Eskişehirspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eskişehirspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ocak 2013

Nereye Gidiyoruz? | Eskişehirspor 1 - 0 Orduspor

 
Doğrusunu söylemek gerekirse bu sonuçtan daha kötüsünü de düşünmüştük... Fakat; aklımızdan geçen kötü düşüncelere rağmen ufak da olsa umudumuz vardı. Kalede Fornezzi varsa o umut zaten hep oluyor zaten dimi?

Kötü gidişat yetmezmiş gibi ön tarafta oynayan önemli futbolcularımızın da eksikliğinden dolayı 18 kişilik kadroyu zar zor tamamlayarak gittik Eskişehir'e. Maç öncesi Stancu'nun da sakatlanması tüm bu aksiliklerin üzerine tuz biber oldu. Bütün bu saydıklarıma rağmen maça şaşırtıcı bir şekilde iyi başladık. İlk 20 dakikalık periyodda acaba bu maçı kazanabilir miyiz diye düşünürken Ferhat Öztorun bir çuval inciri berbat etti. İki kart ve penaltı pozisyonu doğru karardı bana göre. İlk kart pozisyon icabı ona bir şey diyemeyiz ama penaltı pozisyonundaki amatörlüğü kelimelerle ifade etmek güç.. İlk cümleden itibaren sıraladığım olumsuzluklara rağmen yine de umutlandık. Fornezzi penaltıyı kurtardı. 10 kişi kalan takımımız tamamen geri gömüldü, Fornezzi kurtardı. Eskişehir üstümüze geldi, Fornezzi kurtardı. Fornezzi, Fornezzi, Fornezzi...

İkinci yarı başlarken 45 dakika dayanabilir miyiz diye soruyorduk kendimize ama 20. dakikadan sonra deyim yerindeyse futbol adına yaptığımız tek şey geriye gömülüp defans yapmaktı. İlk yarının ilk haftalarında birkaç maçta rakiplerimiz 10 kişi kalmıştı ama ben böyle bir tablo hatırlamıyorum mesela hiç? Bu şartlarda kah yerlerde yatarak, kah şansımız ile, tırnaklarımızı kemirerek maçın bitmesini bekledik. Ama işte bir yere kadar.. İbrahim Kaş önce eliyle ayağıyla indirdi rakibini. Fornezzi bu sefer kurtaramadı. Aynı İbrahim Kaş penaltıdan iki dakika sonra ''BİLEREK, İSTEYEREK'' kırmızı kart gördü. Çok zor dönemden geçiyoruz ya biz, hiç düşünmedi gelecek hafta takımı yalnız bırakacak olmasını. Bursaspor maçında Nizamettinde düşünmemişti mesela!

Nitekim mağlup olduk. Maçtan önce bu mağlubiyet aklımızdan geçiyordu aslında ama bu kadar üzüleceğimizi düşünmemiştik. Yine dilimizde Fornezzi'nin emekleri, yine dilimizde umutsuzluk cümleleri... Güzel günler yakında diye cümle kurmak istiyor gönül ama önümüze baktığımız zaman kocaman bir boşluk var. Ne olacağımız mechul. O kelimeyi kullanmak dahi istemiyorum ama sıralamaya bakıp yüzleşmek lazım. Durum iç açıcı değil. Burun kıvırdığımız takımlar bizden kat ve kat iyi futbol oynuyorlar. Kadrolarını güçlendirdiler, moralli bir şekilde lige sımsıkı sarıldılar. Peki ya biz? Ne yaptık? Sorunun cevabı yok. Kampa yetişeceği söylenen transferlerden hala ses soluk yok. Bu durumdan daha vahimi ise ihtiyaçlarımızı saptayamamış olmamız. Hala stoper peşinde koşturuyoruz mesela, anlaması güç. 

Daha fazla uzatmaya gerek yok. İçerde oynayacağımız karşılaşmalar kaderimizi belli edecek. Önümüzde bir Geçlerbirliği maçı var. Yine sakat ve cezalı futbolcular var. İkinci yarının üçüncü maçına ilk iki maçta çıktığımız kadrodan alakasız bir kadro ile çıkacağız yine.. Ne olacak, nasıl olacak bilmiyoruz. Sadece iyi düşünmeye çalışıyoruz...



27 Ocak 2013

Stres, Sıkıntı... | Eskişehirspor vs Orduspor


Bak şimdi,
artık bu işin şakası kalmadı.
Olay ciddi.
Galatasaray maçından sonra kendimizi yakıştıramadığımız yerdeyiz, düşme potasında... Hafta itibariyle altımızda ki takımlar puanlar aldılar, nefeslerini iyiden iyiye hissetmeye başladık. Haftalar öncesinde bende dahil, felaket tellalığı yapanlara sallayıp durmuştuk.
Üzgünüz,
haklı çıktılar. 
Dedim ya, yediremedik bazı şeyleri. Bazen körü körüne gerçekleri görmek istemedik. Çok heveslenmiştik, hiç olmadığımız yerlerdeydik. Haftalar önce bu takım liderlik maçına çıkmıştı, ilk haftalar olsa bile aşırı bir güven getirmişti bu duygu bize. İşte bu güven yüzünden, takımı gözümüzde çok büyütüp, olumsuzlukları görsekte nasılsa geçer demiştik.
Geçmedi.
Geçmemekle birlikte, dibe doğru hızlı bir şekilde çakıldı.
Yarın akşam 19.00'da Eskişehirspor deplasmanındayız. Tam tamına 6 as oyuncumuzun yokluğuyla beraber. Umutsuz bir tablo var, ama umutsuzluk yakışmaz bize. 
Yaşıyorsak umut vardı hani...


