9 Şubat 2013

21. Hafta | Kayserispor vs Orduspor

 
 Uzun bir aradan sonra geçtiğimiz hafta Gençlerbirliği karşısında galip gelerek üç puan hasretine son verdik. Üç puan hasretine son verdik ama bu hasretten çok daha fazlası var aslında. Deplasman galibiyeti... Rakip iki haftadır kaybetmeyen Kayserispor. Deplasmanda bu sezon kazanamadık ama hafta geçtiğimiz hafta Gençlerbirliği karşısında oynanan güzel futbol içimizden gelen “bu sefer olacak” seslerini yükseltmedi değil. Ama yine de temkinli yakllaşmak, fazla uçmamak iyidir. Futbolcular artık sorumluluk almaya başladı, Hector Cuper’in kulübesi artık daha zengin ve yönetim ile taraftar tek yürek takımımızın arkasında. Kenetlendiğimizde önümüzde kimsenin duramayacağını bir kez daha gördük Gençlerbirliği maçında. Artık sıra Kayserispor'da… 

Şamil, Agus ve İbrahim Kaş’ın cezaları bitti. Hasan Kabze ve yabancı kontenjanından dolayı Ordu'da bırakılan Agus ve Monje kafilede yer almıyor. Bu tercihleri ilerleyen haftalarda sanırım bolca sorgulayacağız... Geçen hafta birlikte oynayan Roversio ile Garcia hemen hemen hatasız oynadı ama İbrahim Kaş'ın cezası bittiğinden dolayı geri dörtlüde değişiklik olacağını düşünüyorum. Kalemiz zaten emin ellerde. Orta sahamız ise Gençlerbirliği maçında gayet toparlanmış gözüktü. Bu maçtan önce sorulması gereken soru sezon başında oynadığımız 4-4-2 sistemi ile mi sahaya çıkacağız yoksa Gençlerbirliği maçındaki sistemle mi sahada olacağız? Gençlerbirliği maçında Nizamettin ve Monje kötü performans ortaya koymuştu. Bu hafta Şamil'in de dönüşüyle ve Romero, Anıl'ın takıma ısınmasıyla Cuper'in orta alanda oldukça fazla seçeneği olduğunu söyleyebiliriz. İleri uçta ise Cuper'in sahaya çıkaracağı sisteme göre ya tek forvet Stancu'yu ya da Stancu ve Barral'ı izleriz büyük ihtimalle.

Bizim adımıza Cuper'in tercihlerinin de yarın ortaya koyacağımız performansda önemli olduğunu söyleyebiliriz. Geçtiğimiz hafta Ali'nin orta alanda gösterdiği performansdan sonra bu hafta Şamil'in dönüşüyle nasıl bir orta dörtlü kuracak şimdiden merak konusu. Monje'nin Ordu'da bırakılmasından sonra Romero'nun ilk 11 başlayacağını söyleyebiliriz. Varsayımlar üzerinden konuşuyoruz ama yarın sahaya nasıl bir 11 çıkarsa çıksın kenarda oyuna girdikten sonra etki edebilecek isimlerimiz olacak. 

Rakibimiz Kayserispor'da Bobo çok formda. 19 maçta 12 gol attı. Kayserispor ligin yaş ortalaması en genç takımı. Prosinecki geldikten sonra üzerlerindeki ölü toprağını attılar ama yine de istikrarsız bir görüntü ortaya koyduklarını söyleyebiliriz. Bobo'nun haricinde Cleyton 3 gol 5 asist, Pablo Mouche  4 gol 4 asist, Sefa Yılmaz ise 4 gol 3 asist ile takıma katkı sağlayan diğer isimler. Bobo, Ertuğrul Taşkıran ve Riveros en çok forma giyen oyuncuları. Geçen sezon deplasmanda 1-0 yenilmiştik Kayserispora. 2. yarı ise aynı skorla biz yenmiştik. Bu sezon ilk yarıdaki maçta ise 3-2 ‘lik skorla gülen taraf biz olmuştuk. Tarihimizde 10 kere karşılaştığımız Kayserispor’a karşı  5 galibiyet, 3 mağlubiyet 2 de beraberliğimiz var.

Altımızda bulunan takımların kazanmaya devam ettiğini düşündüğümüzde bizim de bir seri yakalamamız gerektiğini söyleyebiliriz. Uzun bir aradan sonra deplasman fobisini de son verirsek hem psikolojik açıdan hem puantaj bakımından kendimize geleceğiz. Takımımızdan galibiyet bekliyoruz.


TRES PUNTOS

4 Şubat 2013

Ali Çamdalı'dan Maksimum Verim Almak...


