Yoksa 2. yarıda sıkıntı yaşarız. Sıkıntı yaşarız derken düşmek gibi bir sıkıntı yaşamayız ama Beşiktaş "acaba şampiyonluk?" diye soruyorsa bizde "acaba düşüyor muyuz?" diye sorarız. Ama düşmeyiz. Benim istememle olmayacak biliyorum ama ben bu takımda Şamil'i ben bu takımda Yiğit'i ben bu takımda Ferhat'ı görmek istemiyorum. Uyutmuyor bu takım bizi geceleri, kızgınım. 

Geçen sene Metin Diyadin için yazmadığımız kelime kalmamıştı burada. Bu zamanlarda da göndermiştik zaten. Çünkü Metin Diyadin'in inatı ve takıntıları takıma olumsuz yansıyordu. Şimdi, geçen seneden bir farkımız yokken hangimiz Cuper için olumsuz bir kelime kullanıyor? Ben dün Cuper'i ilk defa bu kadar kızgın gördüm 2. golü yedikten sonra. Biz deyip genellemiyorum, kendi adıma konuşuyorum. Cuper'in bu takım için bişeyler yapmaya çalıştığını ve hala ilk günkü gibi heyecanlı olduğunu anlayabiliyorum yüz ifadelerinden ve hareketlerinden. Cuper'in elinde malzeme olsaydı biz bugün ilk 5'de çok rahat olurduk. Ama takım artık kafasında ilk yarıyı bitirmiş durumda. Kalan 3 maçta ne alsak kar gözüyle, 2. yarıya daha sağlam isimlerle hedefi ilk 10 olarak tutacağız, ligde kalma değil.

Berabere kitlenecek bir maçtı bu maç. İki takımda pozisyona girmekte sıkıntı yaşadı. Beşiktaş bize göre daha çok pozisyon yakalasada, bizim tek pozisyonumuz gol ile sonuçlansada ortada galip gelecek kadar güzel oynayan bir taraf yoktu. Şanssız takımız aslında takımlarında ilk golü atan oyuncular hep bizi buluyor bu sene. İbrahim Toraman'ın bu sezon ki ilk golü, ofsayt tartışmalarıyla 1:1 yaparken skoru, Oğuzhan'ın ceza sahası dışında attığı çok ekstra gol takımına galibiyeti getirdi.

5 Kasım 2012

Kırmızı Şans | Orduspor 2:0 Sivasspor

 
100. Galibiyet Damla kardeşimize. Mekanı tekrardan cennet olsun...
Klasikleşen ve bizleri mutlu eden ev sahibi performansımız,
Eskişehirspor, Kayserispor 'un ardından Ordu'da Sivasspor'un erken sayılabilecek anlarda rakiplerin 10 kişi kalması, kırmızı şansı,
Ve en önemlisi, bir takımda atanında tutanında çok iyi olmasının başarıyı getirmesi,
10. hafta sonunda elde edilen 17 puan.
Sırada keskin virajlı yollar. Fenerbahçe, Trabzon, Bursa vs. vs. vs.

İki takımda bu maç öncesi Süper Lig tarihinde 99 galibiyetle başlayacaktı maça. Yani kazanan taraf bir nevi dalya diyecekti. Biz bu dalyayı Elazığspor maçında yaparız diye düşündük ama olmadı. İki takımında durumuda aynı bu 99 galibiyetteki gibi ortaktı. Son haftalarda oynanan kötü futbolla ve puan kayıplarıyla yaşanan hayal kırıklıklarıyla başlayacaktı maç. Kazanan kötü gidişe dur diyecekken, kaybeden taraf için homurdanmalar bile başlayacaktı.

Ne kadar futbolumuzda bir düşüş dönemine girsekte, biliyoruz ki artık Ordu'da maç kaybetmiyoruz. Müthiş bir güvendir bu. Elazığspor maç yazısında da bahsetmiştim, maçlara 1:0 önde başlıyoruz Cuper yönetiminde Ordu'da. İşte bu performansımızı seneye yayabilirsek Avrupa hayali bile çok uzakta değil. Ama asıl mesele bunu yayabilmekte, bunu başarabiliriz niye olmasın. En başta ki cümleye dönmek istiyorum. Futbolumuzda bir düşüş dönemi, peki sizce oynadığımız maçlarda bu zamana kadar nasıldı takımımız? Ben ne zaman maç yazısını kaleme alsam hep bir eleştiri halindeyim. Dört dörtlük futbol beklemiyorum tamam ama ben beğenmiyorum takımı. Biraz futbol şansıda yanımızda sanki? Ve de ev sahibi olduğumuz maçları bir şekilde kurtarıyor olmamız başarıyı getiriyor.

10 maçta 17 puan almış bir takımı eleştirmek istemem, Gaziantepspor maçı sonrası yazdığım kısa yazıda "felaket tellaliği yapanlar" kısmına ben girmem asla. 

Ama bugünde gayet kötü bir futbol koyduk ortaya. Gole kadar ki süreçte topa hakim olan, oyunu yönlendiren taraf biz olduk. Sağ tarafı Umbides ile koridora çevirdik, pire gibi maşallah Umbides. Ama yaptığı ortalar Sabri Sarıoğlu'nu anımsattı bana. Herşeyi güzel, mücadele tamam, hız tamam ama bakmadan içeriye kestiği ortalar hep rakipte kaldı. Oyun stilimiz değişti mesela son zamanlarda. Yerden ısrarla paslaşan top yapan takım gitti, defanstan rastgele doldur boşaltlarla pozisyon arayan bir Orduspor geldi. Cuper takıma hem yerden, hem havadan top oynamayı aşılıyor olabilir. Yada tamamen takıma yüksekten oynayın talimatını vermiş olabilir ama bizim görebildiğimiz kadarıyla beceremiyoruz bu işi. Şu an ki Şamil-Nizametin-Hasan Kabze bunu yapabilecek oyuncular değiller. Hasan Kabze bugün nerede oynadı mesela anlayamadım. Sol kanat hiç işlemedi diyebilirim. Ceza sahasına yaptığımız saçma sapan ortaları rakip savuşturuyor ve savuşturdukları yerde tek bir Ordusporlu oyuncu topu karşılamıyordu, özellikle sol kanadımıza düşen toplarda. Bu durumda rakibin hızlı çıkmasına, pozisyon yakalamasına daha da cesaretlenmesine neden oluyordu. Ortalama %60larda topla oynayan Orduspor, gole kadar ki 7 - 8 dakikada tüm ipleri rakibe kaptırmıştı. Her ne kadar 15. dakikada bir topumuzu rakip çizgiden çıkarsada Sivasspor bize oranla daha çok net pozisyona girmişti.

Sonra herşey değişti. Maçın kader dakikası 43'dü. Tam devre bitsin gol yemeden rakibin hızı kesilsin diye düşünürken, bir penaltı bir kırmızı bir gol. Stancu ve 1:0. Bu dakikadan sonra maçın gidişatıda kısmen belli olmuştu. Bizim kafamızdaki soru işaretleri, 10 kişi kalan rakiplere karşı daha kötü top oynamaya başlamamızdı. Herşeyin illa ki olumsuzunu düşüneceğiz ya. 2. yarıyla birlikte Hasan Kabze'yle skoru 2:0'a getirip rahatladık. İşte maç bu golle birlikte bitmişti. 3. golü aramadan sakin bir şekilde oyunu ortada tutup bitirme gayretine girdik. Yazının en başında bahsettiğim atanlar-tutanlar kısmındayım.Takımın atanları iyiydi. Stancu yavaş yavaş ritm tutuyor, Hasan Kabze'nin top ayağına oturursa kaçırmıyor ama Barral'da da bir form düşüklüğü var. Tutan kısmında Fornezzi'ye her hafta daha çok hayran kalıyoruz. Bugün çıkardığı %100'lük 4 top bize 3 puanı getirdi. Lakin Şamil'in bulunduğu bir orta sahaya güvenmediğimi belirtmek istiyorum. Defansif anlamda bir yere kadar tamam ama toplu oyunda Şamil'in çok çok daha etkin olması lazım.