Dolduramadım bu akşam bu sayfayı. Bizim oyuncuların içinden gelmiyor ya oynamak, benimde içimden gelmedi birşeyler yazmak.
Temennimiz, yarın akşam bu saatlerde gözümüzün içi güleç bir şekilde yastığa başımıza koymak.
Son söz, o armayı taşıyan futbolcularımıza,
kendinize gelin, adam gibi oynayın, gerekirse kaybedin!

5 Eylül 2012

Ediz Bahtiyaroğlu...

Transfer kazıkları, Ediz'in futbolu, yaşanmışlıklar, yada farklı şeyler... Artık hiçbirinin bir önemi yok. 26 yaşındaki gencecik bir adam aramızdan ayrıldı dün gece.

Türk futbolunun başı saolsun. Mekanın cennet olsun Ediz...

25 Ağustos 2012

2. Hafta | Orduspor vs Eskişehirspor

 

Ligin 2. Haftasında Cumartesi akşamı saat 20:00'da Eskişehirspor ile karşılaşıyoruz.
Maçın hakemi Hüseyin Göçek.
Maç yayını ise LigTv3'de.

Dışarıdan bakınca kendi evimizde oynamamız gereken bir maçı sahamızın yetişmemesi neticesinde İstanbul'da oynamak zorunda kalacağız. Aslında bu maçın Giresun yada Samsun'da oynanması için federasyona talebimiz olmuştu ama Giresun Atatürk Stadyumu'nun Süper Lig için elverişsiz, Samsun 19 Mayıs Stadyumu'nun ise selden dolayı zarar görmesi nedeniyle olumsuz yanıt alındı. Giresun'a onay verilmeyeceğini az biraz tahmin ediyorduk ama onay verilmesi ihtimalide bizi çokça düşündürdü, belli süre zarfında. Gereksiz gerginlik ortamı yaratılacaktı zira. Olimpiyat Stafyumu her iki taraf içinde en hayırlısı oldu. İstanbul'da ki taraftarlarımız bu sene kıskanılacak kadar şanslılar. Bu maçla birlikte İstanbul'da izleyecekleri en az 6 deplasman maçları var. Bu demek oluyor ki, 17 deplasman maçının 1/3'ünü onlara yerinde izleme şansı sunacak. Federasyon bu akşam 3. Haftanın programını yayınladı. Gençlerbirliği maçını cuma akşamına koymaları bende bir hayal kırıklığı daha yaşattı. Oysa 3 haftadır Ankara'nın planlarını yapıyordum. 19 Mayıs Stadyumu'nda da bir fotoğraf albümü oluşturmak güzel olacaktı blog adına.

Maça çok aşırı bir ilgi beklemiyorum açıkçası. En fazla geçen sene oynanan İstanbul Büyükşehir Belediyesi maçındaki sayıya ulaşırız diye düşünüyorum. Eskişehirspor tarafında ise bir kırgınlık sözkonusu. 4 bin kişilik yer ayrıldı onlara ama Eskişehir'den şu an için fazla bir organizasyon yok gibiydi en son. Sıkıcı bir stad Olimpiyat. Canlı maç izlemedim ama televizyon başında orada maç izleyince hiç zevk almıyorum. Aynı şeyi Mersin'de de yaşadım. Mersin Tevfik Sırrı Gür Stadyumu'na akşam maçını yakıştıramıyorum. İzmir Atatürk Stadyumu'da aynı şekilde beni futboldan soğutan stadyumların başında geliyor.

Eskişehir maçları bizim açımızdan hep önemli maçlar olmuştur. Ordu'da oynanacak Giresunspor ve Eskişehirspor maçlarına taraftarlar ve futbolcular daha fazla bilenirler. Ki Eskişehirspor'a özellikle son yıllarda tutan bir şansımız var kendi sahamızda. Böylesine önem verdiğimiz bir maçın tarafsız sahaya denk gelmesi üzücü. Eskişehirspor tarafı için ise bir avantaj tabi. Geçen sene iki maçtanda galibiyetle ayrılmıştık Eskişehirspor'a karşı.

Lige biz Mersin İdman Yurdu deplasmanıyla, Eskişehirspor ise Akhisar Belediyespor maçıyla başladı. Biz Mersin'den 1 puanı alarak istediğimizi başardık ama Eskişehirspor için kaybedilen 3 puan büyük hayal kırıklığı oldu. Sezon öncesine dönelim öncelikle Eskişehir'de. Ersun Yanal yönetiminde ligi en erken açan takımlardan birisiydi Eskişehirspor. Uzun yıllardan sonra kendisini Avrupa'da bulan kırmızı şimşekler ilk turda İskoç rakibi St. Johnstone karşısında 2:0 ve 1:1'lik sonuçlarla turu geçen taraf olmuştu. Bu sonuçlardan sonra Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu'nda son yıllarda belki de Eskişehirspor taraftarı en ciddi rakiplerini görüyorlardı Atatğrk Stadyumu'nda. Rakip Marsilya'ydı ve Eskişehir'de ortaya çıkan 1:1'lik skor umutları azaltıyordu tur adına. Fransa'da ise alınan 3:0 mağlubiyetle birlikte oynanan aşırı kötü futbol bir bardak moral bozukluğu bırakıyordu geriye. Zaten fazla birşey beklenilmiyordu Marsilya karşısında ve önemli olan bu saatten sonra lige konsantre olmaktı.