Dün Gençlerbirliği karşısında kazanarak 9 haftadır devam eden kötü seriye son verdik. Oyunu kontrol etme anlamında sıkıntılar yaşamış olsak da pozisyon çeşitliliği bakımından özlediğimiz Orduspor'u izlediğimizi söyleyebiliriz. Üstelik Stancu tek forvet oynamasına ve ileri uçta çoğu zaman yalnız kalmasına rağmen genel ortalamamızın üzerinde pozisyona girmemiz mutluluk vericiydi. Haftalardır hücum anlamındaki tek yapabildiğimiz şey kanatlardan pozisyona girmeye çalışmaktı.  Dün kanatları iyi kullanmanın yanı sıra Kaptan Ali Çamdalı'nın dikine oyunu, orta alandaki hakimiyeti, defansın arkasına attığı toplar ile deyim yerindeyse ligin başından beri kendi kendimizi nasıl sabote ettiğimizi daha iyi anladık. Ali'nin üstelik partneri Nizamettin oldukça formsuzken ve sorumluluk almazken bu yaptıkları takdire şayandı.

Sezona stoper olarak başlayan Ali Çamdalı orta sahada harikalar yarattı. Gerek defansif olarak gerekse ofansif olarak üzerine düşenin fazlasını yaptı.İkili mücadelelerdeki başarısının yanısıra İniesta vari pasları ile Gençlerbirliği savunmasının arkasına attığı topların hemen hemen hepsinde başarılı oldu. İlk önce şunu irdelemek lazım; Ali Çamdalı zorunluluktan mı yoksa H.Cuper’in isteği doğrultusunda mı stoper oynuyordu? Açıkcası kadroya baktığımızda stoper olarak oynayabilecek 4 futbolcumuz (Agus, Roversio, İbrahim Kaş,Ömer Alp Kulga) varken Ali’nin stoper oynaması çok garip. Garcia ve Şamil’in de stoper oynayabileceğini  ve ara transfer döneminde 2 stoper daha aldığımızı düşünürsek  Ali’nin haricinde 8 kişi stoperde görev yapabiliyor. Artık H.Cuper’in bazı inatlarından vazgeçip Ali Çamdalı’yı gözü kapalı orta sahada oynatması lazım. Dünkü maçta hiç doldur-boşalt yapmadık. Bunun tek sebebi olmasa bile en büyük sebebi Ali Çamdalı’dır. 

Ali Çamdalı sezon başından beri kırk yıllık bir stoper gibi formasını terletiyor ama orta alandaki eksikliğimiz gün gibi ortadayken, Nizamettin haftalardır sorumluluk almazken Ali'yi tandemde oynatmaya devam etmek ve ısrarla takımı kanat organizasyonlarına mahkum etmek ile resmen kendi kendimize yazık etmişiz. Bir futbolcudan maksimum verim alabilmek önemlidir. Bu hafta Şamil cezalı olmasaydı Cuper'in Ali'yi orta alanda oynatmayacaktı bunu hepimiz biliyoruz. Fakat dünkü karşılaşmadan sonra bundan sonraki süreçte oldukça mecburi bi durum olmadığı sürece Ali'yi tandemde oynatmak ciddi anlamda takımı sabote etmektir. Ali'nin yaptığı onca doğruyu, performansını yok saymaktır.

Hep aklımızda olan ama artık unuttuğumuz bir şeyi hatırlattı bize Kaptan dünkü performansıyla. Dün sahada gördüğümüz çeşitliliği bundan sonraki süreçte de görmek istiyoruz. O yüzden ilk 11 yazılırken ilk olarak Fornezzi'yi kaleye yazıyorsak dünkü performansıyla Kaptan'ı da direk orta alanın ortasına yazmak zorundayız. Son olarak; Kaptan'ın sözleşmesi sezon sonu sona eriyor. Orduspor yönetimi hala neyi bekliyor?

Duo Puntos | Potanın Menekşeleri 82 - 65 Bursa BŞB.


Geçtiğimiz sezon kurulan ve kurulduğu ilk sene Bayan Basketbol 1. Ligine çıkmayı kıl payı kaçıran Bayan Basketbol takımımız bu sezon şampiyonluk hedefiyle yoluna emin adımlarla ilerliyor. Yıllardır özlemini çektiğimiz salon sporları özlemini Bayan Basketbol takımımız bir nebze olsun giderdi. Orduspor'un bir spor kulübü olduğunu düşündüğümüzde Orduspor adının geçtiği her branşda mücadele eden sporcularımıza hak ettikleri desteği vermeliyiz diye düşünüyorum. Bu uğurda bundan sonraki süreçte Bayan Basketbol Takımımız hakkındaki yazılarımla ben de Divane Aşık Gibi Blog'da yerimi alacağım. İlk yazımın anlamlı bir galibiyetten sonra gelmesi de ayrı bir güzellik oldu...

DUO PUNTOS!