İyi geceler.

29 Eylül 2012

Namağlup... Orduspor 2 - 0 Galatasaray

Ocak ayından beri dış sahada kaybetmeyen bir Galatasaray varsa, Aralık'tan beri mabette bileği bükülmeyen de bir Orduspor var..  Bu maçın atmosferinin çok daha farklı olacağı kesin.. Takımın bu maça diğer maçlardan çok daha farklı bir özgüven ve motivasyonla çıkacağı da malum. Gerçek potansiyelimizi sahaya yansıttığımız zaman Ordu'da yenemeyeceğimiz takım yok. Tribün ve takım elinden gelenin bir fazlasını sahaya yansıtacak ve bugün sahadan mutlu ayrılan biz olacağız, buna inancımız tam.
 

Maç yazısında çok fazla teknik ayrıntıya girmedik çünkü teknik ve taktik olarak Cuper'in Galatasaray'a karşı farklı bir formatta sahaya çıkacağını düşünmüyorduk. Nitekim kendi futbol doğrularımızla çıktık sahaya. Maç yazısında ve giriş kısmında belirttiğim gibi rakibimizin gücünün farkında olarak elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık. En iyisini yapamasak da sahaya yansıttığımız performans maçı kazanmamıza yetti.

 Maça Galatasaray'a karşı özel bir sistemle başlamadık. Son haftalardaki bireysel performansların karşılığı olan ideal 11'imiz ile sahadaydık. Son maçları yakından takip etmeyenler ve kadro yapımızı bilmeyenler için Stancu-Barral tercihi belki şaşırtıcı gelmiş olabilir ama Cuper kendine göre doğru olanı seçti ve tercihi o yönde kullandı. Klasik önde baskıyla başladık. Çemişgezekspor ile de oynasak oyun anlayışımız belli aslında. İlk yarım saatte golü bulana kadar önde oynayan, rakibini boğan hataya zorlayan bir Orduspor, sonrasında ise bulduğu golün de avantajıyla oyunu geride kabullenip rakibini kendine çekerek kontra ataktan gol bulmak için pusuda bekleyen bir Orduspor. Dün akşam bu yönümüzü sahaya dört dörtlük yansıttık. Golü erken bulduk ama golün sonrasında da bir süre önde oynamaya devam edip sonrasında oyunu geride kabullenmeye başladık. İlk 15 dakika rakibin Selçuk İnan ve Melo gibi ligimizin üstünde iki önliberoya sahipken onları uzun topla çıkmaya mahkum etmemiz önde oynadığımız oyunun meyvesini nasıl verdiğinin en bariz göstergesi bence. Her maçımızda hayalini kurduğum bir durum da yok değil.. Galatasaray'a karşı ve diğer takımlara karşı oynadığımız maçın ilk 25-30 dakikalık kısmını neden 90 dakikaya yaymaya çalışmadığımızı merak ediyorum mesela. Aşırı efor sarfediyor takım o bölümde farkındayım ama maçların ilk periyodundaki anlayışı 90 dakikaya yayabilen bir Orduspor hayali hakikaten çok güzel..

Maça iyi başlayıp erken bulduğumuz golün de etkisiyle oyunu kendi yarı alanımızda daha erken kabullendik. Dün sahaya bazı yönlerimizi çok iyi yansıttık ama bazı açılardan çok çok iyiydik demek yanlış olur. Spor programlarının çoğunda göklere çıkarılıyoruz, övülüyoruz ama görmezden gelmememiz gereken şeyler de oldu. Galatasaray gibi bir takıma pozisyon vermek çok normal ama genel olarak yapmamız gereken hatalar yaptık ve Galatasaray'a pozisyonlar verdik. Son vuruşlarda Burak'ın beceriksiz olmasından dolayı bu maçta şansın bizim yanımızda olduğunu söyleyebiliriz. Çoğu maçta oyunu kendi yarı alanımızda kabullenip rakibin açıklarını kolladık ama bireysel hatalar sebebiyle bu kadar pozisyon verdiğimiz bir maç da olmadı. Galatasaray'a geniş alan bırakmadığımız için Galatasaray; Umut, Elmander ve Burak ile bulduğu klasik pozisyonlarını bulamadı. Defansda 11 kişi topun arkasında önde, ortada ve geride çizgi halinde çektiğimiz setler çoğu pozisyonda Galatasaray'ı uzun top oynamaya etti. Uzun topları da Agus ve İbrahim Kaş'ın çok iyi bir şekilde karşıladığını söyleyebiliriz. Oyunu iyice geride kabullenip geriye çekildiğimiz bir anda sadece 4 pasla 7 saniye gibi bir sürede Galatasaray kalesine gidip Stancu ile bulduğumuz gol de maçın belkide Hasan Kabze'nin rövaşatasından da güzel tarafıydı. Sonuç olarak kendi doğrularımızla, kendi doğrularımızı tam olarak sahaya yansıtamamıza rağmen güzel ve özel bir galibiyet aldığımızı söyleyebiliriz.

Barral'ın neden oynamadığı konusundan da bahsedecek olursak, son haftalara baktığımızda bu hafta kadro olarak kimin kesileceği merak zaten konusuydu. Monje'nin yokluğunda başarılı olmuş Hasan Kabze, Barral, Stancu üçgeni İstanbul Belediye maçında sekteye uğrayınca maçın son anlarında Cuper Monje'ye şans vermiş, Monje de Stancu'ya alda at dediği golde yaptığı asist ile Galatasaray maçı için hazır olduğunun sinyalini vermişti. Hasan sol açıkta Monje'nin yokluğunda iyi maçlar çıkardı ama Galatasaray maçında Monje'nin solda oynaması zorunluluktan öte şarttı. Son maçlarda iyi oynayan Garcia-Umbides ikilisini, Fornezzi'yi, Agus'u da kesemeyeceğine göre Cuper'in yabancı sıkıntısını ön tarafta halletmesi gerekiyordu. Ya Stancu, yada Barral'a kulübe yolu görünecekti. Cuper bu ikili arasından Stancu'yu tercih etti ve ön tarafta Stancu - Hasan Kabze ikilisi ile maça başladık. Barral, Stancu'ya göre rakip defansı çok daha fazla yıpratan ve tehdit unsuru oluşturan bir futbolcu olmasına rağmen Stancu'nun forma giydiği son iki haftadaki performansından dolayı Cuper'in adil bir seçim yaptığını çok açık söyleyebiliriz. Nitekim her maçın ilk yarım saatinde uyguladığımız yoğun presin de bir getirisi olarak Stancu'nun ilk yarım saatte görevini çok iyi yerine getirdiğini söyleyebiliriz. Oyundan düştüğü dakikalarda bizler Barral'ın girmesini beklerken attığı gol ise hakikaten bu maçın balı kaymağı oldu..

6. hafta geride kalırken namağlup durumdayız ve liderin bir puan gerisindeyiz. Geriye baktığımız zaman iddaa ettiğimiz bir şey var. Takımın potansiyelinin farkında olduğumuz için çoğu maçta yeterince iyi oynayamadığımızı düşünüyoruz. Tam anlamıyla kendimizi sahaya yansıtamadığımız halde ligde bu konumda olmamız bile takımın nasıl bir kalite olduğunun bariz bir göstergesi olsa gerek. Farklı bir yapımız var. Biz bile hala tam anlamıyla çözebilmiş değiliz. Bu galibiyetin psikolojik etkilerini olumlu kullanabilirsek önümüzdeki Kastamonu, Karabük ve Elazığ maçlarını kayıpsız geçip çok daha farklı bir boyutta ligi sürdürebiliriz.