Sezon öncesi 7 futbolcuyla yollar ayrıldı Eskişehirspor'da. Bunlar içinde en önemlileri Batuhan'ın Beşiktaş'a kiralık olarak gönderilmesi, Volkan Yaman'ın Kasımpaşa'ya ve Serdar'ın Gaziantepspor'a gitmesini sayabiliriz. Ayrıca geçen sene en çok eleştirilen İveşa ise Elazığspor'a verildi, yerine West Ham'dan Boffin alındı. Lakin İveşa'nın yerine alınan bu kalecinin de en azından şu ana kadar pek güven verdiğini söyleyemeyiz. Gönderilen 7 oyuncunun yanında kadroya Boffin ile beraber katılan 9 futbolcu katıldı. Bunlardan en bilinenleri Mehmet Güven, Servet Çetin ve Nihui oldu. İsim olarak bakınca o kadarda kötü olmayan bir kadroya yerinde takviyelerle yine Avrupa mücadelesi verebilecek bir Eskişehirspor yaratıldı ama ilk hafta Akhisar karşısında o kadro hayal kırıklığı yaşadı. İsim olarak bakınca iyi bir kadro gibi görünmesine Eskişehirsporlu taraftarlar bu kadronun Akhisar karşısında tel tel döküldüğünü görünce umutsuzluğa kapıldılar. Ayrıca kadroyu oynatamadığını düşüncesinde olan taraftarlar ilk haftadan Ersun Yanal'a tepkilerini gösterdiler tezahüratlarıyla.

Bu maç Eskişehir tarafı için çok önemli. Alınacak kötü sonuçlar daha 2. haftadan çatlak seslerin çoğalmasına neden olacak. Belkide ligin en erken istifasını getirecek. O tarafta genel bir umutsuzluk hakimken, bizde Mersin karşısında oynanan ılımlı futbol bizi Eskişehirspor karşısında 3 puan için umutlandırıyor. Geçen hafta Cuper'in süpriz kadrosu bu hafta da olacak gibi. Ne olursa olsun Ali'nin defansta oynatılması büyük risk benim gözümde. Orta alan ise Şamil-Nizamettin ikilisiyle çok düz, ekstra özellikleri olmayan bir yapıdayız. Geçen sene Ali - Gosso, önceki sene Ali - Murat ikililerinden sonra bu ikiliden de ekstra özellikler bekliyorduk ama en azından Mersin maçı için beklentilerimizin karşılandığını pek söyleyemeyiz. Ve tabi 3 puan istiyorsak, en önemli nokta olan ileri hattımız. Hasan Kabze'nin neler yapabildiğini biliyoruz. Mersin'de ki kötü oyunun sadece o maça özel olduğunu düşünüyor, öyle umuyoruz. Barral'ın ise geçen hafta kaçırdıklarını bu hafta telafi etmesini düşlüyoruz. Biz Orduspor gibi oynarsak, disiplini hiç elden bırakmazsak Eskişehirspor'a kolay kolay puan kaptırmayız bu akşam.

 Bizim tarafta Selçuk ve Onur'un sakatlıkları devam ediyor. Eskişehirspor'da ise Sezgin sakatlığı nedeniyle oynayamayacak. Maçın hakemi en son Kayserispor'u, Ordu'da 1:0 yendiğimiz, Eskişehirspor'un ise Samsun'da 3:1 kaybettiği maçları yönetti. Son yıllarda Eskişehirspor'a şansımız tutuyor dedik ama toplamda oynadığımız 32 maçta 14:10'luk mağlubiyetimiz söz konusu. 8 maç ise berabere bitti. Alınan en farklı galibiyetler iki takımında birbirine karşı aldığı 4:0'lık sonuçlarla geldi. En gollü maçlara ise bakıldığında Eskişehirspor'un 1 maçta 3:2, 2 maçta ise 4:1'lik galibiyetleri bizim ise 2006-2007 sezonunda Ordu'da aldığımız 4:1'lik galibiyetimiz göze çarpıyor. Son bir not, kendi sahamızda 8 maçtır Eskişehirspor'a kaybetmiyoruz. Bunlardan 7'si galibiyet 1'i beraberlik şeklinde.

TRES PUNTOS...

29 Ocak 2012

Eskişehirspor 0 - 1 Orduspor

1 haftadır üzerine muşamba serilen, Türkiye'nin en iyi zeminlerinden birisine sahip Eskişehir Atatürk Stadyumu, Galatasaray maçında ki kadar kötü olmasa da yine futbol oynamaya pek müsait değildi. Zeminde biriken buz birikintilerinin her iki takımı da zorlayacağını söylemek için fazla futbol bilmeyede gerek yoktu. Eskişehirspor buna benzer bir zeminde Galatasaray karşısında neredeyse tek bir pozisyon dahi olmayan maçta 0-0'lık sonuçla 1 puan ile ayrılmıştı. Bugün oynanacak maçında 0-0'a bağlanması pek uzak olmayan bir ihtimaldi. Bu ihtimalleri düşünürsek bu zemin sayesinde Eskişehirpor rakiplerine karşı puan mı kazanıyor yoksa puanları rakiplerine mi bırakıyor diye üzerine kafa yorulabilirdi.

Galatasaray ve Trabzonspor maçında 10 kişi kalana kadar ki sürede oynanan futbol Eskişehirspor adına umut vericiydi. Futbol iyidi de ortada sonuç yoktu. Ersun Yanal yönetiminde henüz galibiyetle tanışamayan Eskişehirspor, bu maçı skor olarakta bir çıkış maçı olarak görüyordu. Ama zeminden bahsettik. Bu zeminde de futbol oynamak zor. Teknikten çok kişisel hataların konuşacağı bir maç olacaktı.

Hasan Kabze'nin ilk defa 11 çıkacağı maçta Stancu, Culio ve Javito ile ileride pozisyon bakımından alternatif oluşturmaya çalışacağız ama pek beceremeyceğiz. Yere çarpan top, balon misali futbolcuların ayağına dolanacaktı çünkü. Sahada futboldan daha çok bir kör dövüşü vardı. Eskişehirspor ev sahibi olmanın avantajını daha çok ayağında top tutarak kullanmaya çalışıyordu. Orta sahayı kalabalık tutarakta bizi kendi yeralanlarında topla buluşmamızı en aza indirmek istiyorlardı. Zaten ilk yarının ilk 20 - 25 dakikasında topla yapılan isabetli paslarda bize neredeyse 3 katı fark atmışlardı.