Orduspor Bayan Basketbol takımımız yani Potanın Menekşeleri TKB2L’nin 16. Haftasının en önemli mücadelesi, sonucu merakla beklenen maçında; mükemmel ve hatasız oyunla Bursa BŞB. maçını galibiyetle kapattı. Bu galibiyetin anlamı sadece 2 puan değildi tabiî ki; hem ilk yarıda ki maçın rövanşı, hem de TKB2L’nin B grubu liderliğini yeniden almaktı. Ve Ordulu bir basketbol sever olarak Potanın Menekşeleri ile gurur duydum… 

Gelelim maça; 
Potanın Menekşeleri ısınmak için parkeye çıktığında, sporcularımızın ve teknik ekibin kendine güveni gözümden kaçmadı. Mental anlamda maça hazırdık demek ki… Zaten Basketbolda galibiyeti getirecek en önemli etkenden biridir, mental olarak hazır olmak. 

Menekşeler, Münevver-Simay-Miranda-Aynur ve Kaptan Arzu ilk beşiyle maça başladı. İlk periyotta maça istediği gibi başlayamayan takımımız ilk iki dakika da 2-7 geriye düştü. Bu sonuç da Bursa BŞB. adına da maçta en yüksek fark oldu zaten. Coach Alper Durur’un mola almasına ve erken müdahale etmesiyle toparlanan Menekşeler periyodun ortalarında Miranda’nın içeriden, Simay’ın da dış atışlarıyla durumu 10-9 getirdi. Periyodun sonraki dakikaları karşılıklı basketlerle geçerken Bursa BŞB’nin Amerikalı pivotu Whitney Jones’un daha ilk periyot da 3 faul alması takımımız adına pota altı mücadelesi için güzeldi. İlk periyot 20-20 eşitle tamamlandı. 

İkinci periyodun ilk 4 dakikasında her iki takım da sayı üretmekte zorlandı. Jones’un bu periyotda oynamaması, Coach Alper Durur’un Hande, Melis ve Aslı’ yı alması sayı ve oyun anlamında önemli hamlesi oldu. Bu dakikalardan sonra maçta üstünlüğü eline alan Potanın Menekşeleri, hakem ikilisinin akıl almaz hataları rağmen maçtan kopmadı. Coach Durur’un mola almasıyla hakemlerin kötü yönetimine isyan ederken; tribünlerdeki gerginlik maçın tansiyonunu yükseltti. Mola sonrasında Bench’den gelen Melis’in oyuna etkisiyle son 2:32’ durum 37-31 oldu. Son İki dakikayı tam saha men-to-men savunma yapan Menekşeler devreyi 42-37 önde bitirdi. 


İkinci yarının ilk periyoduna aynı 5’le başlayan Coach, bu çeyrekte seti ofansif oynamayı ve dış şutlar üzerine kurdu. Rakibin oyunu kabullenmesiyle dış şutlar ve fast-breaklerle etkili olan Potanın Menekşeleri farkı 12 sayıya kadar çıkardı. Ardından Jones’un teknik faul alarak 5 faulle oyun dışı kalmasıyla iyice rahatlayan takımımız pota altında Miranda ve Gizem Başaran’la etkili olmaya başladı. Maçın en güzel hareketi de bu çeyrekte oldu. Simay’ın dripling yaparak yüksek post’dan Miranda ya asistti Basketbol severlerden büyük alkış aldı. Pınar ve Dilek’le oyunda kalmaya çalışan Bursa BŞB ‘ye Menekşeler karşısında 3.periyodu 59-50 geride kapattı. 

Ve Final… Potanın Menekşeleri bildiğiniz gibi Bursa’daki maçı son çeyrekte kaybetmişti. Bunun bilincinde başlayan Coach Alper Durur, kadro derinliğinden faydalanıp Hande, Beril, Aslı ve Melis’e bu periyotda daha çok süre verdi. İyice oyundan kopan ve yorulan Bursa BŞB. karşısında son çeyrekte hızlı hücumlarla etkili olduk. Bu durumdan faydalanan Münevver’in jeneriklik sayısı basket faulü de beraberinde getirdi. Gözden kaçmayan bir oyuncuda yeni transferler den Aslı’ydı. Özellikle savunması ve son çeyrekte katkısı hem kendisi, hem de sonraki maçlar adına olumluydu. Son 2 dakika da Coach’un alkışlatmak için oyundan aldığı Miranda, 21 sayı,12 ribaunt la double-double yaparak maçın MVP’si seçildi. Skorborda etki eden diğer oyuncularımız Münevver (15 sayı,5 asist), Simay (13 sayı,4 asist) olmuştur. 

Maçı 82-65 kazanan Potanın Menekşeleri sahada Basketbol adına her şeyi eksiksiz yaparak haklı bir galibiyet aldı ve Duo Puntos’u aldı! Başta Coach Alper Durur olmak üzere tüm teknik ekibe, Potanın Menekşelerine ve takımımızı yalnız bırakmayan salonu dolduran Basketbol severlere Divane Aşık Gibi ve kendi adıma teşekkür ediyorum. 