20 Eylül 2012

Ordu'da Güzel Başlangıç... Orduspor 3 - 2 Kayserispor


Eksikliklerimiz olmasına ve bazı şeyleri oturtamamıza rağmen, 4. hafta geride kalırken ligde yenilgi yüzü görmeyen birkaç takımdan biri olmak bizim adımıza oldukça olumlu bir durum. Sahada yaptığımız olumlu işler fazla olduğu için olumsuz durumlar şimdilik can sıkmadı. Her geçen hafta takımın birbiri ile uyumunun artacağını ve eksikliklerin azamiye ineceğini düşündüğümüzde önümüzdeki haftalarda çok daha iyi olacağımızı varsayabiliriz.

Hector Cuper'i artık tanıdığımızı düşünüyoruz ama her seferinde bizi şaşırtmaya devam ediyor. Defansif takıntılarına rağmen Kayserispor maçında sahada oldukça ofansif bir kadro vardı. 4-4-2 görünümlü bir kadroyla sahaya çıktık ama oyun içinde çoğu zaman  4-3-3'e döndük. Maçın başında golü erken bulmamız ve Kayserispor'un 10 kişi kalması ile de maça sol kanatta başlayan Hasan Kabze, Atila'nın bindirmelerinin de verdiği etkiyle çoğu pozisyonda içeri kat etti. Hasan neredeyse bütün pozisyonların içindeydi...

Hector Cuper'li Orduspor'un bildiğimiz bir yönü var. Ordu'da yada deplasmanda olsun maça hızlı başlayıp ilk 25-30 dakikada skor avantajını ele alıp sonrasında oyunu rolantiye alan bir yapımız var. Geçtiğimiz sezon Ordu'da kazandığımız maçları incelediğimizde bu durumu çok daha iyi anlayabiliriz. Kayserispor maçına da aynı anlayışla başladık. Önde baskı yaparak, golü erken bulma arayışıyla maça başladık ve bu sezon diğer önemli kozlarımızdan biri olan bir duran toptan maçın hemen başında golü bulduk. Umbides'in ortasında Şamil topu Barral'a indirdi ve Barral topu ağlara gönderdi. Bu golde Barral kadar Umbides ve Şamil'in de payını olduğunu söyleyebilirim. Umbides durağan oynadığını anlarda bile etkili bir ortayla takımı pozisyona sokabiliyor. Nitekim 4 hafta geride kalırken girdiğimiz pozisyonların çoğunda Umbides'in etkili ortaları pozisyonların başlangıcı. İlk gol için Şamil Cinaz'a da bir iki satır ayırmak lazım. Şamil futbol seyircisinin çok fazla hoşuna giden futbolcu tiplerinden biri değil. Basit ve sade oynamayı seven, fizik ve mücadele gücü yüksek, nerede durması gerektiğini bilen bir futbolcu. Deyim yerindeyse eğer tam da Cuper'in istediği gibi bir futbolcu. Kesici özelliğinin yanı sıra dört hafta geride kalırken yan toplardaki başarısını da belirtmek gerekir. Eskişehirspor maçında bulduğumuz ikinci golde Şamil çok iyi bir kafa vuruşu yapmış, kalecinin güçlükle çıkardığı topu Hasan Kabze boş ağlara göndermişti. Kayserispor maçında da Umbides'in ortasını Barral'a indiren ve golü yaratan isim Şamil'di. Geçtiğimiz sezon Onur ile sezona başlamıştık ama Şamil'in Onur'dan daha iyi olduğunu açık bir şekilde söyleyebiliriz. Süper Ligde ilk defa forma giyen bir futbolcu olduğunu da hesaba katarsak zamanla daha iyi olacağını düşünüyorum.


Erken gelen gol ile biz moral bulurken Kayserispor ise  golün etkisinden çıkamadı. Golün ardından baskımızı sürdürdük. İkinci golü ararken Stancu'nun baskısı Kayserispor defansını hataya zorladı. Hatalar üst üste gelince kaleci Ertuğrul 2-0 geriye düşmek yerine Stancu'yu indirmeyi tercih etti ve kırmızı kart görerek takımını 10 kişi bıraktı. Bu dakikadan sonra Kayserispor'un 10 kişi de kalmasının etkisiyle hücum etkinliğimiz daha rahat gerçekleşti. Atila'nın ileri çıkması sonucu Hasan Kabze içeri kat etti ve Atila'nın güzel ortasına bir o kadar güzel kafa vuruşu yaparak topu ağlara gönderdi. Maç 2-0 olduktan sonra rahat bir şekilde ayağa pas yaparak farkı arttırmamız lazımken bir başka duran toptan bu sefer golü kalemizde biz gördük.

İkinci yarıya ilk yarının sonlarında yediğimiz gole rağmen rahat başladık. Umbides'in getirdiği topta Barral'ın direkten dönen topunu tamamlayan Stancu'nun attığı gol ile farkı ikiye çıkardık ve daha da rahatladık. Bu dakikadan sonra farkı daha fazla açmamız gerekirken yine basit bir gol yiyerek maçın son dakikalarını ufak da olsa stres yaşadık. Çözmemiz gereken sorunlarımızdan biri de bu. Bu gibi durumlarda oyunun mutlak hakimiyken geçtiğimiz sezon da bazı maçlarımızda basit hatalar yaparak rakiplerimizi maça ortak etmiş, çoğu maçı sıkıntılı bitirmiştik. Rakibin bir kişi eksik olduğu, skor olarak da avantajı elinde bulundurduğumuz bir anda çok daha farklı ve güvenli oynamamız gerekirken anlamsız stres yapıyoruz. Önümüzdeki haftalarda bu durumun umarım önüne geçeriz.

Sonuç olarak öncesiyle sonrasıyla Ordu'da çok güzel bir başlangıç yaptık. Maç öncesi takımın karşılanması, oynanan olumlu futbol, takım ve taraftarın bütünleşmesi, yeni futbolcularımızın Ordu'daki ilk maçlarında böyle bir ortamın içinde futbol oynamaları takımı bundan sonraki süreç için çok daha fazla motive edecektir. 4 hafta geride kalırken, 2 galibiyet ve 2 beraberlik ile 8 puan topladık ve bu hafta İ.B.B deplasmanındayız. Umarız 2. hafta Eskişehir'i mağlup ettiğimiz gibi İ.B.B'yi geçeriz.

20 Şubat 2012

Kötü Haber: Hasan Kabze 3 Hafta Yok...

Sorunsuz gidilen bir zaman sürecinden sonra önce Gaziantepspor mağlubiyeti ardından Hasan Kabze'nin sakatlığı bizim adımıza hiçde iyi olmadı. Gaziantepspor maçını kaybettik belki ama benim açımdan Hasan Kabze'nin sakatlığı kaybedilen 3 puandan çok daha kötü oldu. Bugün çekilen MR neticesinde yırtık tespit edilmiş ve tahmini olarak üç hafta forma giyemeyecek Hasan Kabze. Fornezzi'nin yaşadığı sakatlığın aynısı. Süre uzayabilir ama daha erken olur mu onu bilmiyorum.