Olaya bizim açımızdan bakarsak rakibi üzerimize çekmeye çalışıp, rakip atakları sonrasında hızlı toplarla savunma arkasına atabildiğimiz kadar top atacaktık. Fevzi'ye gelen her top oyuna çabuk sokulmalıydı. Rakibin oyunu buna elverişliydi. Orta sahayı kalabalık tutmak isteyen Ersun Yanal defansı 3 kişiyle oynatınca ilk yarı içinde bu plana uygun bir pozisyon buldukta. İveşa'nın hatasıyla onu geçen Hasan Kabze'nin kaleye bakmadan topu oraya göndermesi sonrasında Nadareviç'in çıkardığı %100'lük gol pozisyonunun, bizim adımıza ahlar vahlar arasında yitip gitmesine neden oldu. İlk yarı boyunca pozisyon üretemeyen Eskişehirspor tek umudunu "kaleyi gördüğün gibi vur" anlayaşına bağlamıştı. Tutabilirdi de. Tutmadı. Zemin müsaitti olmadı. Ha birde duran toplar. Fevzi Elmas duran toplarda canlı bomba olmaya devam ediyor. Her maç istim üzerindeyiz. Bu sefer şanslar eşit. İveşa sayesinde. Nedeni birazdan.


İkinci yarı başladığında iki takımında ilk yarıdan farklı bir oyun sergilediğini söyleyemeyiz. Sanırım maç başında, olağan olarak düşündüğümüz 0-0'lık sonuç ortaya çıkacaktı. 55. dakikaya kadar. Beklemediğimiz bir dakikada güzel bir gol bulduk Eskişehir'de. Eskişehirspor seyircisinin "Şimşekler..." diye devam eden tezahüratına başladığı dakikalarda. Rollerin değişip, Hasan Kabze'nin ortasına Stancu'nun kafasıyla şimşek gibi çaktığımız anda. Evet, 1-0 öndeyiz. Attığımız gol güzel, hoş. Ama İveşa'dan bahsetmesek olmaz. Bu saate kadar hala Eskişehirspor kalesini koruyorsa bunu diğer meslektaşlarının yanında artı özelliği olan boyuna borçlu sanırım. Stancu'nun kafasını almak için çıkarken iyi izleyin. Gelen ortaya kucak açmaya çalışıyor, bunun yanında zamanlama hatası yapıyordu. Ordu'da ki maçta da her 2 golde de hataları mevcuttu. Belirtelim Stancu Eskişehirspor ile oynadığımız her 2 maçtada gol atmayı başardı. Son 2 maçtada golünün bulunduğunu hatırlatalım. Sen hep kayıplarda ol ama atman gereken yerlerde golünü at senden başka birşey istemeyiz zaten Stancu.

Maç bitene kadar Eskişehirspor golü bulacak, tek bir organize atak geliştiremedi. Doldur boşaltlarla birşeyler yapmaya çalıştılar ama defansımız içinde eridiler. Defans oyuncuları Diego, son dakikalarda forvet oynadı ama buda işe yaramadı. Maç bittiğinde 7 haftadır deplasmanda kazanamayan Orduspor'umuz Eskişehir'den galibiyetle dönerken, en son 7. Haftada kendi sahasında mağlup olan Eskişehirspor 23. Haftada bu mağlubiyetlerine yenisini ekliyordu.

Oyuncularımızı merak edenler olabilir. Özet geçeyim. Fevzi, aynı Fevzi. Yan toplarını geliştirebilseydi bugün Türk futbolunda daha başka yerlerde olabilirdi. Yalçın - Sedat ikilisi bu maç geri döndü. Yaptıkları bir hatayı hatırlamıyorum. Garcia sağ tarafa tekrar geçince orası bu maç başka bir canlandı. Javito onun önünde daha rahat oynadı. Javito bu zemine rağmen yer yer tekniğini gösterdiği anlar oldu ki güzel bir transfer yaptık sanırım o bölgeye. Stancu'nun ismini yine çok duyamadık ama 3 puanı getiren isim oldu. Hasan Kabze'yi merak edenler vardır. Fatih Tekke'nin ilk haftalardaki haline benziyordu bugün. Bulunduğu bölgeye bir canlılık getirdi. Koştu, kanatlara geldi, gol aradı. Golün asistinide o yaptı zaten. Şimdi en çok merak edilen soru Hasan Kabze mi yoksa Bruno mu? şeklinde. Öğreniriz yakında. İzleyelim ve görelim.

15 Ekim 2011

Orduspor 2-1 Eskişehirspor


Güzel bir gün, mutlu bir hafta. Fenerbahçe maçından sonra gücümüzü ölçebileceğimiz en önemli maçtı sanırım Eskişehirspor maçı. Hem kadro yapısı (kötü gitselerde son zamanlarda) hem de aramızda geçmişten kalan rekabet psikolojik olarakta bu maçın önemini kat kat arttırıyordu...

Son zamanlarda şansımız tutuyor Eskişehirspor'a. 2. Lig'deyken böyleydi, Bank Asya 1. Lig'de de böyleydi, bu sene de aynen böyle oldu. Gosso ve Numan'ın yokluğunda beklediğimiz isimlerle çıktık sahaya. Ali ve Sedat hiçte aratmadı bu ikilinin yokluğunu. Bu kısım önemli. Gerçek anlamda takım olmayı başarmak üzereyiz. Kişilere göre değil takıma göre oynuyoruz. Bir kişinin yokluğunu diğer arkadaşları doldurabiliyor. Bu da 6 maçta 11 puanı aldırıyor takıma.