Tan AŞKAN 

3 Şubat 2013

Selam 3 Puan | Orduspor 2:1 Gençlerbirliği

Aslında 3 puandan daha fazlasını aldık bugün Gençlerbirliği karşısında. Şehrin takıma, takımın kendine olan güveninin tekrar geri geldiği bir 3 puan oldu. Tabi ki bu 3 puanla herşey düzelmedi ama futbolcular açısından bakarsak "bizim potansiyelimiz var." diyebilirler tekrardan. Bu, sonra ki haftalar açısından umut verici.

Maç öncesi kadroya bakıldığında, kendi sahamızda olsakta yinede defansif bir kadroyla çıktığımız söylenebilirdi. Lakin geçmiş maçlara oranla buluştuğumuz tek ortak nokta, bu sefer yedek kulübemizin güçlü oluşuydu. Stancu tek başına, bir çok maçta varlık gösteremedi. Benim şahsi görüşüm Ordu'da ki maçlarda Barral ile Stancu'nun beraber başlaması. Bugün Stancu ileride tek forvet, arkasında Monje ve kanatlarda Umbides ile Müslüm'ü izledik. 

Bu maçın diğer maçlara göre farklı olacağı maçın daha ilk saniyesinden belli olmuştu. Takımın, hırslı ve atak oynama isteği santradan sonra topu geriye doğru göndermeyerek, direk rakip yer alanında oyuna devam etme isteğinden belliydi. Ki daha ilk saniyelerde bu sayede pozisyona giren taraf biz olduk. Kontraya yakalandık pozisyonlar verdik. İlk 5 dakika bu şekilde karşılıklı atışmalarla geçti. Bu sefer cesurduk, farklıydı diğer maçlara göre. Gerçi geçen hafta oynadığımız Eskişehirspor maçının ilk 20 dakikasında da fena bir oyun ortaya koymamıştık ama deplasmanda oynamamızdan dolayı bir yerde temkinli davranıyorduk. 

Klasik oyunumuz olan kanatlara inip, ceza sahasına ortalarla içeride karambol oluşturmak yada defanstan atılan uzun toplarla rakipin arkasına sarkarak pozisyon arama geleneğimiz devam etti bu maçtada. Lakin Monje, kafasına taş geldikten sonra çok değişti. Hiç bir zaman vasat bir oyuncu olamadı. Kanatlara inip gol arayan bir takım için, olabildiğince kötü ortalarla 3 - 4 net pozisyonu içimiz acıya acıya harcadı. Bu ortalar öyle sıradan kötü ortalarda değildi, hepsi dağlara taşlara giden toplardı. İki takımda da bu maçta takım olma özelliğini göremedim. Her iki takımda bireysel oyuncuların bireysel özellikleriyle pozisyonlar ve goller aradılar. Hurşut, pire gibi bir oyuncu. Dışarıdan bakınca her takım Hurşut gibi bir oyuncusunun olmasını ister. Ama bugün izlediğim Hurşut bireysellik işini çok aşırıya kaçırıyor. Teknik var ama, bencil. Müslüm'de farklıydı mesela bugün. Bildiğimiz vasat Müslüm değil, mücadele eden, koşan, top kapan lakin bu özellikerinin yanında sık sık top kaybeden bir oyuncu görüntüsündeydi. Biz daha önceki maçlarda Müslüm'ü sadece top kaybeden, anlık dakikalarda ise koşan özelliğini görebilmiştik.

Temposu gayet yüksek ama pozisyon bakıöından kısır geçen ilk yarıda, Umbides diye bir adam çıktı 40 metreden golünü attı. Bu golü hafta boyunca sık sık konuşabiliriz. Sıradan rastgele atılmış bir gol değil, kaleye bakılarak, ölçülerek, biçilerek avlanmaıştı Gençlerbirliği'nin kalecisi. Maçın tam anlamıyla yıldızıydı. Bir futbolcu bir maçta ne yapabilirse hepsini yaptı. Gol attı, attırdı, rakibi 10 kişi bıraktı. Umbides hep bu standartlarda oynasa kolay kolay teslim olmazdık rakiplere bu haftalara kadar.