Kısa sürede takıma yaptığı katkı ortada. Onun eksikliğini kendi içimizde nasıl gidereceğiz bilmiyorum ama en azından hamle şansımız var. Diğer forvetlerimizin hiçbiri tam anlamıyla Hasan Kabze'nin özelliklerinde değil. Hasan hücumdaki diğer arkadaşlarına boş alan yaratırken, kalıbına rağmen dikine oynayabilmesi, asistleri ile ön tarafta bizi çok rahatlatmıştı. Cuper aynı sistemi farklı oyuncularla sürdürebilir. Yani Bruno, Stancu ve Fatih Tekke üçlüsünden ikisini yan yana deneyebilir. Yada tekrardan Hasan Kabze gelmeden önce denediği 4-2-3-1'e geri dönebilir. Bu sisteme geri dönmemiz durumundada tek forvetli sisteme geri döneriz ve Hakan Özmert'e tekrardan ilk 11 şansı doğar. Her iki sistemde mantıklı ama 4-4-2'nin etkisini son oynadığımız maçlarda bir hayli gördük ve meyvelerini topladık. O yüzden Cuper'in Hasan Kabze'nin yerine öncelikle Bruno yada Fatih Tekke'yi deneyeceğini düşünüyorum. Düşüncesi umduğu gibi sonuçlanmazsa diğer ihtimalde kötü değil.

Fikstürün bizima adımıza zorlaştığı haftalarda bu sakatlık gerçekten hiç iyi olmadı. Resmi site 3 hafta diye not geçmiş. Umarız dedikleri gibi olur. Sağlık ekibimiz seferber olur ve Hasan Kabze'yi en kısa zamanda takıma kazandırırlar.

12 Şubat 2012

Gece, Gündüz | Orduspor 3 - 2 Antalyaspor

İki devre ve gece gündüz gibi birbirine zıt bir görüntü sergileyen iki ayrı Orduspor. Öncelikle maç bizim adımıza zor mu geçti yoksa kolay mı oldu bişey diyemiyorum. İlk yarısını 3-0 önde bitirdiğimiz bir maçı ikinci yarıda iki gol yiyerek sıkıntıya sokmamız gerçekten enterasan. İki takımında ahım şahım futbol oynadığını söyleyemeyiz. Çok kötü bir Antalyaspor vardı karşımızda. Kötü Antalyaspor'a nazaran ayakları yere basan Orduspor ilk yarıya üç gol sığdırdı. Javito'nun kaçırdıklarını dahil edersek ilk yarısı 4-5 olabilecek bir ilk yarı izledik ama bu sonucun bu şekilde olmasında en az bizim kadar Antalyaspor'un da katkısı oldu. Kötü defans anlayışı, kaleci Ömer ile savunma elemanlarının uyumsuzluğu, adam paylaşımı gibi basit hatalar yaparak üç golü kolay bir şekilde bulmamıza yardımcı oldular.

Böyle bir ilk yarıyı izlemişken normal şartlarda bu maçın ikinci yarısının bizim hakimiyetimizde, bizim keyfimize göre geçmesi gerekirdi. Ayağa paslarla rakibin umudunu tamamen kırıp maçı bitsede gitsek havasına sokmamız gerekirdi ama öyle olmadı. Topun kontrolünü tamamen Antalyaspor'a verdik. Onlar oynadı ve birşeyler yapmaya çalıştılar ikinci yarı. 70. dakikaya kadar etkili denebilecek bir atakları yoktu ama 60'lı dakikalarda sen 3-0 öndeyken kendi sahanda rakibin senden 200 fazla ayağa pas yaptıysa bu işte bir saçmalık var demektir. Nitekim o saçmalık bizden kaynaklanıyor. Her maç günah keçisi gibi ikisine yükleniyorum ama Ali ve Onur'un topla etkisiz futbolu bizim böyle bir profil içerisine girmemize neden oluyor. Culio ortada oynarken bu kadar sorun olmuyordu ama onunda çizgide oynamaya başlamasıyla bu düzendeki tek sorunumuz oyuna hakim olamamamız. Culio ve Javito topu iyi taşıyor, Hasan Kabze ön tarafta etkili oluyor, gol atıyor. Stancu oyunun içinde görünmese de gollerine devam ediyor ama orta alanda pas alışverişini yapacak futbolcumuz olmadığı için ipleri rakibe veriyoruz. Bunun sıkıntısını Bursaspor maçındada yaşadık, bugünde yaşadık. Javito'nun ve Culio'nun kişisel becerileriyle getirdiği toplara Hasan Kabze ve Stancu son vuruşu yaparak golü kazandırdı takıma. Bu atakların ikiside kenardan geldi. Maç boyuncada ataklarımız zaten hep Culio'nun ve Javito'nun getirdiği toplarla oldu. Orta alanda pas alışverişini sağlaması gereken iki futbolcumuz etkisiz kalınca ikinci yarı neredeyse tamamen Antalyaspor'un kontrolü altında geçti. Nitekim topun sürekli onlarda olması bizi hataya sürükledi ve sahanın en kısa boylu futbolcusu Jaba'nın vuruşunda top ağlarımıza gitti. Bu dakikadan sonrada maç Antalyaspor'un kontrolü altında geçti. Birkaç pozisyon daha buldular ama onları umutlandıracak gol çok geç geldi. Maç yazısında bahsettiğim, ilk maçtada oyuna girdikten sonra çok iyi oynayan Emrah Başsan oyuna girdi ve 90. dakikada çok güzel bir frikik golü attı. O gol biraz daha erken gelseydi ciddi sıkıntılar yaşayabilirdik ama neyseki son dakikada farkı 1'e indirdi Antalyaspor.

Bugünkü senaryonun aynısını Karabükspor maçındada yaşamıştık. Maçtan sonra Hector Cuper durumun farkında olduğunu ve çok sinirlendiğinden bahsetti. Bundan sonrası için bu durumun üzerine düşeceğini söyledi. Kadro beklediğimiz şekildeydi ama birkaç değişiklik vardı. Fornezzi'nin sakatlığı geçmişti ve bu hafta takımla birlikte çalışmıştı. Fakat bugün 18'e alınmadı. Sanırım sakatlığının tekrarlamaması için sakatlığın tamamen geçmesi bekleniyor. Diğer bir değişiklik ise tandemde oldu. İkinci yarının ilk maçlarında Garcia stoperde oynamış ve çok iyi maçlar çıkarmıştı. Fakat ikinci yarıda aldığımız tek mağlubiyet olan Samsunspor maçından sonra Cuper onu tandemde oynatmamıştı bugüne kadar. 2 haftadır iyi bir performans sergileyen Ömer Kulga'yı kulübeye çekti ve Garcia'ya tekrar defansın ortasında görev verdi. Garcia'da Yalçın'da yediğimiz ilk gol haricinde çok iyi bir performans sergiledi. Göze batan diğer futbolcularımız ise Javito, Abdurrahman ve Hasan Kabze'ydi. Javito çok iyi bir maç çıkardı ama net gol pozisyonlarından yararlanamadı. Son vuruşlarda biraz daha dikkatli olsaydı bugünkü güzel futbolunu golle süsleyebilirdi. Abdurrahman Javito'nun arkasında son derece iyiydi. Zaman zaman hücumada katkı sağladı. Hasan Kabze ile ilgili ise konuşulabilecek çok şey var. İbrahimoviç'i alsaydık onun sağladığı etkiyi sağlamazdı belkide. Çok güzel bir gol attı. Zaman zaman geriye kadar gelip top aldı. Neredeyse her pozisyonun içinde vardı. Stancu'da gol atıyor ama attığı gol haricinde oyunun içinde hiç göremezsiniz onu. Fakat Hasan öyle değil. Deyim yerindeyse futbol oynamak için çıkıyor sahaya. Ne diyelim, inşallah nazar değmez.