Tribünler geçmiş maçlara göre daha dolu bir görüntü içerisindeydi. Bunda maçın önemi ve bilet fiyatlarının düşürülmesininde etkili olduğu söylenebilir. Ama eksikler var. Bizim potansiyelimiz bu değil çünkü. Gün zaman uymayabilir ama insanlar artık maçlarını evden takip etmeyi tercih ediyor. Tribünlere gelenler dışında o tribünlerde olanlar kadar olup maça gelme imkanı olan insanlar artık maçlara gelmiyor "evimde izlerim maçımı" diyorlar. 26 yılın ardından çıktığımız bu ligde, bu takım benim takımım diyen insanların kaybolan heveslerini de anlamıyor değilim...

Önemli puanlar alıyoruz. Ligin başlarında aldığımız bu puanlar, ileride ligler kızıştığında daha çok işimize yarayacak. Haftalar geçtikçe kim iyi kim kötü ortaya çıkacağı için rakipler ve bizler ona göre oyun oynayacağız. Bu durumda beklenmeyen puan kayıpları yaşatacaktır. Yada şöyle diyelim, bugün oynadığımız oyun gibi rahat maçlarımız olmayacaktır. Bana göre bugün rahat oynadık. Bizi strese sokan tek olay maçın 2-1'e gelmesiydi. 2-1 tehlikeli skor. 1-0 devam etse bu kadar strese girmezsin. Ama 2-1'de durum değişir. Rakip gol atmıştır kendine güveni gelmiştir. Bir hata yaparsın affetmezler. Son 30 dakika bunlar geçti aklımızdan...

İlk yarıya Eskişehirspor başladı ama bu başlangıçla birlikte sezonun en erken golünü atmaya çok yaklaştık ki Culio ile girdiğimiz pozisyondan yararlanamadık. 6 maçtır maçlara hep hızlı başlayan taraf biz oluyoruz. Bu golden sonra etkili ataklarımız devam etti ama ceza sahasında son buldu kaleyi bulmadan. İlk yarıda zaten bu şekilde bitti. Koca 45 dakikada 2 takımında kaleyi bulan bir şutu olmadı. Akıllarda kalan pozisyonlar 1. dakikada Stancu ile bizim, 45. dakikada Erkan'ın plasesiyle onların girdiği pozisyonlardı. Bunun yanında ilk yarıda akıllarda kalan 3 tanede sarı kart vardı. Yanyana oynayan iki isim Alper ve Veysel'in gördüğü sarı kart ile Ali'nin gördüğü kartlardı bunlar.

Sıkıcı bir ilk yarının ardından akıllara gelen ilk maç hemen 2 hafta önce oynadığımız Samsun maçıydı. İlk yarısı iki takımında çok kötü oynadığı, 2. yarı iki takımında çok iyi oynamaya çalışıp kilidi açamayışı ve maçın 0-0 bitmesi gibi. Bu maçtada aynı senaryoyu yaşayacağımızı düşünmüştüm. Ki ilk 15 dakikada gol atamazsak oyun iyice kilitlenir bu şekilde de biter düşüncesi vardı. Nitekim 2. yarıyada ilk yarıda olduğu gibi hızlı başladık. İkinici yarının 1. dakikasında da çok etkili geldik ama sonuç alamadık. İlk yarının kopyasını yaşıyorduk 2. yarıda da. Tempolu oyun ve ilk 5 dakikada bu sefer atılan gol. Güzel bir baskı kurduğumuz Eskişehir kalesinde ardarda kullandığımız kornerlerin 3.sünde Culio'nun ortasını Stancu, kaleci Ivesa'dan önce tamamlayınca 1-0 öne geçmeyi başardık. Eskişehirspor ne olduğunu anlamaya çalışırken ceza sahasında ki karambolde Culio'nun şutunu Ivesa'nın kolunun altından kaçırması ile 5 dakikada skoru 2-0'a getirdik. Gelen her gol neşemizi daha da yerine getirmeye yetmişti bile. Attıkca atası geliyor insanın. Bu gazla 4'ü 5'i beklerken 65. dakikada golü yiyen taraf olduk. İlk golun bir benzerini bu sefer biz yedik. Soldan Dede'nin ortasına Kamara, Fornezzi'den önce dokundu 2-1.

Skor kötü, skor tehlikeli. Oyun güzel ama rahat değiliz artık. Ben bu dakikadan sonra Yalçın'dan bahsederim. Kendi içimde çok saçma bir transfer olduğunu düşünmüştüm ama ne güzelde yanıltıyor beni öyle. Tek bir hata yapmadı, her topa nasıl müdahale edilmesi gerekiyorsa öyle müdahale ediyor. Eskişehir'in ileri hattına tek bir göz açtırmadı. İnanılmaz güven verdi, vermeye devam ediyor. Benim maşallah dediğim 2 gün yaşamıyor ama inşallah bu çizgin hep devam eder Yalçın. Eskişehir cephesi attığı golden sonra bir kere etkili geldi, oda yüreğimizin ağzımıza gelmesine yetti. Dede'nin kornerine iyi ki kötü bir kafayla karşılık verdi Batuhan.

Son 5 dakikada golü atan Kamara'nın kırmızı kart görmesiyle rakibin direnci kırıldı. Son dakikaları çok heyecanlı geçen maçta Dede'nin çaprazdan kullandığı serbest vuruş barajdan dönünce bizim adımıza kontraya dönüştü. 3'e 1 geldiğimiz pozisyonda günün en başarılı isimlerinden olan Stancu'nun bencilliği Fatih'i çileden çıkarmaya yetti. Stancu kendini göstermek istiyordur kabuldur ama ortada bir takım oyunu varsa o pozisyonda Fatih'e atmalıydın o topu. Ben yinede olaya negatif yönden bakmıyorum, son dakikanın verdiği heyecana bağlıyorum.