Şamil yoktu bugün, Ali nasılda özlemiş orta sahada oynamayı. Sanki hayata yeniden bağlanmış gibi. Attığı paslar, pozisyonların içinde olması, golü araması. Ali - Nizamettin ikilisi kesinlikle bizim orta göbeğimiz olmalı. Doğrusu olan Şamil - Nizamettin değil. Roversio bugün defansta sırıttı mı? Ben beğendim gayet. İkinci yarı boyunca da oyunun belli bir hakimi yoktu aslında. Görünürde amacımız skoru 1:0'da tutmak, olursa rakibin açıklarından 2'yi bulmak olacaktı. Ne kadar beğenmesekte, bu takımın taktiği bu. Bu takım kolay kolay maçlarının 2 farklı bitiremez bu yüzden, ki bitiremiyorda. 60. dakikadan sonra rakip 10 kişi kaldı, sonra Müslüm akıllara ziyan golüyle farkı 2'ye çıkardık. 2:0 olunca skor ve rakipte 10 kişi kalınca bir başka bilindik senaryo çıktı karşımıza. Oyunu rakibe bırakmak. Geçen sezon olsun, bu sezon olsun bi 3:0 olan maçları 3:2 yaptırmama, birde 10 kişi takımlara top oynatmama işini beceremedik. Gençlerbirliği dirençli takım, Lekiç girdi, ilk topla buluşması gol oldu. Ondan sornası dışardan izleyenlere tam anlamıyla futbol ziyafeti oldu. Romero'yu merak edenl çok var. 15 dakika izleyebildik kendisini. Ve bu 15 dakikada gayet parmak ısırttı. Ama bu durum çok yanıltıcı olur. İlk zamanlarında Dalmat'a da Monje'ye de parmak ısırmıştık çünkü. Romero'yu 2 3 maç izleyip yorum yapmak daha mantıklı. Skor 2:1 iken Romero olsun Barral olsun Atilla olsun karşı karşıya kaçırdıklarıyla saç baş yoldurdular. Gerçi Romero'yu tenzih etmek gerekir ama Barral ve Atilla'nın kaçırdıkları goller kesinlikle laubalilikten başka birşey değildi. Sen 2 - 3 farkla önde değilsin ki böyle rahat goller kaçırıyorsun. Saçmaydı.

Doğruların en güzeli gelen 3 puandı. Bu 3 puan, bazı şeylerin başlangıcı olsun. Üzülmeyelim daha fazla, yeter. Tebrikler çocuklar...

Tek Yol 3 Puan | Orduspor vs Gençlerbirliği

 



Deplasmanların en iyi takımlarından birisiyle karşılaşıyoruz yarın Süper Lig'in 20. haftasında. Rakip Gençlerbirliği bu sezon deplasmanda sadece 2 maç kaybetti. Bizim deplaman karnemizde bırakın 2 maç kaybetmeyi, 1 maç kazanmışlığımız bile yok. Böyle saçmalık olmaz. Son 6 maçlık performans grafiğimize bakarsak ligin en son sırasındayız. Gerçi genel sıralamamız çok parlakmış gibi konuştum. Bizim blog olarak misyonumuz, takıma köstek olmak değil asıl böyle zamanlarda destek olmak olsa da, söylemeden geçilmiyor bazı şeyler. Yazacak kelimeler tükendi, kalmadı. Hani takım kötü, birilerini eleştirmek istersin. Kimi eleştireceksin? Herkes kötü. Futbolcusundan, yönetimine kadar her kesimde bir basiretsizlik. Bazı şeyler ha deyince olmuyor. Bu takım kötü, bu takımın bundan sonraki potansiyeli bu. Bu takım bir gazla lige güzel başladı, sonra şarampole doğru yuvarlanmaya başladı. Ama hala çakılmadı yere. Bu takıma bir değnek değmeliydi, doğru düzgün transfer bile yapılamadı. Bu benim şahsi görüşümdür ki ben her zaman Cuper'in arkasındayım. Ha deyince hadi Cuper gitsin diyenlerden değilim, doğru yada yanlış. Ama bazı şeyler var, Cuper mi görmüyor bunları? Görmemesi imkansız. O zaman Cuper'in bu takıma inancı kalmamış. O zaman mutlu değil. O zaman başka şeyler var. Diyoruz ki her maç bittiğinde buralarda yazacak cümleler bulamıyoruz. Bu takım son 10 haftann en kötü takımı belki de. Abartısız... İnsan kendi takımının maçını izlerken sıkılmaz ki. Sıkılır demek ki. Ben sıkılıyorum. 

Biz kendi aramızda da konuşuyoruz, blogun eski havasının olmadığı konusunda birleşiyoruz son zamanlarda. Takımla da alakalı bir durum. Biz ilk defa kötü günler yaşamadık ama ben böylesini hatırlamıyorum. Senin takımın bilmem kaç haftadır 3 pas bile üstüste yapamıyorken ne yazabilirsin ki, neleri anlatabilirsin, neleri eleştirebilir, neleri savunabilirsin ki? O bitiş düdüğünü duyduğum an ekranı anında karartıyorsun sinirden. Acı çeken insan, acısının üzerine gitmek istemez, kaçar ondan. Kaçıyoruz bizde. Takım 3 puan alamadığı için değil, Göztepe'ye elendiği için de değil. Acizliğimizi tekrar tekrar hatırlamak istemediğimizden. O formayı terleten futbolcuların yarısından çoğunun, o forma altında bizleri temsil ederken sahadaki acizliği, bizim de acizliğimiz oluyor. Uyuyamıyoruz geceleri.