Kazanmamız gereken bir maçtı ve kazandık. 35 puana yükseldik ve 9. sıradaki yerimizi aldık. Antalyaspor maçıyla birlikte ilk yarıdaki zinciri olumlu bir şekilde kırdık. Sıra Gaziantep'de...

2 Şubat 2012

Hasan Kabze'nin Gelişiyle Stancu...

Sezon başından beri Stancu içimize dert olmuştu resmen. Metin Diyadin döneminde önce sol kanatta oynadı. Sonrasında belirsiz bir mevkide oynadı. 3-4 maç Stancu'nun saha içinceki misyonu nedir, amacı nedir, hangi bölgede oynuyo çözemedik. Bir bildiği vardır dedik Metin Diyadin'in. Fatih Tekke'nin sakatlığından sonra sezon başından beri yırtındığımız şey gerçekleşti ve Stancu forvet oynamaya başladı. Fakat yine bir eksiklik vardı...

Bizim düşüncelerimizin aksine Stancu'nun merkezi bir forvet olmadığı ortaya çıktı. Çözdük sanırım dedik olayı. Kanı belliydi artık. Bu adam forvet ama tek forvetli sistemin forveti asla olamaz... Bildiğimiz birşeydi aslında ama yinede Stancu'nun forvet oynaması gerektiğini savunduk. Çoğu maçta illallah ettirdi bize ama oyun içindeki etkisizliğine rağmen 8 golle takımın en çok gol atan ismi Stancu. İlginç bir istatistik gerçekten. Çünkü şahsen ve genel olarak Stancu'nun performansından memnun değiliz.

Gelelim asıl konuya. Hasan Kabze'nin gelişinden sonra Stancu'yu değerlendirmek gerekirse son 2 maçta yine oyun içinde görünmedi ama birden bire çıkıp golünü attı. Hasan Kabze şuandaki izlenimize göre kesinlikle komplike bir forvet. Sırtı dönük top alıyor, havadan top indiriyor, birebirde zaman zaman etkili olabiliyor ve gole çok yakın. Onun ön taraftaki hareketliliği ve pozitif futbolu ise Stancu'ya gol olarak dönüş yapıyor. Maç yazısında da belirttiğim gibi Hasan Kabze'nin gelişinden dolayı en çok mutlu olan kişinin kesinlikle Stancu olduğunu düşünüyorum. Hasan Kabze son iki maçta ortaya koyduğu performans ile bence bu takımın birinci forveti oldu. 2 maçta oyunun içindeki etkisi, yaptığı 2 asist ve Ankaragücü maçındaki golü onun buna layık olmasına yettide arttı bence. Stancu gol atmaya devam ediyor ama kulübedeki Bruno faktörü de onu bir nebze olsun kamçılayacaktır. Ligin ilk yarısında doğru düzgün forvetimiz yokken şimdi hangisinin oynayacağı konusuda kafa yormamız güzel bir olay. Fatih Tekke'nin de iyileşmesiyle ön tarafta çok daha alternatifli bir takım olacağız. Belki Fatih'e karşı biraz soğukuz ama Hasan Kabze ile yan yana oynadığında gerçekten o da çok etkili olabilir.

Sonuç olarak Hasan Kabze ve Stancu'nun çok iyi bir ikili olduğunu söyleyebiliriz. Bruno Ankaragücü maçında son 25 dakika forma giydi ama ikinci yarı tamamen oyunu tutmaya yönelik oynadığımız için çok fazla topla buluşamadı. Zamanla o da bu takımda yer alacak. Çünkü Cuper Bruno'nun potansiyelinin farkında ve her antrenmanda özel olarak ilgileniyor Bruno ile. Aynı dili konuşmaları ise ikisinin arasındaki iletişim ve Bruno için çok güzel bir fırsat...

Özlenen Tablo | Orduspor 2 - 0 Ankaragücü


Kazanılan 3 puan, oynanan futbol, ligin ikinci yarısına çok iyi başlamamızı bir tarafa koyorsak beni en çok mutlu eden şey tribün ve şehir olarak gerçek kimliğimize bürünmüş olmamız. Bu takım 3. ligde 12-13 bin kişilere oynarken, en kötü zamanlarında bile 19 Eylül tıklım tıklımken Süper Lige çıktıktan sonra yönetim ve taraftar arasındaki iletişim sorunları, şike olayları, bütün maçların tv'den yayınlanması derken alışık olmadığımız bir tablo ile karşı karşıyaydık sezon başından beri. Fakat ikinci yarının başlamasıyla beraber özlediğimiz tabloya, gerçek ruhumuza dönüş yaptık. Dünkü hava şartlarına rağmen 19 Eylül'ü o şekilde görmek gerçekten insana ayrı bir mutluluk veriyor. Hele hele Orduspor'a karşı bazı güçler tarafından alenen saldırıların olduğu bu günlerde bu bilinci tribünlerde görmek, bu takımın sahipsiz olmadığını tüm Türkiye'ye ve bizi düşman belleyenlere göstermek çok önemliydi. Her zaman dedik. Biz koyun gibi güdülen Anadolu takımlarından olmadık, olmayacağız. Yapılan saldırılara, iftiralara inat duruşumuz budur!

Maç normal hava koşullarında oynansaydı çok daha zevkli br mücadele izleyebilirdik ama dün akşamki şartlarda 3 puan aldığımız için gerçekten sevinmeliyiz. Futbol oynamaya çok elverişli şartlar yoktu ve rakip genç arkadaşlardan oluşuyordu. Ama onlar artık düşmeme değil, onur mücadelesi veriyorlar. Bu mücadeleleri şimdiden tüm Türkiye tarafından sahiplendi. Bu tarz durumlarda en suçsuz olan taraftardır. Ankaragücü'nü bu hale getiren yönetim tercihleridir ama bu zamanda sahip çıkması gereken malesef taraftardır. Bu seneden geçti ama doğru kişileri başa getirip gelecek yıl çok daha güçlü bir şekilde geri dönebilirler. Bunu Bursa yaptı ve sonrasında başarılı bir planlama ile yolları şampiyonluğa kadar gitti. Taraftar bıkmadan usanmadan kan emicilere karşı takımına sahip çıkmalı.


Eskişehir maçıyla aynı formatta çıktık sahaya. Cezalı futbolcular yerine oynaması gereken isimlerin dışında oynayan sadece bir isim vardı. Ömer Kulga kupa maçında forma giydikten sonra dünkü karşılaşmadada 90 dakika hatasız bir şekilde oynadı. Sedat'ın sakatlığından dolayı uzun bir süre Garcia forma giydi stoperde ama Sedat bu hafta kart cezalısı olunca piyango Ömer'e vurdu. Biz yine Garcia'yı oynatır diye düşünürken Ömer'i kadroda görmemiz biraz şaşırttı bizi. Ömer Kulga'yı sezon başında Kayserispor yeni Serdar Kesimal niyetine transfer etmişti ama Ömer orada şans bulamadı. Devre arasında bize gelirlen yurt dışı scout'umuzun referansı üzerine gelmişti. Görünen o ki Ömer biraz üstünde durulursa bu ligde çok rahat oynayıp kendini çok daha fazla geliştirebilecek bir futbolcu. Bu kritik zamanlarda risk almaya değer mi bilmiyorum ama Cuper Ömer'in dünkü performansının mükafatını verir ve rotasyonda çok daha fazla süre alır diye düşünüyorum. Javito ve Hasan Kabze'nin takımın çehresini değiştirdiği gerçeğini her defasında dile getirmek istemiyorum ama ikiside gerçekten çok şey kattı bize. Özellikle Hasan Kabze'nin gelişinden dolayı en çok sevinen kişi kesinlikle Stancu'dur. 2 haftadır Hasan Kabze'nin de katkılarıyla gollerine devam ediyor. Oyunun içinde çok fazla görünmüyor belki ama çıkıp bir şekilde golünü atıyor.