Son olarak genel bir değerlendirme yapayım takımımız hakkında:
* Fatih Tekke ileride güzel işler yapıyor. Geçen sezon forvetsizken golü bulamıyorduk ama bu sene bir şekilde buluyoruz. Fatih'de bu işe gol atmayarak katkı veriyor. Mücadelesi yaşına rağmen çok çok iyi. İleride indirdiği toplar, boşalttığı alanlar arkasındaki arkadaşlaerına kolaylık sağlıyor.
* Culio 10 numaranın hakkını veriyor. Ama Türkiye Ligi'nin klasik sorunlardan biri olan" iyi olan oyuncuya vurun tekmeyi" görüşünün mağduru oluyor. 60. dakikada ona yapılan faul sayısı 5 idi.
* 90. dakikada bile koşan oyuncularımız var. Kondisyonumuz çok iyi. Dakika kaç olursa olsun çok rahat top yapıyoruz kendi içimizde. Doldur boşalt işine kolay kolay girmiyoruz.
* Duran toplardan geçen sene çok sıkıntı çekmiştik. Gol atamaz ama rahat gol yerdik. Bu sene bunu tersine çevirmeye başardık.
* Dalmat şuan ki haliyle en fazla 60 dakikayı kaldırabiliyor oyunda. Oyuna sonradan alınması daha mantıklı gibi.
* Stancu günün en çalışkan isimlerinden biriydi. Belkide en iyisiydi. Son dakikayı yaşanmamış sayalım :)
* Ali - Onur, Onur - Gosso, Gosso - Ali kim oynarsa oynasın o bölgede belli bir standartı tutturuyoruz. Yine geçen seneden karşılaştırayım. Arada lig farkı var ama farkı görmek açısından söylüyorum bunu. Ali - Murat ikilisinden biri ne zaman olmasa çok sıkıntı çekiyor pozisyon bulamıyorduk.
* Defans hattımız ligin en iyilerinden şu an için. Zaten 6 maçta yediğimiz 4 golde bunun kanıtı.
* Fornezzi'ye hiç girmiyorum. Bugün fazla iş düşmedi ama güven veriyor kalesinde. Golde zamanlama hatası vardı.

7 Ekim 2011

2005 Yılında Bir Mayıs Ayı | Bir Sezonda İki Şampiyonluk


Eveeet, rakip Eskişehirspor. Eskişehirspor ile iki sezonluk bir aranın ardından bu sefer Süper Ligde karşılaşacağız. Biraz geriye doğru baktığımız zaman kısa süre içerisinde 6 sezonda 3 farklı ligde karşılaşmış olacak iki takım. 2005 yılında 2. ligde şampiyon olup Bank Asya'ya çıktığımız o sancılı sürecin bir parçasıydı Eskişehirspor. Deyim yerindeyse o sezon 2 hatta 3 defa şampiyonluk kutlaması yapmamıza sebep olan takım. Sonrasında bizim ardımızdan bir sezon sonra onlarda Bank Asya'ya geldiler ve Bank Asyadaki ilk sezonlarından Süper Lige yükselme başarısı gösterdiler.

2. lig, Bank Asya derken bu sefer iki ekip Süper Ligde karşı karşıya gelecek. 2005 yılında Ordu'da oynanan ve yarım kalan maçın hikayesi çoğu kişi tarafından hala yanlış biliniyor. 40 yıldır Mor Beyaz kitabının yazarı Reşat Güngör abimiz bu konuyu bilmeyenler ve yanlış bilenler için bir derleme yaptı. Kendisini arada sırada Divane Aşık Gibi'de konuk yazar olarak ağırlamaya devam edeceğiz. Bu yazı için de çok teşekkür ederiz...

Reşat Güngör / 2005 Yılında Bir Mayıs Ayı

ORDUSPOR-ESKİŞEHİRPOR: 1-2 *


*1-2 Eskişehirspor’un üstünlüğündeyken yarıda kalan karşılaşma daha sonra Samsun’da tekrarlandı.


15 Mayıs 2005 Pazar. Genişletme çalışmalarının devam ettiği Ordu 19 Eylül Stadı’nın tribünleri tıklım tıklım dolu. Türk futboluna damgasını vurmuş iki takım Orduspor ve Eskişehirspor, sezonun 27.haftasında karşı karşıya geldiler. Şampiyonluğa şartlanan Orduspor, son yenilgisini ligin ilk yarısında rakibi karşısında almış ve o karşılaşmadan sonra gösterdiği müthiş performansla, 11 hafta boyunca puan kaybetmeden bu karşılaşmaya gelmişti. Eskişehirspor’un ise ligde iddiası yoktu.

Bu karşılaşma, sahada oynanan futbolla değil sahada ve saha dışında yaşanan olaylarla Türk futbol kamuoyunu çok uzun süre meşgul etti. Cüneyt Çakır’ın yönettiği karşılaşmada ilk yarı 2-1 Eskişehirspor’un üstünlüğünde tamamlandı. İlk yarının geneline bakıldığında Orduspor’un, sahaya istediği oyunu ortaya koyamadığı net bir şekilde görülmekteydi. Kontra ataklarla iki gol bulan rakibi karşısında,ilk yarının son dakikalarında attığı bir golle cevap verdi mor-beyazlılar. Cüneyt Çakır’ın son düdüğüyle birlikte iki takım oyuncuları biraz itiş-kakışla soyunma odasının yolunu tutuyorlardı ki...


İlk maç Tff'nin sitesinde 3-0 Orduspor'a tescil edilmiş gibi görünüyor ama...