En çok da Fornezzi'ye üzülüyoruz sanırım. Bir de Ali'nin yeri başka.

Cuper'in mantıksız işlerine kafa yoruyoruz günlerce. İrfan takıntısının iç yüzünü bilmiyorum ama Orduspor formasını Abdulkadir ya da Yiğit gibi isimler terletiyorsa, İrfan bu işi hepsinden daha iyi yapardı. İrfan konusundaki inadın nedenini merak ediyorum. Hayır, dersin ki bizim yedek kulübemiz güçlü, bu adam bu takımda heder olur, harcanmasın, gönderilim, anlarım. Yedek kulüben yok ki senin, İrfanı geri gönderiyorsun. Ama Anıl transferi çok hoşuma gitti benim, ona değinmeden edemeyeceğim.

Şimdi yarın oynayacağımız maçtan ümitli miyiz? Bir çok kesim hayır diyecektir. Süper Lig'in havası gerçekten başkaymış. Ordu insanı alt liglerdeyken maçlara zevk için giderdi, o tribünler öyle ya da böyle bir şekilde hep dolardı. Ordu bizim yıkılmaz kalemiz olurdu çoğu zaman. Ben artık eski güzellikleride göremiyorum tribünlerde. Süper Lig'e çıkınca taraftarlarda mı profesyonelleşti acaba. Alt liglerde çoğu şeyler daha amatör ama daha içten, daha doğal olurdu. İyice göz önüne gelince, çoğu şeyin tadı kaçtı. Artık insanlar Süper Lig'in cazibesini evlerinde yaşamak istiyorlar. Bahaneyle İstanbul takımlarının maçlarınıda izliyorlar çünkü. Her maç standartın üzerinde dolan maraton tribünümüz olurdu bizim. Kalmadı, üstü kapandı, takım Süper Lig'e çıktı. Onlarda kayboldu. Özledim bazı şeyleri. Takım gerçekten tad vermiyor, tribünler gerçekten tad vermiyor artık.

Gençlerbirliği 5 maçtır kaybetmiyor. 2. yarıda oynadığı 2 maçıda kazandı. Antalyaspor deplasmanındaki 5:3'lük skor sezona damgasına vuran sansasyonel maçlardan birisiydi. Ama bir güzel istatistik ekleyeyim hemen, Gençlerbirliği bu sezon 3 maç üstüste kazanamadı hiç. Hatta biraz daha geçmişe gidince, 2012 yılı içinde Gençlerbirliği'nin 3 maç üstüste kazanarak bir seri yaptığını göremedik. Bizim tam tersimiz bir oyun anlayışına sahipler. Zevkli ve cesur oyun anlayışlarıyla ligin en renkli ve izlemesi en heyecanlı takımından birisi Gençlerbirliği. Maçlarının bir çoğu 3 gol ve üstüne çıktı. Deplasmanlarda kapalı bir oyun anlayışları yok. Bu yüzden gerek iç sahada gerek deplasmanda 3 - 4 gol yedikleri maç sayısı hayli fazla sıralamalarına göre.. Gençlerbirliği'nde en çok süre alan isim 1693 dakikayla Tosic. Tosic bu maça kadar 1 gol ve 5 asistle oynadı. Rakipte Tosic'den sonra Hurşut Meriç var 1632 dakikayla en çok süre alanlar arasında. Hurşut ise bu maça kadar 3 gol ve 6 asistle oynadı. Hurşut, Ankara'da oynadığımız ilk maçta Gençlerbirliği'nin bize attığı tek golü kaydetmişti. 31 gol atan Gençlerbirliği'nin en golcü isimleri 4'er golle Aykut ve Vleminckx. Aykut bu maçta cezalı. Vleminckx ise Gençlerbirliği'nin devre arası transferi olarak gelmesine rağmen ilk maçında Antalyaspor'a attığı 4 golle bu sayıya ulaştı. Takım olarak atılan gollerin 8 tanesi 16 ve 30. dakikalar arasında geldi. Orduspor olarak biz, son 10 resmi maçta hiç 2. golü atamadık rakip kaleye. Ayrıca ilk golü yediğimiz hiç bir maçı kazanamadık. 18. maçımıza çıkıyoruz rakiple. Toplam 17 maçta 4 galibiyet 5 beraberlik ve 8 mağlubiyet aldık. Kendi sahamızda ise bu durum 4 galibiyet 2 beraberlik ve 2 mağlubiyet şeklinde. Gençlerbirliği ile oynanan maçlarda, bir maç içinde en fazla 4 gol rakamına ulaşılırken, Ankara'da oynanan ilk maç 1:1 sona ermişti.