Ön taraftaki sıkıntılarımız artık asgari seviyede diyebiliriz. Sağ tarafta Javito oldukça üretken. Sol çizgide Culio'nun oynamaya başlamasıda bizim adımıza olumlu. Ankaragücü maçında pek iyi oynayamadı ama neredeyse her pozisyonda Mehmet Çoğum'u geçip orta yapma fırsatı yakaladı. Zeminden dolayı etkili olamadığını düşünüyorum. Culio'nun çizgide oynamaya devam etmesinin benim adıma bir sıkıntısı yok. Çünkü çift forvete döndüğümüz için kenardan gelen toplarda eskisinden çok daha etkili oluyoruz. Ön tarafta oyun içinde sıkıntı yaşamazken rotasyon bakımından da gerçekten aştık diyebiliriz. İlk devre oyuna stoper sokarken şimdi Hakan Özmert, Dalmat, Bruno gibi futbolcularla deyim yerindeyse rotasyon zenginliği yaşıyoruz. Bu 3 futbolcuda Süper Ligin çoğu takımında direk oynayabilecek futbolcular. Cuper'in rotasyonu şimdiye kadar oldukça iyi idare ettiği ise ap açık ortada. Gerideki rotasyon ise ikinci devrede 7 hafta geride kalırken sadece Samsun maçında patlak verdi. Ama diğer maçlarda gayet iyiydik. Yalçın tandemin değişmez ismi. Yanında Cuper'in tercihlerine göre Garcia, Sedat ve Ömer Kulga oynadıkları maçlarda görevlerini yerine getirdiler. Gosso'nun milli takımda olmasında dolayı oyuncu aradığımız önlibero mevkisini ise Gosso'nun yokluğunda Ali, Onur, Abdülkadir üçlüsü sorunsuz bir şekilde götürüyorlar. Gosso'nun gelişiyle takımın bir vites daha yükselteceğini düşündüğüm zaman heyecanlanmıyor değilim...

Sistem, rotasyon, oyun anlayışı, takımın belli oyunculara bağlı kalmaması, tribünlerin gerçek kimliğine bürünmesi, Cuper kulübedeki heyecanı, sahadaki futbolcuların kenetlenmesi gerçekten bizleri çok mutlu ediyor. Zor bir süreçten geçiyoruz. Üzerimizde bir baskı yaratılmaya çalışılıyor ama takım şimdiye kadar o psikolojinin uzağında durdu. Umarız bundan sonraki süreçtede o karmaşa ortamını hissetmezler. Eskişehir deplasmanı ve dün Ordu'da çok zorlu saha şartlarında mücadele ettik. Son 3 hafta 3 galibiyet 9 puan. İkinci yarının karnesi 7 hafta, 4 galibiyet, 2 beraberlik, 1 mağlubiyet. Herşey yolunda gidiyor. İlk yarının başlangıcı ile paralel bir performans sergiliyoruz. İlk yarının sonlarında yaptığımız mağlubiyet serisini tekrarlamak isek play off'a girmememiz için hiçbir neden yok. Aynen devam...

29 Ocak 2012

Eskişehirspor 0 - 1 Orduspor

1 haftadır üzerine muşamba serilen, Türkiye'nin en iyi zeminlerinden birisine sahip Eskişehir Atatürk Stadyumu, Galatasaray maçında ki kadar kötü olmasa da yine futbol oynamaya pek müsait değildi. Zeminde biriken buz birikintilerinin her iki takımı da zorlayacağını söylemek için fazla futbol bilmeyede gerek yoktu. Eskişehirspor buna benzer bir zeminde Galatasaray karşısında neredeyse tek bir pozisyon dahi olmayan maçta 0-0'lık sonuçla 1 puan ile ayrılmıştı. Bugün oynanacak maçında 0-0'a bağlanması pek uzak olmayan bir ihtimaldi. Bu ihtimalleri düşünürsek bu zemin sayesinde Eskişehirpor rakiplerine karşı puan mı kazanıyor yoksa puanları rakiplerine mi bırakıyor diye üzerine kafa yorulabilirdi.

Galatasaray ve Trabzonspor maçında 10 kişi kalana kadar ki sürede oynanan futbol Eskişehirspor adına umut vericiydi. Futbol iyidi de ortada sonuç yoktu. Ersun Yanal yönetiminde henüz galibiyetle tanışamayan Eskişehirspor, bu maçı skor olarakta bir çıkış maçı olarak görüyordu. Ama zeminden bahsettik. Bu zeminde de futbol oynamak zor. Teknikten çok kişisel hataların konuşacağı bir maç olacaktı.

Hasan Kabze'nin ilk defa 11 çıkacağı maçta Stancu, Culio ve Javito ile ileride pozisyon bakımından alternatif oluşturmaya çalışacağız ama pek beceremeyceğiz. Yere çarpan top, balon misali futbolcuların ayağına dolanacaktı çünkü. Sahada futboldan daha çok bir kör dövüşü vardı. Eskişehirspor ev sahibi olmanın avantajını daha çok ayağında top tutarak kullanmaya çalışıyordu. Orta sahayı kalabalık tutarakta bizi kendi yeralanlarında topla buluşmamızı en aza indirmek istiyorlardı. Zaten ilk yarının ilk 20 - 25 dakikasında topla yapılan isabetli paslarda bize neredeyse 3 katı fark atmışlardı.

Olaya bizim açımızdan bakarsak rakibi üzerimize çekmeye çalışıp, rakip atakları sonrasında hızlı toplarla savunma arkasına atabildiğimiz kadar top atacaktık. Fevzi'ye gelen her top oyuna çabuk sokulmalıydı. Rakibin oyunu buna elverişliydi. Orta sahayı kalabalık tutmak isteyen Ersun Yanal defansı 3 kişiyle oynatınca ilk yarı içinde bu plana uygun bir pozisyon buldukta. İveşa'nın hatasıyla onu geçen Hasan Kabze'nin kaleye bakmadan topu oraya göndermesi sonrasında Nadareviç'in çıkardığı %100'lük gol pozisyonunun, bizim adımıza ahlar vahlar arasında yitip gitmesine neden oldu. İlk yarı boyunca pozisyon üretemeyen Eskişehirspor tek umudunu "kaleyi gördüğün gibi vur" anlayaşına bağlamıştı. Tutabilirdi de. Tutmadı. Zemin müsaitti olmadı. Ha birde duran toplar. Fevzi Elmas duran toplarda canlı bomba olmaya devam ediyor. Her maç istim üzerindeyiz. Bu sefer şanslar eşit. İveşa sayesinde. Nedeni birazdan.


İkinci yarı başladığında iki takımında ilk yarıdan farklı bir oyun sergilediğini söyleyemeyiz. Sanırım maç başında, olağan olarak düşündüğümüz 0-0'lık sonuç ortaya çıkacaktı. 55. dakikaya kadar. Beklemediğimiz bir dakikada güzel bir gol bulduk Eskişehir'de. Eskişehirspor seyircisinin "Şimşekler..." diye devam eden tezahüratına başladığı dakikalarda. Rollerin değişip, Hasan Kabze'nin ortasına Stancu'nun kafasıyla şimşek gibi çaktığımız anda. Evet, 1-0 öndeyiz. Attığımız gol güzel, hoş. Ama İveşa'dan bahsetmesek olmaz. Bu saate kadar hala Eskişehirspor kalesini koruyorsa bunu diğer meslektaşlarının yanında artı özelliği olan boyuna borçlu sanırım. Stancu'nun kafasını almak için çıkarken iyi izleyin. Gelen ortaya kucak açmaya çalışıyor, bunun yanında zamanlama hatası yapıyordu. Ordu'da ki maçta da her 2 golde de hataları mevcuttu. Belirtelim Stancu Eskişehirspor ile oynadığımız her 2 maçtada gol atmayı başardı. Son 2 maçtada golünün bulunduğunu hatırlatalım. Sen hep kayıplarda ol ama atman gereken yerlerde golünü at senden başka birşey istemeyiz zaten Stancu.