Skorbord yönünde inşaa halindeki kale arkası tribünlerinden fırlayan ve kayıtlara “akli dengesi yerinde olmayan” birisi olarak geçen “eli bıçaklı” saldırgan sahaya daldı. Benzerlerini dünyadaki diğer statların tamamında görebileceğimiz türden bir olaydı. Organize bir hareket değildi... Tribünlerdeki seyircilerle toplu bir harekete de dönüşmemişti. Ama nedendir bilinmez! Eskişehirsporlu teknik yönetim ve futbolcular ikinci yarıda sahaya çıkmak istemediler. Saldırgan güvenlik güçlerince etkisiz hale getirilmiş, Eskişehirspor yönetiminden ve soyunma odasından gelen talepler doğrultusunda takviye kuvvetler sahada yerini almış ve hakem Cüneyt Çakır, üç defa konuk takımı sahaya çağırmış buna karşın kırmızı-siyahlı futbolcular soyunma odasından çıkmamakta direnmişlerdi. O gün tribünlerde olan seyirci topluluğunun sıkça duyduğu anonslardan biri de bir “noter” veya “noter katibi”nin tribünlerde olup olmadığı şeklindeydi. Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı M.Hilmi Güler, dönemin Ordu Valisi Kemal Yazıcıoğlu ve dönemin İl Emniyet Müdürü’nün verdiği tüm güvencelere karşın sahaya çıkılmamasının noter huzurunda tasdiki gerekiyordu. İkinci yarının başlama saatinden itibaren neredeyse iki saat daha geçmiş, gece maçı oynamaya elverişli olmayan bir statta hava kararmaya dönmüştü...


18 Haziran 2005 Cumartesi günü tüm Ordulular için ve Orduspor’u sevenler için olduğu kadar Türk futbol kamuoyu için de önemli bir gündü. O gün yayımlanan pek çok gazete o gün oynanacak olan Orduspor-Eskişehirspor maçına sayfalarında geniş yer ayırmıştı.
“ORDU ZAFERE ÇIKIYOR” başlığı atan Bugün Gazetesi’nin usta kalemi Ersan Çelik ise köşesinde “boşuna oynamayın bunlar Orduspor’un şampiyonluğunu yine elinden alır!” başlıklı yazısında bir anlamda yaşanan gelişmeler karşısında duyduğu şaşkınlığı dile getiriyordu.
“Lafı hiç uzatmayalım, gelinen noktayı herkes biliyor. Orduspor, bileğinin hakkıyla, alın teriyle tam 17 maçı hem de arka arkaya yeşil sahada kazanarak şampiyon oldu. Bazıları bu büyük başarıyı hazmedemedi. Türk futbolunu yıllardır kemiren virüsler yine güçlerini gösterdiler. Dünyada eşi benzeri olmayan bir yöntemle Orduspor’un elinden şampiyonluk alındı. Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun kararı hiçe sayıldı. Maçın tek ve mutlak hakimi hakem Cüneyt Çakır’ın raporu dikkate alınmadı. Devletin Bakanı, Valisi, Emniyet Müdürü ve Jandarma Komutanı her türlü garantiyi güvenceyi vermesine karşın Eskişehirspor takımı sahaya çıkmadı. Sonuçta oynamaktan kaçan Eskişehirspor ödüllendirildi, Orduspor’un ise elinden şampiyonluğu alındı. “Neden böyle oldu, bu tezgahı kimler nasıl hazırladı?” derseniz işin içinden çıkamayız. Sadece birileri böyle istedi Orduspor kurban edildi.

Yeniden doğuş...

Bugün Samsun’da Orduspor-Eskişehirspor maçı yeniden oynanacak. Orduspor, şampiyon olabilmek için kazanmak zorunda. Eskişehirspor için kazanmak ya da kaybetmek o kadar önemli değil. Ama birileri için Eskişehirspor’un yenilmemesi gerekiyor. Yani sizin anlayacağınız bugün kendisi için değil bir bakıma başkaları için de oynuyor olacak.

Öyle inanıyorum ki; Orduspor bugün boşuna oynayacak. İnanılmaz ayak oyunlarıyla şampiyonluğu elinden alınan Orduspor’un bugün Eskişehirspor’u yenmesini beklemek saflık olur. Eskişehirspor günlerdir bu maça kampta hazırlanırken, Orduspor plajlardan, tatil beldelerinden oyuncularını toplamakla uğraştı. Şu tabloya bir bakın: Bir tarafta kendisi için hayati bir önem taşıyan (!) bugünkü maçı bekleyen hırs küpü bir Eskişehirspor diğer tarafta darbe üstüne darbe yemiş, elinden haklı şampiyonluğu alınmış bir Orduspor. Sorarım size şimdi böyle bir ortamda maçı kim kazanır.Kaldi ki, Eskişehirspor’un kazanmasına da gerek yok. Onlar berabere kalsalar da zaten amaçlarına ulaşacaklar.

Dahası da var. Diyelim ki, eğrisi doğrusuna denk geldi de Orduspor maçı kazanıyor. Buna da bir yolunu bulurlar engel olurlar. Şimdiden söylüyorum hakemlerin çalacağı düdüklere lütfen dikkat edin. Bütün Ordusporlu taraftarları bugün takımlarının nasıl bir ince kıyıma uğrayacaklarını bir defa daha görürlerse sakın şaşırmasınlar.


Ve tabii bütün bu olumsuzluklara rağmen Orduspor kazanırsa, Tahkim Kurulu yine onların elinden şampiyonluğu alacak haklı (!) bir neden bulur. Hiç belli olmaz belki de maçın gizli gözlemcisi yine Vahap Beyaz’dır. Keşke bu maçın hakemi Tahkim Kurulu’nun dört üyesi olsaydı. Nasıl olsa sonuçta yine onların dediği olacak.