31 Ocak 2013

Ayila Yussuf ve Jaime Romero Orduspor'da

 
Devre arası transfer döneminin bitmesine birkaç gün kala eksiklerimizi gidermek adına transferlerimizi yaptık. Süpriz bir gelişme olmaması durumunda yapılan transferler ile transfer dönemini kapatacağız. Yapılan yerli transferlerinin yanı sıra Dinamo Kiev'in Nijeryalı futbolcusu Ayila Yussuf ve Granada'da forma giyen İspanyol futbolcu Jaime Romero ile anlaştık.

Rakiplerimizin yaptığı transferleri göz önüne aldığımızda ve eksiklerimizi tam olarak tespit edemediğimizi düşündüğümüzde son ana kalan bu transferler bize sağlayacağı katkı şimdilik soru işareti. Bizim direk sahaya atacağımız ve takıma monte edeceğimiz isimlere ihtiyacımız vardı ama Ayila Yussuf haricindeki transferleri şuan için bu kapsamda değerlendirmek zor gibi.

İlk yabancı transferimiz Ayila Yusuf önlibero orjinli bir futbolcu ama kariyerinin azımsanmayacak kısmında stoper olarak da görev almış. İçimizdeki bitmek bilmeyen stoper aşkını, Goodson'un İstanbul'a gelip geri dönmesini hesaba kattığımız zaman Yussuf'un ortasahadan çok tandemde görevlendirileceğini söyleyebiliriz. Yussuf'un kariyerine ve çok uzun bir süreden beri Dinamo Kiev'de düzenli olarak forma giydiğini düşündüğümüzde devre arası için cazip bir isim olduğunu söyleyebiliriz. Yusuf'un kariyerine özet geçecek olursak, futbol yaşamına kendi ülkesi Nijerya'da başlayan Yussuf'un ülkesinde sırasıyla Julius Berger, Enyimba, Union Bank takımlarının formasını giydiğini görüyoruz. Profesyonel ilk sezonunu 2002-2003 sezonunda Nijerya 1.Lig ekiplerinden Union Bank'da geçiren Ayila Yussuf, ilk sezonunda 43 resmi karşılaşmada forma giydi ve 4 kez gol sevinci yaşadı. Union Bank'da gösterdiği başarılı performansın ardından 2003 yılında Ukrayna ekibi Dinamo Kiev'e transfer oldu. 2003-2004 sezonunda Dinamo Kiev 2.takımında forma giyen Atanda Ayila Yusuf, bir yıl sonra ise A takıma yükselme başarısı gösterdi. Yussuf 2004 yılından bu yana Dinamo Kiev forması giyiyor. Ukrayna Premier Liginde 96 karşılaşmada görev alan ve 5 kez gol sevinci yaşayan Nijeryalı defans oyuncusu Ayila Yussuf, Ukrayna Kupasında ise 15 maçta forma giydi. Ukrayna temsilcisi Dinamo Kiev ile bir çok Avrupa maçındada görev alan Ayila Yussuf, kariyeri boyunca 18 Şampiyonlar Ligi, 5 Şampiyonlar Ligi ön eleme, 14 UEFA Avrupa Ligi ve 7 UEFA Kupası olmak üzere 44 kez Avrupa Kupası maçlarında forma giydi. Yussuf aynı zamanda 29 resmi karşılaşmada Nijerya Milli Takımının formasını giydi. Umarız Yussuf ondan beklediğimiz verimi ligin geri kalan kısmında sahaya yansıtır.


Diğer yabancı transferimiz ise bu sezonun ilk yarısında La Liga takımlarından Granada'da kiralık olarak forma giyen Udinese'nin 23 yaşındaki İspanyol kanat oyuncusu Jaime Romero. Romero doğduğu yer alan Albacete'de başlamış futbola ve ilk parlaması da bu kulüpte olmuş.  2008-2009 sezonunda İspanya ikinci liginde Albacete forması ile oldukça başarılı bir sezon geçiren Romero o sezonun ardından İtalya Seri A takımlarından Udinese'ye yaklaşık 2 Milyon Euro bonservis bedeliyle transfer olmuş. Udinese'deki ilk sezonunda bekleneni veremeyen ve yalnızca 4 maçta forma giyen Romero o geçtiğimiz sezon Seri A takımlarından Bari'ye kiralanmış ve 9 maçta forma giymiş. Bu sezon başında da Udinese kendisini kadroda düşünmemiş ve La Liga takımlarından Granada'ya kiralanmış. Ligin ilk yarısında Granada formasıyla 11 maçta forma giyen Romero, bu maçların yalnızca ikisinde ilk 11'de sahaya çıkmış. Romero sanılanın aksine bir 10 numara değil sol kanat oyuncusu. Başkan transfer döneminin başından beri bir 10 numara transfer edeceğimizi belirtmişti. Nitekim Romero'dan önce ismi geçen futbolcular bu nitelikdeydi. Transfer döneminin bitmesine 1 gün kala aranılan niteliklerin dışında ve muallak olan bir futbolcu ile anlaştığımız için Romero için piyango tabirini kullanabiliriz. Umarız son dakikada yenilen bir menejer golü değildir!