Maç bitene kadar Eskişehirspor golü bulacak, tek bir organize atak geliştiremedi. Doldur boşaltlarla birşeyler yapmaya çalıştılar ama defansımız içinde eridiler. Defans oyuncuları Diego, son dakikalarda forvet oynadı ama buda işe yaramadı. Maç bittiğinde 7 haftadır deplasmanda kazanamayan Orduspor'umuz Eskişehir'den galibiyetle dönerken, en son 7. Haftada kendi sahasında mağlup olan Eskişehirspor 23. Haftada bu mağlubiyetlerine yenisini ekliyordu.

Oyuncularımızı merak edenler olabilir. Özet geçeyim. Fevzi, aynı Fevzi. Yan toplarını geliştirebilseydi bugün Türk futbolunda daha başka yerlerde olabilirdi. Yalçın - Sedat ikilisi bu maç geri döndü. Yaptıkları bir hatayı hatırlamıyorum. Garcia sağ tarafa tekrar geçince orası bu maç başka bir canlandı. Javito onun önünde daha rahat oynadı. Javito bu zemine rağmen yer yer tekniğini gösterdiği anlar oldu ki güzel bir transfer yaptık sanırım o bölgeye. Stancu'nun ismini yine çok duyamadık ama 3 puanı getiren isim oldu. Hasan Kabze'yi merak edenler vardır. Fatih Tekke'nin ilk haftalardaki haline benziyordu bugün. Bulunduğu bölgeye bir canlılık getirdi. Koştu, kanatlara geldi, gol aradı. Golün asistinide o yaptı zaten. Şimdi en çok merak edilen soru Hasan Kabze mi yoksa Bruno mu? şeklinde. Öğreniriz yakında. İzleyelim ve görelim.

26 Ocak 2012

Dolu Dolu 90 Dakika | Orduspor 3 - 2 Karabükspor

Türk futbolu öylesine yozlaştıki artık futbol konuşmak, yazmak insanın içinden bile gelmiyor. Sezon başından beri yaşanan süreç artık en uç noktasında. Türk futbolunun köküne kibrit suyu dökenler ne emmeye ne gömmeye gelirken bu sürecin atlatılması için elinden geleni yapan insanlar maşalar tarafından Genel Kurullarlarda saldırıya uğruyor. Aslında söylenecek çok söz var ama 6 aylık süreçte söylenen her söze rağmen pişkin pişkin masum edebiyatı yapan arsızlar Türk futbolunun içinde olduğu sürece konuşmanın da bir anlamı yok. Bu durumun bu noktaya gelmesinde zerre kadar katkısı olan kişiler ve kulüpler umarım birgün yaptıklarının cezasını misliyle ödeyip Türk futbol tarihine terbiyesizlikleri ile konu olurlar. Bu pisliğe alet olan, maşa olan Anadalu Kulüpleri ve yöneticileri ise yok olmaya, Türk Futbolundan silinmeye mahkumlar. Söyleyecek iki sözü olmayıp iki cümleyi yan yana getiremeyip ilk fırsatta kaba güç kullanan futbol başkanları olduğu sürece Anadolu kulüplerininde arpa boyu kadar yol alamayacağı ap açık ortada. Türk futbolunun bu çapsız kişilerden en kısa zamanda kurtulmasını temenni edip maç hakkında bir kaç şey söyleyelim.

Her ne kadar bu ortamda futbol konuşmanın bir önemi olmasa da artık bizim içinde herşey çok daha zor. Herkes durumun bilincinde olup bundan sonraki süreçte takımın yanında olmalı.

Karabükspor maçı çok farklı bir karşılaşma oldu bizim açımızdan. 90 dakika içine o kadar çok şey sığdıki güle oynaya bitireciğimiz maçı yine tırnaklarımızı kemirerek tamamladık. İlk 40 dakika sahada olan Orduspor için söylenecek kelime yok aslında. Sezon başından beri hayalini kurduğumuz tribünün de etkisiyle takım taraftarı arkasına aldı ve 30 dakikada 3 gol attı. Takımın önde ve baskılı oynaması Karabükspor'u hataya zorladı ve onlar da ne olduğunu anlamadan 3-0 geriye düştüler. Oynanan futbolunda etkisiyle farkın açılacağını düşünürken saçma sapan bir gol yedik ve devreye Karabükspor biraz olsun umutlu girdi. Saçma sapan bir gol diyorum çünkü öyle bir gol yeme lüksümüz yok.

İlk yarıda farkı ikiye indirmesine rağmen Karabükspor'un elle tutulur bir baskısı yada pozisyonu yoktu. Oyuna hakim olan ve oyunu dilediğince yönlendiren taraf bizdik. İkinci yarı da bu doğrultuda başladı.

İkinci yarı yine aynı doğrultuda başladı ama 57. dakikada yediğimiz evlere şenlik frikik golü ile bizim için şölen havasında başlayan maçın son 30 dakikası deyim yerindeyse geçmek bilmedi. Yenilen iki golde duran toptan geldi ve ikisinde de Fevzi'nin bariz hatası vardı. Kaan'ın 35 metreden kullandığı frikik golüne Fevzi engel olamadı. Top çok köşeye gitmemesine rağmen o kadar uzak mesafeden çokda sert gelmeyen bir topa kapattığı köşeden müdahale edememesi maçın geri kalanını stres içerisinge geçirmemize neden oldu. Takım pozisyon vermeden maç 3-2'ye gelince psikolojik olarak oyundan düştü. Oyundan düştü derken yanlış anlaşılmasın. Öne doğru, pozitif bir şekilde oynarken 30 dakika kala farkın bire inmesi üzerinde tempoyu düşürdük ve yine ciddi bir pozisyon vermeden çok önemli bir üç puanın sahibi olduk. Bundan sonraki süreçte önemli olan 3 puan olduğunu her zaman söyledik ama bu üç puanın içinde takımın olumlu futbolununda olması daha çok sevindirdi. Cuper'in gelişinden beri takım futbolunu istikrarlı bir şekilde sahaya yansıtamadı. Umarız Eskişehir maçı ile bu problemi de aşarız.

Kadro olarak konuşmak gerekirse, Samsunspor maçından farklı iki isim ilk 11'deydi. Onur'un yerine ön liberoda Abdülkadir, Dalmat'ın yerine ise sağ kanatta Javito vardı. Abdülkadir'i Cuper'in yavaş yavaş ilk 11'e hazırladığını zaten hissediyorduk. Yaşı ve potansiyeli itibariyle gelişime açık bir futbolcu Abdülkadir. O yüzden Cuper onun için büyük bir şans. Gosso'nun yokluğunda eline geçen fırsatı olumlu yönde değerlendirirse bu takımın rotasyondaki en önde gelen isimlerinden biri olabilir. Umarım o da bu durumun farkındadır. Türk futbolundaki ön libero kıtlığını düşündüğümüz zaman kendisine çok iyi bir kariyer yaratabilir. Sonuçta herşey onun elinde. Javito ise takımın en iyi ismiydi diyebiliriz. Açık söylemek gerekirse bizim bünyemiz bu tarz oyunculara alışkın değil. Topu alıp iki üç kişiyi geçip etkili orta yapan, sağ kanattan aldığı topu sol çizgiye kadar sürüp Stancu'yu golle buluşturan, gole yakın olan ve attığı etkili şutlarla tehlike yaratan bir kanat oyuncusu görünce hepimizin ağzının suyu aktı. Javito'nun sağ kanatta, Culio'nun da solda oynamasıyla bu problemide aştığımızı söyleyebiliriz. Samsun maçından sonra Bilsay'a dediğim ''Böyle kanat oyuncusu mu olur, üflesen düşer gibi'' tezcanlı cümlelerim tamamen benim boşboğazlığım : )