Ordusporlu futbolculara bir tavsiyem var. Son düdüğe kadar futbol oynayın. Tahriklere kapılmayın. Yiyeceğiniz tekmelere, duyacağınız küfürlere asla karşılık vermeyin. Hiç kimseye güvenmeyin. Önce Allah’a sonra kendinize güvenin. Allah her zaman doğrunun yanındadır. Şampiyonluğunuz haksız bir şekilde elinizden alındı. Ben de bu haksızlığa isyan ediyor ve diyorum ki, Allah Türk futbolunu virüslerden korusun.


Her zaman hak eden, alın teriyle mücadele eden, çirkin tezgahlara girmeyenler, yeşil sahada canla başla oynayanlar kazansın. Centilmenliği, dostluğu, barışı, kardeşliği unutup, fair-play’den uzaklaşanlar mutlaka bir gün bunun hesabını verirler. Dilerim en kısa zamanda Türk futbolunun temeline dimanit koyanlardan, virüslerden kurtuluruz.”



ÇİFTE KAVRULMUŞ ŞAMPİYONLUK

15 Mayıs 2005 Pazar günü oynanan olaylı Eskişehirspor maçıyla ilgili Orduspor lehine verilen ilk karardan sonra sezonun son maçında deplasmanda Zonguldakspor’u 5-2 yenerek İkinci Lig B Kategorisi B Grubu’nda ilk şampiyonluğunu ilan eden mor-beyazlılar için sevinç kısa sürmüş Eskişehirspor maçının Samsun’da tekrar oynanması kararı alınmıştı. Durum böyle olunca belki de futbol tarihinde bir başka ilk gerçekleşecek ve Orduspor tekrarlanan Eskişehirspor maçını kazanırsa bir sezonda üst üste iki defa şampiyon olan tek takım unvanını kazanacaktı. Öyle de oldu. Bakın; çifte kavrulmuş bir şampiyonluk öyküsü…

Tarih 18 Haziran 2005… Orduspor’un cezası nedeniyle Samsun 19 Mayıs Stadyumu’nda oynanıyor Eskişehirspor maçı.

Karşılaşmayı Serdar Tatlı yönetiyor. Yardımcıları ise Bahattin Duran ve Erhan Sönmez .

Orduspor’un kalesini Fevzi koruyor. Gökhan Güney, Cumhur, Muzaffer, Volkan, Gökhan Kolomaç, Şenol, (Cüneyt), Özcan, Serkan, (Önder), Özgür, Gökhan Gündüz, (Mustafa Bedir) sahada mücadele eden diğer oyuncular.
Eskişehirspor’un kadrosu şu oyunculardan kurulu: Yusuf, Kazım, Serkan, Zafer, Alpaslan, Selçuk, Levent, (Eriş), Kenan, Alper, (Onur), Şükrü, Erkan (Soner Keleş)

Maçtan dakikalar…
Psikolojik yönü ağır basan maça hızlı başlayan taraf olan Orduspor, 26.dakikada Özgür’ün ayağından bir penaltı kaçırmasına rağmen 31.dakikada Muzaffer’in golüyle ilk yarıyı 1-0 önde kapattı. Rakibi karşısında üstün oyununu ikinci yarıda da sürdüren mor-beyazlılar, Eskişehirspor’da Zafer’in 58.dakikada kırmızı kart görmesiyle daha da rahatladı. 68.dakikada Özgür durumu 2-0 yaptı. Aynı oyuncu, kaçırdığı penaltının intikamını alırcasına 72 ve 90.dakikalarda tekrar sahneye çıktı ve böylece Orduspor, Eskişehirspor’u 4-0 yenerek mutlu sona ulaştı.

Tercüman Gazetesi adına karşılaşmayı izleyen Tahsin Han, köşesinde şöyle yansıtıyor perde arkasını ve son doksan dakikayı.

“Haksızlığa karşı zafer”

Aslında neresinden bakarsanız bakın, bu maçın oynanması tam bir fiyaskoydu. Düşünebiliyor musunuz bir alt birim çıkıyor ve üstün kararını yok sayıp yeni bir karar alıyor. Burası Türkiye olduğu için koltuklarında oturanların neyi ne amaçla yönettiğini bilmediği için böyle bir sorun olması kaçınılmazdı. Umarım bundan böyle Tahkim denilen kurum benzer yanlılarda ısrar etmez ve yeni kaoslara ortam hazırlamaz.

Neticede bir mecburiyet karşısında deniz kıyılarından toplanan iki takımın oyuncuları futbol hayatlarını tehlikeye atıp birilerinin isteği olsun diye sahaya çıkıp mücadelesini verdi. Bence öncelikle her iki takımın oyuncularını kutlamalı, çünkü yaptıkları fedakarlıklarının bir benzeri daha yok.


Şampiyonluğu 17 maç üst üste kazanarak çok önceden hak eden Orduspor, masa başında kaybettiği haklarını sahada kazanıp taraftarlarına gerçek anlamda bir bayram daha yaşattı. Bu sevinç diğer şampiyonluklarda yaşanan mutluluğa hiç benzemez. Bu hakkı elinden alınmış bir takımın 90 dakika sahada terini döküp haksızlığa karşı zafer elde etmenin coşkusu.


Tribünleri dolduran binlerce seyircinin yanı sıra stad çevresinde bulunan bir o kadar taraftar, 90 dakika sonunda haksızlığa karşı zafer elde etmenin gururlu ve mağrur duruşuyla kutladı şampiyonluğu. Hakkı elinden alınan ve mağdur edilenler sonunda ilahi adaletin tecellisiyle mutluluğa ulaşmıştır. Bu sosyal yaşamda olduğu gibi dün futbol sahalarında da görüldü.
Sonuçta geçmişte benzeri bulunmayan, yanlış bir kararla bir kentin umutlarını elinden alanlara, sahada cevap veren 11 futbolcu Orduspor tarihine altın harflerle yazılacak.

Şampiyonluğun kutlu, mutlu ve hayırlı olsun Orduspor...

Konuk yazar : Reşat Güngör
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...