Her iki futbolcunun da göstereceği performans bizim adımıza oldukça önemli. Umarız Ligin geri kalanında hem Yussuf hem de Romero takıma katkı sağlar. İki futbolcumuz ve kulübümüz adına hayırlı olsun.


28 Ocak 2013

Nereye Gidiyoruz? | Eskişehirspor 1 - 0 Orduspor

 
Doğrusunu söylemek gerekirse bu sonuçtan daha kötüsünü de düşünmüştük... Fakat; aklımızdan geçen kötü düşüncelere rağmen ufak da olsa umudumuz vardı. Kalede Fornezzi varsa o umut zaten hep oluyor zaten dimi?

Kötü gidişat yetmezmiş gibi ön tarafta oynayan önemli futbolcularımızın da eksikliğinden dolayı 18 kişilik kadroyu zar zor tamamlayarak gittik Eskişehir'e. Maç öncesi Stancu'nun da sakatlanması tüm bu aksiliklerin üzerine tuz biber oldu. Bütün bu saydıklarıma rağmen maça şaşırtıcı bir şekilde iyi başladık. İlk 20 dakikalık periyodda acaba bu maçı kazanabilir miyiz diye düşünürken Ferhat Öztorun bir çuval inciri berbat etti. İki kart ve penaltı pozisyonu doğru karardı bana göre. İlk kart pozisyon icabı ona bir şey diyemeyiz ama penaltı pozisyonundaki amatörlüğü kelimelerle ifade etmek güç.. İlk cümleden itibaren sıraladığım olumsuzluklara rağmen yine de umutlandık. Fornezzi penaltıyı kurtardı. 10 kişi kalan takımımız tamamen geri gömüldü, Fornezzi kurtardı. Eskişehir üstümüze geldi, Fornezzi kurtardı. Fornezzi, Fornezzi, Fornezzi...

İkinci yarı başlarken 45 dakika dayanabilir miyiz diye soruyorduk kendimize ama 20. dakikadan sonra deyim yerindeyse futbol adına yaptığımız tek şey geriye gömülüp defans yapmaktı. İlk yarının ilk haftalarında birkaç maçta rakiplerimiz 10 kişi kalmıştı ama ben böyle bir tablo hatırlamıyorum mesela hiç? Bu şartlarda kah yerlerde yatarak, kah şansımız ile, tırnaklarımızı kemirerek maçın bitmesini bekledik. Ama işte bir yere kadar.. İbrahim Kaş önce eliyle ayağıyla indirdi rakibini. Fornezzi bu sefer kurtaramadı. Aynı İbrahim Kaş penaltıdan iki dakika sonra ''BİLEREK, İSTEYEREK'' kırmızı kart gördü. Çok zor dönemden geçiyoruz ya biz, hiç düşünmedi gelecek hafta takımı yalnız bırakacak olmasını. Bursaspor maçında Nizamettinde düşünmemişti mesela!

Nitekim mağlup olduk. Maçtan önce bu mağlubiyet aklımızdan geçiyordu aslında ama bu kadar üzüleceğimizi düşünmemiştik. Yine dilimizde Fornezzi'nin emekleri, yine dilimizde umutsuzluk cümleleri... Güzel günler yakında diye cümle kurmak istiyor gönül ama önümüze baktığımız zaman kocaman bir boşluk var. Ne olacağımız mechul. O kelimeyi kullanmak dahi istemiyorum ama sıralamaya bakıp yüzleşmek lazım. Durum iç açıcı değil. Burun kıvırdığımız takımlar bizden kat ve kat iyi futbol oynuyorlar. Kadrolarını güçlendirdiler, moralli bir şekilde lige sımsıkı sarıldılar. Peki ya biz? Ne yaptık? Sorunun cevabı yok. Kampa yetişeceği söylenen transferlerden hala ses soluk yok. Bu durumdan daha vahimi ise ihtiyaçlarımızı saptayamamış olmamız. Hala stoper peşinde koşturuyoruz mesela, anlaması güç. 

Daha fazla uzatmaya gerek yok. İçerde oynayacağımız karşılaşmalar kaderimizi belli edecek. Önümüzde bir Geçlerbirliği maçı var. Yine sakat ve cezalı futbolcular var. İkinci yarının üçüncü maçına ilk iki maçta çıktığımız kadrodan alakasız bir kadro ile çıkacağız yine.. Ne olacak, nasıl olacak bilmiyoruz. Sadece iyi düşünmeye çalışıyoruz...



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...