İsim isim herkesi değerlendirmek istemiyorum ama Fevzi hakkında ayrıyeten konuşmak lazım. Fornezzi Eskişehir maçında sahada olamayacak. Daha doğrusu forma giymesi çok güç. Fevzi'nin yan top ve duran top handikaplarını biliyoruz ama bu kadar etkisiz olması bizim adımıza çok kötü. Çünkü takım ne kadar iyi oynarsa oynasın kalede sorun varsa bir yerden sonrası çok daha zor oluyor. Fevzi Fornezzi'nin yokluğunda devr aldığı kalede şansını yeterince kullanamadı ama Fornezzi haricinde tek kalecimiz Fevzi değil. Birde Onur var. 3 sezondur Orduspor'da ve oynadığı maçlarda taraftara kendisini sevdirmiş bir isim. Fevzi bu kadar kötüyken ve Fornezzi sakatken en azından bir şansı hak ettiğini düşünüyorum. Onur'un kötü bir kaleci olmadığını hepimiz biliyoruz. O yüzden Fevzi'de ısrar etmenin lüzumsuz olduğunu düşünüyorum.

Sonuç olarak kendi adımıza çok önemli bir galibiyet aldık ve alt taraftan bir tık daha yukarı çıktık. Fakat artık bu galibiyetleri seriye bağlamalıyız. Alt taraftaki takımlar iyi veya kötü maç kazanmaya başladılar. 7 puan önemli bir avantaj ama alınacak bir mağlubiyet bile bizi stere sokmaya yettiğine göre Karabükspor maçındaki performansı genele yaymalıyız. Yumurta misali iş zora gelince oynayamaya devam edersek sıkıntı yaşarız. Umarız Karabükspor maçındaki performansı Eskişehir maçında sürdürürüz. Maçın istatiksel analizine çok fazla girmedim ama blog yazarlarımızdan Hüseyin Öztürk'ün morbeyaz.net için yazdığı yazı oldukça doyurucu. O yazıya da BURADAN ulaşabilirsiniz.

17 Ocak 2012

Süpriz Transfer | Hasan Kabze

Devre arasi oncesi yaptigimiz ankette, ozellikle surekli oynamak zorunda kalan Fatih Tekke`nin de formsuzlugu sebebiyle, forvet mevkisi ciddi sekilde on plana cikmisti. Yonetim eksik olani gorup ikinci devreye eski kral Bruno takviyesiyle girmisti. Fakat bugun baskanimiz Nedim Turkmen Kanal 52 televizyonuna yaptigi konusmayla, son 4 senedir yurt disinda top kosturan Hasan Kabze ismiyle anlastigimizi acikladi.




Ligin ilk yarisinda oynatilmayan Banahane, Ibrahim`i saymazsak Tekke ve Stancu`yla gecirmis bir Orduspor varken, ikinci yari icin Tekke, Stancu, Bruno ve Hasan Kabze`li bir forvet hattina sahip bir takim haline geldik. Her ne kadar Cuper savunma futboluyla on plana ciksada bu 4 isimden de bolca yararlanacaktir.

Hasan Kabze hakkinda kisa bir ozet gecersek, Canakkale Dardanel`in Turk piyasasina sundugu son isimlerdendi kendisi. Super Lig`de bir takimda oynamadan direk Galatasaray`a transfer olmasi, takimda 4. forvet (Sukur, Karan, Necati) olmasina ragmen, 2 sezonda sonradan girip attigi 18 golle yildizi parladi. Ozellikle Besiktas macinda son dakikada attigi golle o sene Galatasaray`a sampiyonlugu getirip, adina beste yazilmasina da sebep oldu. Sonrasinda Gokdeniz`in yanina Rubin Kazan`a transfer olan Hasan Kabze, bize ara sira attigi gollerle adini duyuruyordu. Son olarak sansini Fransa Montpellier`de deneyen Kabze, bu ekipte gecen sene 33 maca cikmasina ragmen, bekleneni tam olarak veremese de isim olarak Turkiye gundemini hep mesgul eden birisi olarak kaldi.

(Adina beste yazilmasina sebep olmus, o sene sampiyonlugu degistiren GS-BJK macindaki golu)

Gelelim Hasan Kabze transferinin bizim icin onemine, oncelikli olarak takima ust kalite bir yerli oyuncu daha kazandirmis olduk. Her ne kadar yabanci isimlerimiz Super Lig`in ustunde olsa da, bu ligi domine edebilecek yerli oyuncu sayimizdaki eksiklik bizi ligde zor duruma sokuyordu. Bunun yani sira bir Super Lig takiminin forvet rotasyonunda en az 4 isme ihtiyac oldugunu dusunen birisi olarak, gercekten her birinin tarzi ayri 4 ust kalite forvete sahip olmus olduk. Dogru rotasyonda her birisinden cok verim alacagimiza inaniyorum. Hasan Kabze`nin inisli cikisli performansi kafalarda soru isareti yaratabilir fakat bir diger yandan kendisinin 4-5 senelik Avrupa tecrubesi ve bir forvetin tecrube ve fizik olarak zirve yaptigi 28-29 lu yaslarda olmasi bizim icin buyuk avantaj.

Hasan Kabze`nin Fransa Lig kupasinda attigi 2 gol (Montpeiller`de toplam 3 gol atmistir)

Tekke, Stancu, Bruno ve Kabze`yle forvet tarzlari birbirinden farkli 4 isme sahip olmus olduk. Her ne kadar Cuper son maclarda (eldeki imkansizliklardan da olabilir) tek forvetli sistemi dusunuyor gibi dursada, boyle 4 isimle rakibe gore turlu varyasyonlarla sahaya cikabilir. Stancu`nun serbest oynayacagi ileride Tekke-Bruno-Kabze`den birinin oldugu veya direk 2 forvet varyasyonunda bu 4`luden form durumu yuksek olanlarin oynayabilecegi bol secenekli bir kadro yapisina kavustuk. Fakat hem Tekke, hem Kabze hem de kral Bruno`nun verimli olabilmesi adina kanatlarimizin cok daha efektif calismasi gerekiyor. Bu manada sola kanada kaydirilan Culio`ya, yeni transfer Javito`nun da ayni yaraticilikta destek vermesi cok onemli.

Sonuc olarak, hucum adini kuvvetlendirme adina piyasadaki yerli sikintisi icerisinde Hasan Kabze transferi cok basarili bir transfer. Hakan Ozmert`in uzun zamandir beklenen cikisiyla beraber takim 4-2-3-1`de basarili olsa da rakibe gore 4-4-2 oynayacagini var sayarsak bize uzun vadede ve mumkunati varsa Play-Off`ta onemli destek saglayabilir. Eski formuna yaklasmasi durumunda Turk futbolu tekrar bir forvet kazanacakken, yetersiz kalmasi durumunda kaybedecegimiz bir sey olmaz. En azindan hep dem vurdugumuz yerli statusunde oynamasini bekledigim Tekke`nin ciddi anlamda bir rakibini 18`de bulundurmus olacagiz. Savunmasi guclu bir takim oldugumuz asikar, ayni hirsi yaraticilik anlaminda ileride de gosterebilirsek bu 4 forvetten elbet 2 si skor olarak bize katki saglayacaktir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...